Soğuk sandviçleri çok güzel olan mahalle pastanemize girdim. Yaklaşık bir aydır hiç uğramamıştım pastaneye, gerçi on yıl da uğramasam fark etmezdi, mahallemizin pastanesiydi işte. Sonsuza kadar orada duracak, beş yüz yıl daha baklava satacak, çay kaynatacak, pasta alanlara "mum ister misiniz?" diye soracaktı. Fakat o gün sanki bir değişiklik var gibiydi, bir tuhaf gelmişti kadim pastanem bana. Sonra kendi kendime "ulan alacağın bir adet sandviç, al ekmeğini çık, fazla tatava yapma" dedim. Seçeceğim sandviçlere yoğunlaştım. Evet ben sandviçi seçerim, cam vitrine bakıp malzemesi en bol olanı işaret ederim. Pastaneci abiyle genelde şöyle diyaloglar yaşarım.
-Abi şu
-Bu mu?
-Yok o değil, bi arkasındaki
-Bu?
-Yok ya bak salatalık yana sarkmış bak
-Şu?
-Abi tezgahın arkasına geçebiliyor muyuz?
-Kardeşim hepsi aynı, al işte bir tane!
Fakat o gün seçim merasimine geçemeden büyük bir şok yaşadım. Hayatımın en büyük şoklarından biri olmasa da orta şiddetli bir şokla sarsıldım. Sandviçler eski sandviçler değildi. Küçülmüşlerdi, böyle minyatür gibi olmuşlardı, oyuncak gibiydiler. Bir umutla sordum, sonuçta umut fakirin ekmeğidir.
-Abi bunların büyükleri nerede?
-Artık bu boy olacak, müşterilerden gelen genel istek üzerine ekmekleri küçülttük
-Müşterilerden gelen genel isteğe sıçayım abi
-Pardon??
-Kim istedi neden istedi böyle bir şeyi, bu ne böyle kanepe gibi, pohaça gibi olmuş bunlar
-Bitiremiyorlardı, ekmeğin yarısı hep kalıyordu
-Kim bitiremiyordu, nasıl bitiremiyordu ya, yalan bu!
Adam haklıydı haklı olmasına da ben civardaki pastanelere göre ekmeği büyük olduğu için tercih ediyordum burayı. Beni bu pastaneye bağlayan tek bağ artık kopmuştu. Gerçi haksız da sayılmazlardı, herkes benim gibi ayı doyuran sandviç yemez, insan yaşıyor bu mahallede. Bir ara dedim acaba esnaf çakallığı yapıp fiyat arttıracağına ekmeği mi küçülttüler ama yok, 4.5 lira olan sandviçi 3 liraya düşürmüşler, tebrik ettim.
-Hangisini vereyim, seçiyorsunuz ya siz hani?
-...
Seçemiyordum çünkü şoktaydım. Bu kadarcık ekmekle doymam imkansızdı, cam vitrine boş boş bakıyordum. Kafam istem dışı yana yatmış, omuzlarım çökmüş, gözlerim kaymıştı. Bedenim, sandviç problemini eğilip bükülerek çözmeye çalışıyordu. Pastaneci bendeki anormalliği sezdi.
-İyi misin sen?
-İyiyim de
-E seçin o zaman bir tane, ya da istersen ben seçip vereyim
-Sen seç fark etmez, nasıl olsa hepsi küçük, doymam ben bunlarla
İşte o an pastanecimiz dünyanın en iyi çözümünü buldu. Bulduğu çözüm benim için telefonun elektriğin internetin keşfi kadar büyük bir buluştu. Bu benim aklıma nasıl gelmemişti hayret ettim. Belki de şoktan beynim donmuştu. Bir an tezgahın arkasına uzanıp tonton yanaklarından yakalamak, hatta hazır yakalamışken o etli yanaklardan öpmek istedim. Sen ne güzel bir cümle kurdun be abim.
-Doymam diyorsan iki tane de alabilirsin
-:)
-Vereyim mi iki tane
-Ver :)))
Maksimum 500 karakter yazılabiliyormuş bu giriş bölümüne. Gör de utan, duy da saklan Twitter, 500 diyor bak blogspot. Ne demek bu, he ne demek bu? Yaya yaya yazmak, eteğinde ne kadar taş varsa -ki etek ne alaka anlamamışımdır hala- dökebilmek demek bu. Ne oldu twitter zoruna mı gitti yavrum? Ama bir şeyin de farkına vardım, 500 karakter olunca yaymaktan toparlayamıyorum konuyu, mal gibi bir giriş yazısı oldu. Allah belanı versin lan blogspot, sen de yalanmışsın, sen de dolanmışsın.
16 Nisan 2016 Cumartesi
8 Nisan 2015 Çarşamba
Teras Futbolu
Dün Kartal'da bir lisenin önünden geçerken (Ahmet Şimşek Lisesi) okulun terasındaki öğrenciler bana bakıp "abi top top!" diye bağırdılar, "noluyo lan?" diye düşünürken, maç yaptıkları topu aşağı düşürdüklerini fark ettim. Topu aldım, kaleci gibi terasa degajla gönderme niyetindeydim. Vuruşumu yaptım ama top 45 dereca açıyla sola doğru gitti. Öğrenciler hoyratça güldü, ben de "topunuz yamuk aq" deyip güldüm. Düşen topu 60 yaşlarında bir amca aldı, bana küçümser şekilde baktı ve gayet kendinden emin şekilde degajını yaptı, top bu sefer hiç açı almadı, direkt yukarı doğru gitti, bir süre sonra amcanın kafasına doğru düşmeye başladı, amca panikle sağ sol yaptı, komik bir görüntü verdi. Öğrenciler daha da şiddetli güldü. Bu kez yerdeki topu artist bir çocuk aldı, havalıydı, o da kendinden emindi, güneş gözlüklerini bile çıkarmaya gerek duymadı, "sizin yapacağınız işin içine sıçayım" dercesine amcayla bana baktı. Sonra topu degajla minibüs yoluna gönderdi, öğrenciler gülerken terası sallıyordu artık. Minibüs yolundaki bir adam topu düzgün bir vuruşla bana doğru gönderdi. Top dönüp dolaşıp yamacıma düşmüştü, allah tarafından ikinci bir şans verilmişti bana. Topu aldım, artık daha tecrübeliydim, bir yaşanmışlık vardı en azından, hatıralar vardı, anılarım tazeydi. Tecrübelerime dayanarak topu ayakla değil elle fırlattım terasa, başarmıştım, artist çocuk göt oldu, amca minibüse bindi gitti, öğrenciler maçına devam etti. Ben de "eve gideyim de yazayım bunu, kısa ama iyi anı" dedim.
11 Mart 2014 Salı
"Kimsin sen, aha ben" adlı röportaj
Merhaba Söz Müzik: Hayat okurları,
Günümüzde son dakika haberlerini almak için haber sitelerine tercih ettiğimiz, herkesin herkesle muhabbet edebildiği, takipedenitakipederim çılgınlarının bu aralar fazla aktif olduğu, e aynı zamanda da geyiğin dibine vurulduğu yer; TWITTER. Ve bu hafta twitter’da 126000 kişinin takip ettiği fenomen İstiklal Akarsu konuğumuz. Bakalım kimdir, nedir, ne iş yapar ya da var mı böyle bir adam ?
Yılmaz Dindar: Bizim bildiğimiz İstiklal Akarsu, https://twitter.com/istiklalAkarsu ‘dur. Sosyal medya dışında İstiklal Akarsu kimdir?
İstiklal Akarsu: Sosyal Medya dışında İstiklal Akarsu bir hiçtir. Yani kusura bakmayın emek vermişsiniz onca soru hazırlayıp göndermişsiniz ama İstiklal Akarsu diye biri yok. Şaka şaka aslanlar gibi buradayım. Sosyal medya dışında ticarette varım, spor mağazamız var ailece işlettiğimiz, esnaf insanım. Tweet atmadığım zamanlarda yemek yerim su içerim, sinemaya giderim, maç izlerim, dizi izlerim, bira içerim bazen. Normal bir yurdum insanı gibi yaşıyorum. Görüldüğü üzere fark yaratamadım gerçek hayatta, düz kaldım. O yüzden şansımı sanalda denemeye karar verdim.
Yılmaz Dindar: Israrla “Twitter yalnızların yeridir.” düşüncesine sahibim. Yanında bu cümleleri kuracak birini bulamayınca milyonlara yazar gibi yazıyor insanlar.Neden twitter? Twitter mantığı diye bir şey var mı?
İstiklal Akarsu:Valla Twitter benim için çölde su bulmak gibi oldu. Daha önce Facebook adlı çölde inim inim inliyordum. Bir yandan akraba baskısı bir yandan “kokulu silgin duruyor mu” diyen ilkokul arkadaşları yüzünden zorlu yıllarım oldu. Yav ben şaka yazıyorum, bir like bir yorum bekliyorum ama eniştem beni dürtüyor, kuzen laf sokuyor. Bak hatırlattınız yine gerildim. Ama Twitter şahane bir yer. Akraba yok, komşu yok, yardır gitsin.
Yılmaz Dindar: Bir dönüm noktası tweeti olmuştur mutlaka. O tweeti hatırlıyor musunuz?
İstiklal Akarsu:2010 yılbaşıydı sanırım. Tam tweeti hatırlamıyorum ama konusu yılbaşı ve Taksim’deki tacizle ilgiliydi. O tweet epey ilgi görmüştü. İnsanlar yazdığımı paylaştıkça vay anasını noluyor lan oldum, heyecanlandım, gaza geldim. Sonra o gazla arka arkaya 10 tweet daha yazdım, tutmadı onlar.
Yılmaz Dindar: İnsanlar art arda takip etmeye başladığı an neler hissettiniz? “Heeey… Noluyo?” dediniz mi? Ya da “ooo Beyaz, Okan da kimmiş meşhur oluyorum;gelsin stand up’lar, gelsin show programı teklifleri” olarak geçti mi aklınızdan?
İstiklal Akarsu:İnsanlar art arda takip etmeye başlayınca “çüş lan noluyor!” dedim, sanırım biraz kaba bir insanım. Ooo Beyaz, Okan da kimmiş demedim, hedefi küçük tuttum, sonunda üzülmek istemedim, “Ooo Cimilli İbo da kimmiş??” dedim, lakin onu da geçemedim. İnsanların yazdıklarıma değer verip takip etmeye başlaması çok güzel bir duygu. Tabi başta bir gerildim, lan onbinlerce insandan bahsediyoruz, bunun sapığı var psikopatı var katili var dedim. Sonra fuleli kaçarsam yakalanmam dedim, atladım geyiğin üstüne, vurdum kırbacı kaçtım.
Yılmaz Dindar: Peki insan ister istemez sokakta insanların kendisini tanımasını beklemiyor mu?
İstiklal Akarsu:Bizim mahallede tanıyan oluyor, sanırım 20 yıldır aynı mahallede oturduğumuzdan tanıyorlar. O bana yetiyor, 5 kişi olsun benim olsun, ben mahalledeki 5 komşumun tanıdığı bir insanım, bu bana yeter, lokal bir ünlüyüm anlayacağınız. Twitter’dan takip edenlerin tanımasına imkan yok, çünkü profil fotoğrafım renkli bir kafadan ibaret. Zaten Twitter’da tweet yazıp sokakta tanınmayı bekleyen insan kafayı yemiş insandır. Çok saçma bir beklenti bu, var mı acaba böyle beklentiye giren merak ettim. Varsa uyaralım, kendine gel diyelim. Ama söylediğiniz şey Vine için geçerli olabilir. Vine’da meşhur olan bir insan sokakta tanınmayı bekleyebilir. Çünkü orada görsellik var, 6 saniye de olsa görüntü var.
Yılmaz Dindar: Twitter’da “Takip Edeni Takip Ederim” ve” yumurta kafa takipçiler” kavramları oluştu ve insanlar kendilerini bu şekilde fenomen hissediyorlar. Neyin kafası bu?
İstiklal Akarsu:Bu şekilde kendilerini iyi hissediyorlarsa bırakalım hissetsinler. Adam kafaya koymuşsa yapacak bir şey yok. Fakat emek hırsızlığı yapmasınlar, özgün olsunlar, canımı yesinler.
Yılmaz Dindar: Bir zamanlar #ff vardı artık pek kullanılmıyor. Bugün #ff yaparak takip tavsiyesi verecek olsan bu kim olur?
İstiklal Akarsu:Evet cuma günleri böyle bir furya oluyordu, çok acayip mentionların içinde buluyordum kendimi. Zamanla etkisini yitirdi o akım, bir zaman sonra da kendisi yitti gitti, güle güle ff, seni özleyeceğiz. Valla güzel kafalar var Twitter’da. Hoanes var eskilerden, sonra Özlem Hepşen var(çatlak biraz ama söylesene hangimiz biraz çatlak değiliz ki, ama hangimiz??)sonra Entelseven diye bir arkadaş var, Yarım Deli var Tam Deli, cafadam var çözemedim daha onu, bir de geceleriesen var o da içince estiriyor, Demet Akalın var, şaka şaka.

Yılmaz Dindar: “Bir Alex Değilim”, ”Olsa Dükkan Senin”, “Olur Öyle” desek…
İstiklal Akarsu:Üç kardeş bunlar, Bir Alex Değilim abileri oluyor, Olsa Dükkan Senin ortanca, Olur Öyle de yeni doğdu abisi, emekliyor daha. Geçen kanepeden düştü bu, panik olduk. “Vay bir şey mi oldu?” dedik, koştuk kucakladık, neyse ki bir şey olmamış. Kapağı kırışmış sadece, ütüledik düzeldi. Kitap yazmak en büyük hedefimdi, hedefime ulaşınca yeni hedefim yeni bir kitap yazmak oldu, ona da ulaşınca hop başka bir kitap. Sanırım bu kitap olayı beni rehin aldı, kurtarmayın ama iyiyim ben böyle.
Yılmaz Dindar: Son olarak… Emekleme evresinde olan Sozmuzikhayat.com ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
İstiklal Akarsu:Valla yalan olmasın siz şimdi bunu sorunca “Girip siteye bakayım!”dedim, sayfa açılmadı. O yüzden hiç bilemiyorum inşallah iyi bir sitedir.(Yok yav siz röportaj yapalım dediğinizde girip baktım, eğlenceli bir siteye benziyor, başarılar dilerim)
Sozmuzikhayat.com takipçilerinden gelen sorular:
Ahmet Saygın
Twitter, fenomenlere maaş bağlıyor mu?
İstiklal Akarsu:Eski bir soru bu, sanırım 2011′de soruldu ama cevaplamak bugüne kısmet oldu. Çünkü başlarda “Twitter sana maaş mı bağlıyor, ne diye sabah akşam yazıyorsun??” diye sorular geliyordu. Sonra çok takipçili insanlar reklam alarak Twitter’dan para kazanmaya başlayınca bu sorular bitti. Bu sefer de “kaç para aldın la bu reklam için??” soruları başladı. Ama keşke reklam yerine maaş olsaydı. Maaş+sigorta+yol+prim olsaydı kapısında yatardım Twitter’ın. “Jack Dorsay abi ben bakkala gidiyorum bir ihtiyacın varsa gitmişken alayım” derdim. “Jack abi teyzemler İsviçre’den çikolata yollamış, al bir tane de sana vereyim ağzın tatlansın” derdim. Maaş olayı önemli.
Ayşe Özek
Takipçi sayısı çok olanların dolaylı reklam aldığı doğru mu?
İstiklal Akarsu:Twitter’a insanların ilgisi artınca markaların bir ağzı sulandı tabi. Tüketicilere ulaşmak için yeni bir mecra vardı artık karşılarında. Dur buradan da eksik kalmayalım, müşterilerimize buradan da ulaşalım, hem ucuz olur paramız cebimizde kalır dediler. 2011 başlarından itibaren çok takipçili kişilere reklam vermeye başladılar. Ben başta direndim, çünkü reklamın veriliş biçimi hoşuma gitmedi. Viral reklam veriliyordu, yani “mış” gibi yapıyorduk, araya serpiştiriyorduk. Ben yaklaşık 1 sene direndim reklam almadım, çok kaybım oldu, arkadaşlarım kınadı, komşular yüzüme bakmaz oldu, mahalle kovaladı. Sonra baktım benden başka reklam almayan kalmamış, ben de artık alayım dedim. Ama sanırım biraz geç kalmıştım, önce tek tük reklamlar geldi. Yazdım harçlığımı çıkardım. Sonra bu işte bir kartelleşme oldu, bazı arkadaşlar ajans kurdu, var olan ajanslarla kanka oldu. Ben dışında kaldım, o tür ilişkilere girmek istemedim. Teklif gelirse tweetimi yazarım dedim. Sonra teklifler azaldı, gelenler de çok düşük rakamlar önerdi. Ve ben bir müddet sonra eskisi gibi reklam almayan samimi bir hesaba döndüm. Şimdilerde çok nadir de olsa geliyor teklifler, dur bakalım neler olacak, hakkımızda hayırlısı olur inşallah.
Tuba Böke
Fenomen olmak ağır travma etkisi yaratmıyor mu? Twitter’da olaysın ama sokakta kimse tanımaz.
İstiklal Akarsu:Kişiden kişiye değişir bu durum, benim sosyal medya şöhretim çok geç geldiği için hayatımda değişen pek bir şey olmadı. Ha belki yirmili yaşların başında gelseydi sapıtabilirdim ama otuzlu yaşlarda geldi, karakterimde büyük değişiklikler yapamadı, vurdu kıramadı, yüklendi yıkamadı, dürttü gıdıklayamadı beni şöhret.
Utku Turhan
Kendisini -twitterdan tanımayıp da- kitap sayesinde tanıyanların tepkileriyle, twiterdan tanıyanlar tepkileri arasında farklar var mı?
İstiklal Akarsu:Genelde Twitter’dan tanıyıp kitabı alanlar oluyor. Ama bir kitabı ortalama 7-8 kişi okuduğu için sadece kitapla tanıyanlar da var. “Abi kitabını okudum sadece senin için Twitter hesabı açtım” diyor bazı arkadaşlar. Twitter ile kitap farkını şöyle açıklayabilirim. Twitter genelde geyik yaptığımız, goygoy yaptığımız, gündemle uğraştığımız bir mecra. Kitap öyle değil, hayatımdan hikayeler paylaştığım, daha samimi bir yer orası. Kitabı okuyanlar genelde beni ailesinden biri gibi gördüklerini söylüyor, bu da beni çok mutlu ediyor, motive ediyor. Kitap sayesinde binlerce insanın ailesine girdim, abisi oldum, dayısı oldum, kayınçosu oldum, görümcesi olamadım ama, kitap dediğin de bir yere kadar, abartmamak lazım. Söyleşiye gittiğim okullarda kitabı okuyanlar hemen belli oluyor, 40 yıllık ahbap gibi yanıma gelip sohbet ediyorlar. Ziya Abi’ye selam söyle diyorlar, fanatik eniştene söyle sakin olsun diyorlar, Sedat Bey’in allah cezasını verecek diyorlar, anneannenin ellerinden öperiz diyorlar, Yılmaz Bey’e saygılar diyorlar.
Fatma Ünal
Twitterdaki bu başarısı planlı bir şey miydi yoksa her şey kendiliğinden mi gelişti?
İstiklal Akarsu:Şöyle izah edeyim, ilk girdiğimde 25 kişiyi filan takip ettim. Genelde tanıdığım isimler olduğu için onlar da beni takip etti(oha lan farkında olmadan takipedenitakipederim furyasını başlatmışım, bir canavar yaratmışım). Takip ettiğim 25, takip eden 25. Sonra beni takip eden 26 olunca şaşırdım, ulan bayram değil seyran değil bu adam beni neden takip etti dedim. Takip edenlerin sayısı 50 olunca, vaay şeklimiz var dedim, havam batsın dedim. Gördüğünüz üzere pek planlı programlı adamın kuracağı cümleler değil bunlar.
Günümüzde son dakika haberlerini almak için haber sitelerine tercih ettiğimiz, herkesin herkesle muhabbet edebildiği, takipedenitakipederim çılgınlarının bu aralar fazla aktif olduğu, e aynı zamanda da geyiğin dibine vurulduğu yer; TWITTER. Ve bu hafta twitter’da 126000 kişinin takip ettiği fenomen İstiklal Akarsu konuğumuz. Bakalım kimdir, nedir, ne iş yapar ya da var mı böyle bir adam ?
Yılmaz Dindar: Bizim bildiğimiz İstiklal Akarsu, https://twitter.com/istiklalAkarsu ‘dur. Sosyal medya dışında İstiklal Akarsu kimdir?
İstiklal Akarsu: Sosyal Medya dışında İstiklal Akarsu bir hiçtir. Yani kusura bakmayın emek vermişsiniz onca soru hazırlayıp göndermişsiniz ama İstiklal Akarsu diye biri yok. Şaka şaka aslanlar gibi buradayım. Sosyal medya dışında ticarette varım, spor mağazamız var ailece işlettiğimiz, esnaf insanım. Tweet atmadığım zamanlarda yemek yerim su içerim, sinemaya giderim, maç izlerim, dizi izlerim, bira içerim bazen. Normal bir yurdum insanı gibi yaşıyorum. Görüldüğü üzere fark yaratamadım gerçek hayatta, düz kaldım. O yüzden şansımı sanalda denemeye karar verdim.
Yılmaz Dindar: Israrla “Twitter yalnızların yeridir.” düşüncesine sahibim. Yanında bu cümleleri kuracak birini bulamayınca milyonlara yazar gibi yazıyor insanlar.Neden twitter? Twitter mantığı diye bir şey var mı?
İstiklal Akarsu:Valla Twitter benim için çölde su bulmak gibi oldu. Daha önce Facebook adlı çölde inim inim inliyordum. Bir yandan akraba baskısı bir yandan “kokulu silgin duruyor mu” diyen ilkokul arkadaşları yüzünden zorlu yıllarım oldu. Yav ben şaka yazıyorum, bir like bir yorum bekliyorum ama eniştem beni dürtüyor, kuzen laf sokuyor. Bak hatırlattınız yine gerildim. Ama Twitter şahane bir yer. Akraba yok, komşu yok, yardır gitsin.
Yılmaz Dindar: Bir dönüm noktası tweeti olmuştur mutlaka. O tweeti hatırlıyor musunuz?
İstiklal Akarsu:2010 yılbaşıydı sanırım. Tam tweeti hatırlamıyorum ama konusu yılbaşı ve Taksim’deki tacizle ilgiliydi. O tweet epey ilgi görmüştü. İnsanlar yazdığımı paylaştıkça vay anasını noluyor lan oldum, heyecanlandım, gaza geldim. Sonra o gazla arka arkaya 10 tweet daha yazdım, tutmadı onlar.
Yılmaz Dindar: İnsanlar art arda takip etmeye başladığı an neler hissettiniz? “Heeey… Noluyo?” dediniz mi? Ya da “ooo Beyaz, Okan da kimmiş meşhur oluyorum;gelsin stand up’lar, gelsin show programı teklifleri” olarak geçti mi aklınızdan?
İstiklal Akarsu:İnsanlar art arda takip etmeye başlayınca “çüş lan noluyor!” dedim, sanırım biraz kaba bir insanım. Ooo Beyaz, Okan da kimmiş demedim, hedefi küçük tuttum, sonunda üzülmek istemedim, “Ooo Cimilli İbo da kimmiş??” dedim, lakin onu da geçemedim. İnsanların yazdıklarıma değer verip takip etmeye başlaması çok güzel bir duygu. Tabi başta bir gerildim, lan onbinlerce insandan bahsediyoruz, bunun sapığı var psikopatı var katili var dedim. Sonra fuleli kaçarsam yakalanmam dedim, atladım geyiğin üstüne, vurdum kırbacı kaçtım.
Yılmaz Dindar: Peki insan ister istemez sokakta insanların kendisini tanımasını beklemiyor mu?
İstiklal Akarsu:Bizim mahallede tanıyan oluyor, sanırım 20 yıldır aynı mahallede oturduğumuzdan tanıyorlar. O bana yetiyor, 5 kişi olsun benim olsun, ben mahalledeki 5 komşumun tanıdığı bir insanım, bu bana yeter, lokal bir ünlüyüm anlayacağınız. Twitter’dan takip edenlerin tanımasına imkan yok, çünkü profil fotoğrafım renkli bir kafadan ibaret. Zaten Twitter’da tweet yazıp sokakta tanınmayı bekleyen insan kafayı yemiş insandır. Çok saçma bir beklenti bu, var mı acaba böyle beklentiye giren merak ettim. Varsa uyaralım, kendine gel diyelim. Ama söylediğiniz şey Vine için geçerli olabilir. Vine’da meşhur olan bir insan sokakta tanınmayı bekleyebilir. Çünkü orada görsellik var, 6 saniye de olsa görüntü var.
Yılmaz Dindar: Twitter’da “Takip Edeni Takip Ederim” ve” yumurta kafa takipçiler” kavramları oluştu ve insanlar kendilerini bu şekilde fenomen hissediyorlar. Neyin kafası bu?
İstiklal Akarsu:Bu şekilde kendilerini iyi hissediyorlarsa bırakalım hissetsinler. Adam kafaya koymuşsa yapacak bir şey yok. Fakat emek hırsızlığı yapmasınlar, özgün olsunlar, canımı yesinler.
Yılmaz Dindar: Bir zamanlar #ff vardı artık pek kullanılmıyor. Bugün #ff yaparak takip tavsiyesi verecek olsan bu kim olur?
İstiklal Akarsu:Evet cuma günleri böyle bir furya oluyordu, çok acayip mentionların içinde buluyordum kendimi. Zamanla etkisini yitirdi o akım, bir zaman sonra da kendisi yitti gitti, güle güle ff, seni özleyeceğiz. Valla güzel kafalar var Twitter’da. Hoanes var eskilerden, sonra Özlem Hepşen var(çatlak biraz ama söylesene hangimiz biraz çatlak değiliz ki, ama hangimiz??)sonra Entelseven diye bir arkadaş var, Yarım Deli var Tam Deli, cafadam var çözemedim daha onu, bir de geceleriesen var o da içince estiriyor, Demet Akalın var, şaka şaka.

Yılmaz Dindar: “Bir Alex Değilim”, ”Olsa Dükkan Senin”, “Olur Öyle” desek…
İstiklal Akarsu:Üç kardeş bunlar, Bir Alex Değilim abileri oluyor, Olsa Dükkan Senin ortanca, Olur Öyle de yeni doğdu abisi, emekliyor daha. Geçen kanepeden düştü bu, panik olduk. “Vay bir şey mi oldu?” dedik, koştuk kucakladık, neyse ki bir şey olmamış. Kapağı kırışmış sadece, ütüledik düzeldi. Kitap yazmak en büyük hedefimdi, hedefime ulaşınca yeni hedefim yeni bir kitap yazmak oldu, ona da ulaşınca hop başka bir kitap. Sanırım bu kitap olayı beni rehin aldı, kurtarmayın ama iyiyim ben böyle.
Yılmaz Dindar: Son olarak… Emekleme evresinde olan Sozmuzikhayat.com ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
İstiklal Akarsu:Valla yalan olmasın siz şimdi bunu sorunca “Girip siteye bakayım!”dedim, sayfa açılmadı. O yüzden hiç bilemiyorum inşallah iyi bir sitedir.(Yok yav siz röportaj yapalım dediğinizde girip baktım, eğlenceli bir siteye benziyor, başarılar dilerim)
Sozmuzikhayat.com takipçilerinden gelen sorular:
Ahmet Saygın
Twitter, fenomenlere maaş bağlıyor mu?
İstiklal Akarsu:Eski bir soru bu, sanırım 2011′de soruldu ama cevaplamak bugüne kısmet oldu. Çünkü başlarda “Twitter sana maaş mı bağlıyor, ne diye sabah akşam yazıyorsun??” diye sorular geliyordu. Sonra çok takipçili insanlar reklam alarak Twitter’dan para kazanmaya başlayınca bu sorular bitti. Bu sefer de “kaç para aldın la bu reklam için??” soruları başladı. Ama keşke reklam yerine maaş olsaydı. Maaş+sigorta+yol+prim olsaydı kapısında yatardım Twitter’ın. “Jack Dorsay abi ben bakkala gidiyorum bir ihtiyacın varsa gitmişken alayım” derdim. “Jack abi teyzemler İsviçre’den çikolata yollamış, al bir tane de sana vereyim ağzın tatlansın” derdim. Maaş olayı önemli.
Ayşe Özek
Takipçi sayısı çok olanların dolaylı reklam aldığı doğru mu?
İstiklal Akarsu:Twitter’a insanların ilgisi artınca markaların bir ağzı sulandı tabi. Tüketicilere ulaşmak için yeni bir mecra vardı artık karşılarında. Dur buradan da eksik kalmayalım, müşterilerimize buradan da ulaşalım, hem ucuz olur paramız cebimizde kalır dediler. 2011 başlarından itibaren çok takipçili kişilere reklam vermeye başladılar. Ben başta direndim, çünkü reklamın veriliş biçimi hoşuma gitmedi. Viral reklam veriliyordu, yani “mış” gibi yapıyorduk, araya serpiştiriyorduk. Ben yaklaşık 1 sene direndim reklam almadım, çok kaybım oldu, arkadaşlarım kınadı, komşular yüzüme bakmaz oldu, mahalle kovaladı. Sonra baktım benden başka reklam almayan kalmamış, ben de artık alayım dedim. Ama sanırım biraz geç kalmıştım, önce tek tük reklamlar geldi. Yazdım harçlığımı çıkardım. Sonra bu işte bir kartelleşme oldu, bazı arkadaşlar ajans kurdu, var olan ajanslarla kanka oldu. Ben dışında kaldım, o tür ilişkilere girmek istemedim. Teklif gelirse tweetimi yazarım dedim. Sonra teklifler azaldı, gelenler de çok düşük rakamlar önerdi. Ve ben bir müddet sonra eskisi gibi reklam almayan samimi bir hesaba döndüm. Şimdilerde çok nadir de olsa geliyor teklifler, dur bakalım neler olacak, hakkımızda hayırlısı olur inşallah.
Tuba Böke
Fenomen olmak ağır travma etkisi yaratmıyor mu? Twitter’da olaysın ama sokakta kimse tanımaz.
İstiklal Akarsu:Kişiden kişiye değişir bu durum, benim sosyal medya şöhretim çok geç geldiği için hayatımda değişen pek bir şey olmadı. Ha belki yirmili yaşların başında gelseydi sapıtabilirdim ama otuzlu yaşlarda geldi, karakterimde büyük değişiklikler yapamadı, vurdu kıramadı, yüklendi yıkamadı, dürttü gıdıklayamadı beni şöhret.
Utku Turhan
Kendisini -twitterdan tanımayıp da- kitap sayesinde tanıyanların tepkileriyle, twiterdan tanıyanlar tepkileri arasında farklar var mı?
İstiklal Akarsu:Genelde Twitter’dan tanıyıp kitabı alanlar oluyor. Ama bir kitabı ortalama 7-8 kişi okuduğu için sadece kitapla tanıyanlar da var. “Abi kitabını okudum sadece senin için Twitter hesabı açtım” diyor bazı arkadaşlar. Twitter ile kitap farkını şöyle açıklayabilirim. Twitter genelde geyik yaptığımız, goygoy yaptığımız, gündemle uğraştığımız bir mecra. Kitap öyle değil, hayatımdan hikayeler paylaştığım, daha samimi bir yer orası. Kitabı okuyanlar genelde beni ailesinden biri gibi gördüklerini söylüyor, bu da beni çok mutlu ediyor, motive ediyor. Kitap sayesinde binlerce insanın ailesine girdim, abisi oldum, dayısı oldum, kayınçosu oldum, görümcesi olamadım ama, kitap dediğin de bir yere kadar, abartmamak lazım. Söyleşiye gittiğim okullarda kitabı okuyanlar hemen belli oluyor, 40 yıllık ahbap gibi yanıma gelip sohbet ediyorlar. Ziya Abi’ye selam söyle diyorlar, fanatik eniştene söyle sakin olsun diyorlar, Sedat Bey’in allah cezasını verecek diyorlar, anneannenin ellerinden öperiz diyorlar, Yılmaz Bey’e saygılar diyorlar.
Fatma Ünal
Twitterdaki bu başarısı planlı bir şey miydi yoksa her şey kendiliğinden mi gelişti?
İstiklal Akarsu:Şöyle izah edeyim, ilk girdiğimde 25 kişiyi filan takip ettim. Genelde tanıdığım isimler olduğu için onlar da beni takip etti(oha lan farkında olmadan takipedenitakipederim furyasını başlatmışım, bir canavar yaratmışım). Takip ettiğim 25, takip eden 25. Sonra beni takip eden 26 olunca şaşırdım, ulan bayram değil seyran değil bu adam beni neden takip etti dedim. Takip edenlerin sayısı 50 olunca, vaay şeklimiz var dedim, havam batsın dedim. Gördüğünüz üzere pek planlı programlı adamın kuracağı cümleler değil bunlar.
18 Kasım 2013 Pazartesi
Şunu yaşamış insanım, yarışmacı arkadaşlarıma başarılar dilerim.
-Bakın fotoğrafını da çektim ama bıraktığım yerde yok araba, yoksa havaalanı otoparkından araba mı çalıyorlar nasıl oluyor bu iş?
+Beyefendi fotoğrafa bakabilir miyim?
-Buyur bak
+Hımm..Sabiha Gökçen otoparkı değil burası, AVM otoparkına benziyor
-Du bakayım, evet olabilir, siz şeyapmayın o zaman, unutalım bu olayı, kolay gelsin.
+Hdadafafssgsfdad
(Unutmadılar)
-Bakın fotoğrafını da çektim ama bıraktığım yerde yok araba, yoksa havaalanı otoparkından araba mı çalıyorlar nasıl oluyor bu iş?
+Beyefendi fotoğrafa bakabilir miyim?
-Buyur bak
+Hımm..Sabiha Gökçen otoparkı değil burası, AVM otoparkına benziyor
-Du bakayım, evet olabilir, siz şeyapmayın o zaman, unutalım bu olayı, kolay gelsin.
+Hdadafafssgsfdad
(Unutmadılar)
28 Ekim 2013 Pazartesi
26 Ekim 2013 Cumartesi
HOP!
"İmza günün yok mu la, İstanbul'da yapsana kardeşim şu imza işini, hop kardeşim kime diyorum ben??" diyenler için tarih, saat ve yer bilgisi veriyorum not alın lütfen: 3 Kasım Pazar saat 18:00 , İstanbul Tüyap Kitap Fuarı 3. Salon no. 206 Okuyan Us Standı.
Sonra vay efendim ben duymadım görmedim okumadım olmasın. Ha kitabın bende yok diyenler gelip oradan da alabilir, kitabı dumanı üstündeyken çıtırken tazeyken imzalatabilir. Yemişim kitabını da imzanı da diyenler de gelebilir, iki geyik yapar çay içeriz, ne olacak bu tivıtırın hali, ekmek çıksın diye girdik menşın manyağı olduk, fav insanı olduk konulu sohbetimizi yaparız efkar dağıtırız.
Sonra vay efendim ben duymadım görmedim okumadım olmasın. Ha kitabın bende yok diyenler gelip oradan da alabilir, kitabı dumanı üstündeyken çıtırken tazeyken imzalatabilir. Yemişim kitabını da imzanı da diyenler de gelebilir, iki geyik yapar çay içeriz, ne olacak bu tivıtırın hali, ekmek çıksın diye girdik menşın manyağı olduk, fav insanı olduk konulu sohbetimizi yaparız efkar dağıtırız.
15 Ağustos 2013 Perşembe
Goy Goy'la Kuzeniz
haberedikkat.com'dan sevgili @denizzguldal sordu, ben de verdim goygoyu:
Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorsunuz. Her düşüncenizi insanlarla paylaşıyorsunuz. Bu kimi zaman ters tepkilere neden oluyor mu?
Elbette oluyor, bin türlü insan binbir türlü düşünce var. Herkes de aynı düşüncede olamayacağına göre illa ki yazdıklarınıza katılmayan tepki duyan insanlar oluyor. Burada önemli olan tepki duyanın üslubu, üslup güzelse yerim ben o tepkiyi, üslup iyiyse bağrıma basarım o tepkiyi, üslup yapıcıysa balla kaymakla beslerim o tepkiyi.
Hem Twitter hem kitap çıkartmak ikisini bir arada idare etmek zor oluyor mu? Ne kadar vaktinizi alıyor?
İkisi birbirine paralel gidiyor. Zamanla kardeş gibi oldu bunlar. Twitter abi tabi, önce o doğdu büyüdü, belki de onun sayesinde kitap geldi. Twitter hala abilik yapıyor kitaba sağolsun, koruyor kolluyor. Bir kitap çıkınca reklamını yapıyor, kitabın tutulmasını başarılı olmasını sağlıyor, tam bir hayırlı abi sağolsun. Günde ortalama 4-5 tivit yazıyorum, çok aşırı zamanımı alıyor diyemem. Kitap için de bir hikayeyi yazmaya karar vermek, kurmak, yazmak toplamda 1 haftamı alıyor. Bunun ilk günü hikayeyi bulmak, 4 günü yatış, tembellik, son 2 gün de hikayeyi yazmak oluyor. Yazdıktan sonra hikayeyi değiştirmek uzatmak kısaltmak, düzeltmek için de birkaç gün mesai harcıyorum. Her hikayenin arasına da 2-3 hafta süre koyuyorum, yeni hikayeye başlarken bir önceki hikayeyi tamamen unutmuş oluyorum, sıfırdan yazmaya başlıyorum. Bir kitapta ortalama 20 hikaye oluyor.

Twitter'da çoğu fenomen kendi ismini kullanmıyor. Siz kimliğinizi gizli tutmayı düşündünüz mü hiç?
Daha önce de belirtmiştim, nick gibi ismim var zaten, işime gelirse evet İstiklal Akarsu benim buyrun efenim, alayım plaketi, geleyim panele, oo reklam mı o alayım, hımm benim kitap mı bu imzalayayım, merhaba kızlar merhaba. Lakin işime gelmezse, İstiklal Akarsu diye isim mi olur, ben değilim o.
Kendinizi anlatmak isterseniz nasıl tarif edersiniz. Kimdir İstiklal Akarsu? Nasıl bilmeli insanlar sizi?
İstiklal Akarsu geyiğin anavatanından gelmiştir, goygoyla kuzendir, şaka sever, gülmeyi güldürmeyi çok sever. Tembeldir, yatar uyur, dürtmeden bir iş yapmaz. Dünya yansa ben yatıyorum iyi geceler der gider. Her işi sona bırakır, arabanın benzin bitiş uyarısı vermesinden 30 km sonra benzin alır. Telefonu hep kapalıdır, şarjı bitmiştir ve doldurmamıştır. Bir de çok pesimisttir. Yarısı dolu olan bardakta dolu tarafı görmeyi geçtim, bardağı, masayı, odayı, evi komple görmez.
Twitter'a girme hikayeniz nedir?
2009 sonbaharında benden önce siteye üye olmuş bir abimin tavsiyesiyle girdim. Giriş o giriş, hala ilerliyorum, yol bitmiyor, uzun yol bu, 4 sene oldu dünyanın etrafında 3 tur attık yine bitmiyor, ne iş anlamadım.
Twitter fenomeni olmak nasıl bir duygu? Bu durum çevrenize olan tutumunuzu değiştirdi mi?
Dürüst olmak gerekirse fenomen olmak beni çok değiştirdi. Önceden çok daha mütevazi bir insandım, büyüğüme saygılıydım küçüğüme sevgi doluydum. Sonra bu ünlülük hali geldi, televizyonlara çıktım, dergilerde yer aldım, kitaplarım çıktı, çok değiştim. Anamı babamı tanımaz oldum, büyüğüme saygıyı unuttum, küçüğümü sopayla kovaladım. Yav ne değiştirecek tutumumu, neysem oyum ben, hem fenomen olmak nedir. Fenomenliğimi anca siz biliyorsunuz, çevremde pek muteber bir şey değil bu. Geçen bakkala "abi ben internette tanınıyorum biliyor musun?" dedim, "yumurta 4 tane mi olacaktı?" dedi, yani gerçek hayatta durumum budur, ben size fenomenim, kendime ve çevreme değilim.
Twitter'da tanındıktan sonra nasıl tepkiler aldınız?
Babam nedir oğlum bu Twitter, kötü bir şeyse siktiret yazma bir şey başına bi olay gelmesin dedi. Sonra beni televizyonda görünce "vay iyiymiş bu, arada sen yaz buraya ihmal etme" dedi. Kardeşimin arkadaşları filan beni takip ediyormuş, söyle bizi de takip etsin diye haber yolluyorlar. Bir de geçen kuzenin doğumgünü vardı, bir restoranda 10 kişiyiz kimseyi tanımıyorum, hepsi kuzenin arkadaşları, ben de kenarda sus pus oturuyorum, sohbete almıyor zalimler beni. 2 bira içince açıldım "Twitter'ı aktif kullanan var mı?" diye sordum, 5-6 kişi evet dedi. Dedim İstiklal Akarsu'yu tanıyan var mı, hepsi tanıdı 2 kız da takip ettiğini söyledi, dedim işte o benim. Masa karıştı, az önce konuşmadıkları, sohbetin içine almadıkları gariban ben birden muhabbetin merkezine geldim. Kuzen bi ara "arkadaşlar farkındaysanız bu benim doğumgünüm" dedi, bozuldu çocuk.
İlk kitabınızdan sonra hayatınızda neler değişti olumsuz tepkiler aldınız mı?
Kitap benim en büyük hayalimdi, sonunda gerçekleşti çok mutlu oldum. Tabi bunda Twitter'ın etkisi yadsınamaz, yadsıyanın alnını karışlarım, yadsımak ne ya, kelimeye yabancılaştım bak. Twitter'ın katkısı büyük diyelim. Hem dikkat çekmemde, bana şans verilmesinde hem de kitap çıktıktan sonra satmasında Twitter çok etkli oldu. Her röportajda Twitter'a hakkını teslim ederim, çünkü etmeyince küfür ediyor bu ayı. Genelde çok iyi tepkiler aldım. Kitapla ilgili bana gelen mesajların %95'i iyiydi. %5 de olumsuz mesaj aldım ki onların da başımın üstünde yeri var.
Blogger olmak ülkemizde pek önemsenen bir konu değil. Hatta meslek mi değil mi diye tartışılıyor. Sizce bloggerlık bir meslek mi?
Bence bloggerlik ülkemizde bir meslek olmayı geçtim bir unvan bile değil. Bunun en büyük test yeri akraba düğünleri. Gidin bir akraba düğününe, size "meslek nedir yeğen, girdin mi bir işe" diye soran yaklaşık 150 yakın akrabaya "bloggerım ben" deyin, suratınıza anlamsız şekilde baktıklarını, siz bu sözde mesleği açıklamaya başladığınızda ise bıyık altından güldüklerini göreceksiniz. Finalde de şu bitirici soru gelecek ve işte siz o gün tükeneceksiniz: "Kaç para mayış alıyorsun bu buloggırlıktan?"
Twitter'da takipçi arttırmanın bir formülü var mı?
Valla legal yolu hayatın komik yanlarını 140 karakterde yazmak, gülmek, güldürmek, eğlenmek, eğlendirmek, RT mekanızmasıyla binlerce kişinin ana sayfasına düşmek, dur bakalım kimmiş la bu dedirtmek, akabinde takibe alınmak diyebilirim. İllegal yolu da parayı basıp yumurta takipçi satın almak olabilir. Lakin illegal yolda sizi sadece yumurtalar tanır, "yumurta fenomen" olarak aleme nam salarsınız.
Sokakta karşılaştığınız takipçilerinizle iletişiminiz nasıl?
Şu aralar çok iyi, gelip imza isteyen oluyor, kulağıma komik tweet fısıldayan oluyor, "abi RT!" deyip kaçan oluyor. Misal kafede oturup çay içerken yanıma gelip abi attım fav'a afiyet olsun diyen oluyor. Kardeşim siz beni Mustafa Sandal'la filan karıştırdınız herhalde, kim tanır beni, anam babam zor tanıyor zaten. Profil fotosuna öyle bir şey koymuşum ki bazen ben bile tanımıyorum kim la bu renkli kafa diyorum. Sanırım tanınmamak çok daha konforlu, çünkü bir kez tanındın mı geri dönüşü yok bu işin. Tanınırsam en basitinden dışarıda rahat yemek yiyemem "oha ayıya bak kıtlıktan mı çıktın İstiklal" diyen olur, sonra al başına belayı.
Son kitabınız Olsa Dükkan Senin'i neden okusun insanlar. Biraz kitabınızdan bahseder misiniz?
Şimdi siz böyle sorunca ne diyeceğimi bilemedim, hakket neden okusunlar bilemiyorum. Kendi açımdan kitabın eğlenceli olduğunu söyleyebilirim. Hayatımın eğlenceli taraflarını yazdım. "Ulan bu ne biçim hayat hep mi eğlendin insanfsız" demesinler diye bir tane de eğlencesiz tarafını yazdım (İyiler İyidir) Kitap genel olarak güzel oldu, okunası oldu, en azından okuyanların büyük çoğunluğu memnun kaldı, bi daha yaz dediler, hep yaz dediler, bırak şimdi tweet atmayı kitap yaz kitap dediler, 5 saatte okuduk bitti bu dediler, bu da benim için mükemmel bir motivasyon kaynağı oldu, yazmaya devam ediyorum.
Hepimiz çocukken hayaller kurarız ve gerçekletirdiklerimizi hayali tablomuza asarız. Sizin gerçekleştirdiğiniz, hayali tablonuza astığınız neler var?
Valla öyle hayali tablom filan yok benim, o nasıl bir şey anlamadım, duvarda asılı olan hayali tablo ne demek tövbe bismillah nereye gidiyor bu röportaj. Çocukken gerçekleştirmek istediğim hayalim futbolcu olmaktı, ola ola halısaha topçusu olduk, telde adam sıkıştırdık, defansa gelmeyenlere "oğlum allahını seven defansa gelsin" diye bağırdık. Yorulunca kaleye geçtik. Şimdilerde yavaş yavaş halısahalara da veda ediyorum, halısahalardan bir yıldız kayıyor.
Geçekten bir Alex değil misiniz?
Alex'in Türkiye'de öyle bir dönemi vardı ki o dönemi baz alırsak bence Alex'in kendisi bile bir Alex değil artık. O dönem adamın ayağına değen her top ya gol ya da asist oluyordu, inanılmaz bir dönemdi. Ben olsam olsam bir İbrahim Üzülmez olabilirim, bir sürü eksiğim gediğim var. Deli İbo gibi kafam önde topla depar atarım, tam orta yapacağım bir bakarım topla birlikte auta çıkmışım, böyle bir hayat benimkisi, kısmet artık.
Kitabınız ilk yayınlandığında acaba yanlış mı yaptım ya dur ben toplatayım da kurtulayım dediğiniz oldu mu?
Yok ya deliyiz dediysek o kadar da değil, hatta ilk çıktığında gidip baktım kitapçılara, alt raflara atmışlarsa çaktırmadan alıp üste koydum kitabı.Satıyor mu bu kitap diye de sordum, evet satıyor dediklerinde de mutlu oldum, o zaman niye alt raflara koyuyorsunuz kardeşim demedim, olay çıksın istemedim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

