8 Eylül 2011 Perşembe

İlk Röportaj (Ankara Life Dergisi)


1. Twitter’da kendi isminizle yer alıyorsunuz, peki İstiklal Akarsu kimdir?

Evet kendi ismim ama sıkıştığımda “İstiklal diye isim mi olur kardeşim, nick la bu!” diyeceğim minvalde bir isim İstiklal. Bana bu manevra alanını sağladığı için babama sonsuz teşekkürlerimi sunarım, çünkü isim babam kendi babam.

İstiklal Akarsu kimdir deyince bi panik oldum, öyle sorunca sanki bir başkası gibiymiş gibi geldi. Ben kendi kendimi anlatmayı sevmem, insanı en iyi bir başkası tanımlar deyip sözü anneanneme bırakıyorum. İstiklal Akarsu kimdir anneanne?
-tornum benim
-anneanne biraz aç istersen, yani nasıl bir insan İstiklal Akarsu?
-aynı ben.
-yani?
-çatlak!
-yaktın beni anneanne.
-bas git!



2. Sosyal medya hayatınızın ne kadarını kapsıyor, anlatır mısınız?
-Twitter %25, Facebook %14, Google+ % 3.
Verilerden de anlaşılacağı üzere hayatımın hatırı sayılır bir bölümünü kapsıyor sosyal medya. Lakin yine verilerden hareket edecek olursak daha %58’lik boş yer de var hayatımda. O kısmı da arkadaşlarla halısaha maçıyla, dostlarla brunchta, kızlarla havuzda(bu kısım temenni), komşularla apartman toplantısında doldurmaya çalışıyorum.

3. Ünlülerden daha çok takipçiniz oluyor, peki bu ilgi, bu merak bir gün yok olur diye korkuyor musunuz?
-Evet siz sorunca baktım, Ankaralı Namık’tan bile fazla takipçim var, gerçi kendisi henüz Twitter’a girmemiş ama olsun, enteresan şeyler bunlar. Bu ilgi bir gün yok olur diye korkmuyorum, çünkü bu ilgi bir gün yoktu zaten. Twitter’dan önce de vardı ilgi, yazdıklarımı facebook’ta paylaşıyordum. Orada da teyzem beğeniyor, kuzenim dürtüyor, eniştem ise “bu ne la” diye yorum yazıyordu, ilgi alaka lokal ve az da olsa hep vardı yani.

4. Artık eylemciler bile internet üzerinden ayaklanıp, ülkenin kaderini değiştirebiliyor.
Hayatımızda bu denli etkisi olan sosyal medyanın sizdeki değeri nedir?

Biz de 10 ilkokul arkadaşı olarak Facebook üzerinden ayaklanıp ilkokul öğretmenimizi ziyarete gittik, ülkenin değil ama öğretmenimizin kaderini değiştirdik. Hayatında yapmadığı kadar börek, çörek, kek, sarma, kısır, çay, kahve yapmak zorunda kaldı hocamız. Hay ben bu facebook’u bulanın yedi sülalesini diye içinden geçirmiştir mutlaka.


5. Yazdıklarınız çoğumuzun, “Bunu ben söylemeliydim” dediği yazılar yani bir bakıma herkesin aklından geçen ama söylemeye cesaret edemediği şeyleri dile getiriyorsunuz, bu cesaret nereden geliyor?

Bu sorunun muhatabı ben değilim sanırım, sanki başkasına sormuşsunuz da o cevaplamayınca “soru boşa gitmesin yazık, İstiklal’e sorayım da mundar olmasın bari” demiş gibisiniz. Çünkü benim tivitlerim “bunu ben söylemeliydim” tarzında değil pek, insanların söylemeye cesaret edemediği bir tarzım ise hiç yok. Misal şöyle bir tivit yazmışım “National Geographic Tv'de 2 saat belgeselini izlediğim kuşu Yaban Tv'de 20 saniyede vurdular”. Şimdi bu aklınıza geldi diyelim, kendinizde cesaret bulamaz mısınız yazmaya, vurulan kuş gagalamaya mı gelecek sizi? Bi de bir şey söylemek istiyorum, bu benim ilk röportajım çok heyecanlandım şu an, ama geçti şimdi de, evet diğer soruyu alayım(hatta bırak heyecanı hafif şımardım gibi, diğer soruyu alayım ne lan?!)


6. Kimlikleri belli olmadan yazan ve binlerce takipçisi olan insanlar da var. Siz neden gizlenmeyi tercih etmediniz, onların bu tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?


Başta da dediğim gibi ismim her an “bu ben değilim takma isim la o” denilecek cinsten, o yüzden rahatım ama o arkadaşlara da saygı duyuyorum. Sonuçta sosyal mecrada her türlü insan var, burada yazdıklarından dolayı başları belaya girmesin diye böyle bir yol izlemiş olabilirler. Belki takma isimlerle daha rahat yazıyordur bu arkadaşlar. Ama ben kendi ismimle yazmayı seçtim. Hem nick alsam eminim gider “çikolatalıpastayısevenadam” gibi saçma sapan bir nick alır dünya aleme rezil olurdum.

7. Yazdıklarınızda gerçeklik hep ikinci planda mıdır, yani sanal dünyada herşey işin esprisi midir?

Gerçek dünya zaten yeterince sıkıcı ve kasvetli, bari sanal dünya eğlenceli olsun diye buraya komik taraflarını taşıyorum. Yoksa bugün dişim ağrıyor, yarın damağım şişti, öbür gün ayak küçük parmağımı karyolaya vurdum yazsam millet dertten tasadan helak olur. O yüzden hem ben eğleneyim, hem okuyanlar eğlensin diye gerçek hayatın esprili bölümlerini sanal dünyaya taşımaya çalışıyorum. Tabi farklı tarzda yazan arkadaşlar da oluyor, kimileri gerçek hayatın romantik taraflarını yazarken, kimi de gerçek hayatın memelerini sanal dünyaya taşıyor, dediğim gibi tercih meselesi bu.


8. Peki, yazdıklarınızı derlemeyi ya da kitap çıkarmayı hiç düşündünüz mü?

Twitter mikro blog sitesi olduğu için yazdıklarımız mikrobik etki yaratıyor, yani kişiden kişiye bulaşıyor, beğenildikçe paylaşılıyor, yayılıyor, lakin burada yazılanlarla bir kitap çıkarmak pek mümkün değil gibi. Çünkü 140 karakterle sınırlı küçük fikir silsileleri hepsi, kendi aralarında bir bütünlük dahi teşkil etmiyorlar, küçük çerez gibiler. Lakin ana yemeğimi blog’umda pişiriyorum, oradaki hikayelerimden kitap çıkarmayı düşünüyorum. Bir yayınevi ile görüştüm, inşallah yakın gelecekte bu proje gerçekleşir. Blogtaki en beğenilen 15 hikayemin yanında, yeni yazdığım 20-25 hikayemin de içinde bulunduğu bir mizah kitabı düşünüyorum. Belki bazı tivitlerim de çerez niyetine bu kitaba girebilir. Kitap olursa çok güzel olur, en büyük hayallerimden biri gerçekleşir. Ha olmadı sağlık olsun, ama inşallah olur ya kitap çok güzel, ama olmazsa illa olsun diye de bir şey yok, ama olursa çokzel olur, baktım olmadı hayata küsmem, ama bir olursa. “Ulan kitap çıkaracağına bir psikologa git, senin kafan çatlamış, kitap yazmak senin neyine” diyenlere de bir çift sözüm olacak, ama du bi dakika telefonum çalıyor
-alo?
-istiklal kaç kere söyleyecez, tamam dedik ya, kitap çıkacak işte, açılayabilirsin artık.
-aa Cem Mumcu bey, çıkar mı diyorsun kitap şimdi hocam, doğru söyleyin bak.
-olum manyak mısın sen, tamam anlaştık dedik ya?
-hakket mi la?
-bi yürü git delimanyak!
-ölümü öp bak!
-yok lan sana kitap mitap, git kumda oyna sen!



9. Sosyal medyanın sizce iyi ya da kötü yanları neler?

Sosyal medya sosyalleşmenin yollarından sadece bir tanesidir bence, topyekün kendisi değildir, kendimizi çok kaptırmamak gerekir. Çünkü dışarıda devam eden canlı bir hayat var, onu da ıskalamamak lazım. Ben sosyal medyanın iyi yanında ikamet ediyorum, yerim çok güzel, deniz kenarı, püfür püfür esiyor, her şey benim için olumlu. Çünkü gerçek hayatta öyle süper sosyal bir insan değilim, arkadaş sayım 2-3’ü geçmez, lakin sosyal mecralar sayesinde 6-7 arkadaş sayısına ulaştım ki bu benim için rekordur. Ama normalde çok sosyal olan, onlarca hatta yüzlerce arkadaşı olanlar için sosyal medyanın negatif etkisi olabilir. Normalde çok sosyal olan insan asosyal hale gelebilir. Her şeyde olduğu gibi burada da denge unsuru çok önemli. Sosyal mecrayı hayatımızın bir yerine koymalıyız evet ama asla merkezi olmamalı bu yer, güzel bir kenar köşe bulup oraya yerleştirmeliyiz, arada ziyaret edip halini hatırını sormalıyız.

10. Twitter’da takip edilen kişi olmak yani yazdıklarınızın sürekli izleniyor ve yorumlanıyor olması sizi rahatsız etmiyor mu, neden?
Neden rahatsız etsin ki, bilakis mutlu oluyorum, yazdıklarımın paylaşılması hoşuma gidiyor, kendim eğlenirken başkalarının da eğlenmesi çok güzel bir şey. Çok güzel geri dönüşler de oluyor hem, gelen mesajlarla ben de eğleniyorum. Tabi takipçi sayısının artması insanda bir baskı yaratıyor bunu kabul etmek lazım. Twitter’a girdiğim ilk 3 ayın sonunda beni 140 kişi takip ediyordu misal, o zaman daha rahat ve pervasız yazabiliyordum. Lakin ben bu baskıyı kendimce hafifletiyorum, sonuçta twitter’da yazdıklarım çok ağdalı, çok suyla sabunla ilişkili şeyler değil. Gündelik hayatla ilgili, herkesin yaşadığı, başlarına gelen komik olaylarla ilgili paylaşımlar. Hal böyle olunca baskı da az oluyor, mutlu mesut yazıyorsun. Tabi arada toplumsal olaylara da kayıtsız kalamıyorsun, yeri gelince veriyorsun eleştirel tiviti, veriyorsun kendince ayarı, o ara karşıt fikirde olanlar bir geliyor, sonra sessizce dağılıyorlar, sen de yoluna devam ediyorsun. Twitter’ın değişmez ritüeli oldu bu, herkes alıştı bu duruma.



11. Bir gün Twitter yok olsa... ?

Nası yok olsa?!! Hadi canım…bi duyum mu aldın bacım, bak bir şey biliyorsan hemen söyle, evhamlı insanım ben, nası ya, yazıyorduk güzel güzel, dur daha kitap çıkacak hem, haydaa röportaj da güme gider bak, abla şaka de bak ne olur. Sevil hanım bi ses verin, sordun soruyu gittin ya. Alla alla, dur ben bunu bir araştırayım, boşuna mı yazdık o kadar, 5000 küsur tivit bu ablacım, ulan bilseydik hesabı devir filan ederdim. Şimdiye duymuştur millet, Allahtan google+ hesabı da açtım. Lakin orası da süslü facebook gibi, hiç hazzetmedim. Şimdi onca takipçiyi bırakıp facebook’a akrabaların yanına mı dönücem, ilkokul arkadaşlarımla ilkokul öğretmenimi tekrar ziyaret mi edicem, yooo yoo olamaz bu. Twitter yok olsa ha, ulan sırf buna içilir dur.



12. Son olarak sosyal medya tutkunlarına neler söylemek istersiniz?

Araştırdım kapanmıyormuş Twitter, önceki soruya paniklemekten bu soruya konsantre olamadım. Sosyal medya tutkunlarına neler mi söylemek isterim.. Çok tutmayın, aşırı tutkunluk iyi bir şey değil, fazla ciddiye almayın, sonuçta sanal alem bu, gerçek hayatı yaşayın, çıkın dışarı top filan oynayın, gezin tozun, komşuya gidin, altın gününe gidin. Altın günü deyip geçmeyin ha, bi çeyrek olmuş 185 lira, iyi para var o işte, hem yediğiniz börekler kısırlar da yanınıza kar kalıyor. Son bir cümle kurmak istiyorum: “Herkese hayırlı işler!”

11 Ocak 2011 Salı

3 Saatte Sevgili Bulmanın Yolu


Yaklaşan 14 şubat sevgililer gününü sevgilisiz geçirmek istemeyenleredir bu yazım. Bir amme hizmetidir yaptığım.Yalnızlara ilaç, aşkı arayanlara ışık, “yine mi gol değil hakim bey yine mi ha!” diye ağlayanlara beyaz bir mendildir uzattığım. Üzülmeyin, dert etmeyin, kronometrelerinizi çalıştırın, 3 saatte aşkınızı kolunuza takın.

7.00: Yataktan kalkış, evet bugün önemli bir gün, sonunda sizin de bir sevgiliniz olacak. Sabahın yedisinde kalkılır mı kardeşim diyenlere de bir çift lafım var. Sevgili bu boru değil, bir gün erken kalksanız ne olur.
Yedide kalktın, hemen tıraşını ol(bayanlar oha diyor biliyorum ama erkeklere sesleniyoruz kardeşim, abaza bayan mı olur),duşunu al, saçlarını tara, kot pantolon giy, üstüne beyaz gömlek, en üste de blazer ceket, hop at kendini dışarı, geç kalıyoruz.

8.00: Açık alanlardan uzak dur, kapalı bir alışveriş merkezi bul. Kapalı alanda oksijen az olur, beyin yavaş çalışır, tipsiz olsanız bile kız bunu anlayana kadar siz işi bağlamış olursunuz. Sonrasında açık alanda kız uyansa bile, “ulan bu da amma tipsizmiş” dese bile iş işten geçmiştir. Az önce cep telefonu aldınız kıza, en azından bir hafta gideri var bu hediyenin.

9.00: Alışveriş merkezinde geziyorsunuz, kum gibi kız kaynıyor ama hangisi size uygun, öncelikle takı mücevherat dükkanlarından uzak durun, orada gezenler para avcısı olur, ava giderken avlanırsınız ruhunuz duymaz. Daha çok yemek katında dolaşın, fast-food taraflarına yaklaşın, böylece mesaj da vermiş olursunuz "hızlı yaşarım fast-food yerim, bir sevgiliyle de 3 gün dikey gezer, akabinde yatay pozisyona geçerim".

9.58: İşte aradığınız kız karşınızda artık, az ilerde bakın, elinde yemek tepsisiyle oturacak yer arıyor kendine, sen de tek başına dört kişilik masaya kurulmuşsun öküz gibi. Hemen ayağa kalk, masadan 35 santim uzaklaş, kız boş masa buldum diye koşup oturunca tekrar otur yerine. Kız pardon deyip kalkmaya yeltenirse bileğinden kavra kızı, olabilecek en Engin Altan Düzyatan bakışını at(aman Şahin K bakışını yapma, her şeyi mahvedersin, onu en son kullanacağız)

10.00: Burası da amma kalabalık bugün, bi de masalar az mı ne, insanlar oturacak yer bulamıyor diye geyik bir konu başlattınmı olay tamamdır, sırf bu konu hakkında bile 2 saat konuşacak yetenek vardır kızlarda.

Bundan sonrası ise size kalmış, herkes kendi fantezi dünyasına göre yön versin akışa. Artık kızla sinemaya mı gidersin, müze mi gezersin, arabada mı fingirdeşirsin, eve mi atarsın, ailenle mi tanıştırırsın, yüzük mü takarsın, facebook’ta ilişki durumunu “evli" mi yazarsın, paşa gönlün bilir.


Not: Ha o kadar akıl veriyorsun, yol gösteriyorsun, facebook hesabına baktık senin de kız arkadaşın yokmuş, abazanın önde gideniymişsin, sen ne ayaksın derseniz. Bir pis bakarım, bir tavır yaparım, bir eleştirel yaklaşırım, akabinde de küserim, darılırım, içime kapanırım.Terzi kendi söküğünü diktiği gün görüşelim derim.

31 Aralık 2010 Cuma

2011 Burç Tahminleri-2


2011 Burç Tahminleri-2
Terazi(23 Eylül-22 Ekim) 2011 senin için çok değişik geçecek. Misal sen 2011 yerine 1968’e gireceksin. Kanın kaynayacak, dur bi öğrenci hareketlerine katılayım diyeceksin, emekçinin işçinin hakkını yedirmem diyeceksin. Lakin kendini öğrencilerle Pes11 turnuvasında bulacaksın. Millet İphone-5’le konuşurken sen telgraf çekecek adam arayacaksın. Artık herkes senin kafayı yediğini, iflah olmayacağını düşünürken, 2012 yılına herkesle birlikte girecek ve kurtulacaksın.

Akrep(23 Ekim-21 Kasım) 2011 senin için projeler yılı olacak. Kafandaki tüm projeleri hayata geçireceksin. 2011, “çok gürültü yapıp sana uykusuz geceler yaşatan üst komşunu sopayla dövme” projesinin hayata geçmesiyle start alacak. Sonra “eski sevgililerini kısırlaştırma” projesini başarıyla gerçekleştirip nobele aday olacaksın. Sene sonunda ise girdiğin hapishanede, “kağıttan ördek yapma” gibi daha minimal projelerin hayata geçecek.

Yay(22 Kasım- 21 Aralık) Yaylar 2011’de af edersiniz götü yayacak oturacak, her türlü kısmet şans ayaklarına gelecek. Yay kadınlarının rüyalarına Brad Pitt, yay erkeklerinin rüyalarına Jenna Jameson girecek. 2011’in son çeyreğinde bekar yaylar evlenecek, evli yaylar boşanacak, nişanlı yaylar sözlü Terazilerle kaçamak yapacak. Lakin sözlü terazilerin Koç burcu babaları çapkın yayların anasını avradını sülalesini, neyse her şeyin hayırlısı diyelim.

Oğlak(22 Aralık-19 Ocak) 2002 yılına girerken dilediğiniz, lakin hala gerçekleşmeyen her şey 2011’de gerçekleşecek. Ha ben o zaman bebeydim, bi cep telefonum olsun allahım diye dua ettim diyorsan aptallığına doyma oğlakçım, astroloji bilimi senin keyfine göre yürümüyor. Hesap edecektin bunları. Bi de Nokia 3310 dilemişsen hepten bittin, yazık la sana. Bi de tüm oğlaklar 2011’de çok sevindirici bir haber alacak diyeyim de bi laf sokmayın, bi rahat durun oğlaklar.

Kova(20 Ocak-18 Şubat) Kova burcu kadınları, 2011’e hiç beklemedikleri sürpriz bir mesaj alarak başlayacak. Yok eski bir tanıdık ya da sevdiceğin değil, bakkalın eski çırağı vardı ergen. O mesaj atacak, abla hala senin baldırını düşünüyorum, çok heyecanlanıyorum, izin ver bi gelip elleyeyim diyecek. Şok oldunuz değil mi, ne yalan söyleyeyim ben de şok oldum. Yeni bi teleskop aldım, hayvan gibi merceği var, acayip detay veriyor yıldızlardan. Kova burcu erkeklerinin de kafasında sivilce çıkacak, sakın sıkmayın sivilceyi. Hay ben böyle teleskopun ağzına sıçayım, ortamı detaya boğdu şerefsiz.

Balık(19 Şubat-20 Mart) 2011 süper geçecek senin için, her istediğin olacak, ya da ne bileyim takılın kafanıza göre. Sıkıldım abi, ne boktan bir iş seçmişim ben, keşke ben de normal bildiğin doktor mühendis filan olsaydım. Yarın öbürgün kız istemeye gitsem tam rezillik. Kızın babası soracak

-oğlumuz ne iş yapıyor?
-kızınız tek çocuk değil miydi, abisi de mi var?
-oğlumuz derken müstakbel damadı kastettim.
-ha benim oğlum, evet kendisi astrologtur.
-nelog?
-astrolog.
-o ne la?
-yani yıldızlara bakıp tahmin yapıyor.
-falcı yani.
-öyle de denebilir.
-s.ktrin gidin lan evimden, kız mız yok size!
-oğlumun baktığı yıldızlar da size kaysın o zaman!
-lann!

26 Aralık 2010 Pazar

2011 Burç Tahminleri-1


2011 Burç Tahminleri-1
Felaket Tellalı Susan Miller'ı s.ktiredin, bana kulak verin.

Koç(21 mart-19 nisan): 2011 yılında bazı insanlarla anlaşmazlıklar yaşayacaksın. Arkadaş çevrene çok dikkat et, yüzüne karşı iyi ama arkandan çok kötü konuşan arkadaşların var. Hele bi Sibel var, kız resmen kaşar, senin bütün eski sevgililerin onun yeni sevgilisi, senin aşk hayatını banttan yaşıyor kız. 2011’de tüm koçlar Sibel’den uzak dursun Allaha yakın olsun.

Boğa(20 nisan-20 Mayıs):2011 boğalar için mükemmel geçecek, her istediğin gerçekleşecek, terfi alacaksın, sayısalda büyük ikramiye tutturacaksın, dünyanın en iyi insanlarıyla tanışacaksın. Ne oldu boğalar, mutluluktan sırıtıyorsunuz bakıyorum, ulan burcu Boğa olan insanın bütün yılı iyi geçse ne olur, geçmese ne olur. Kurbanda 4 kişi ortak girecek size, şanslıysan but sana kalır. İşkembeye dikkat.

İkizler(21 mayıs- 21 Haziran):2011’in ilk yarısı 2002 yılı gibi, son yarısı 1984 yılı gibi geçecek. Kusura bakma ikizler, çalışamadım senin burcuna, eski yıllardan kolaj yaptım.

Yengeç(22 Haziran-22 Temmuz):2011’de uzun yıllardır görmediğiniz bir kişiyi tekrar göreceksiniz. Bu kişi senin hayatında çok önemli bir yere sahip. Ha ben de isterdim yıllar önce yazlıkta aşık olduğun kişiyi göresin ama olmuyor be yengeççim, uzun yıllardır görmediğin ebeni göreceksin, hastaneden emekli olmuş kadın. Sadece oturduğu mahallede ekstralara gidiyormuş. Geçen bir çocuk doğurtmuş 4 kilo, yere düşürmüş bebeği mal. Ulan tutamadığın çocuğu neden doğurtuyorsun, evinde otursana bunak karı.

Aslan(23 Temmuz-22 Ağustos):Aslan bu sene malı götürecek. Dokunduğu altın, ellediği elmas olacak. Allah ne muradı varsa verecek. Aslanım benim be, ulan ne güzel bi burç bu, Allah özene bezene yaratmış aslanları. Yok astroloji bilimi söylemiyor , ben kendi adıma diliyorum. Bi de aslan burcu kibirli olur diyenler var aranızda, ne alaka kardeşim, kıskananlar çatlasın, beğenmeyenler patlasın, yelesine kurban olurum o aslanın.

Başak(23 Ağustos- 23 Eylül): 2011’de sana kısmet var anacım. İki vakte kadar böyle uzun boylu, kara kaşlı kara gözlü, zengin bir kısmet görünüyor sana, ama aranıza karakedi giriyor, sizi çekemeyenler var. Bak görüyor musun kokoz burunlu, bira göbekli birisi var, sizin aşkınızı çekemiyor, bak bak tipe bak, çok kötü birisi bu anacım, ayy evlerden ırak olsun, tü tü tü, nazar var yavrum sende. Bi de için kabarmış senin, bilemiyorum telve de kabarmış olabilir. Bi ara da gel kurşun dökeyim sana.

Not:hava bulutluydu, yıldızlara bakamadım, kahve falına baktım başakların.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Dadılar Gülsün Diye


Dadı deyince aklıma Gülben Ergen geliyor, Gülben Ergen deyince çocuklar gülsün istiyorum, çocuk deyince aklıma Maculay Culkin geliyor ki o da eşek kadar olmuştur, afedersiniz poposundaki kıllar ağarmıştır veledin, ki bu saatten sonra gülse ne olur ağlasa ne olur. Konuyu çok dağıtmadan yazımın konusuna gelmek istiyorum lakin konu çok cıvık, heran dağılmaya müsait, hoh desen dağılıyor, sonra işin yoksa 3 satır boyunca derle topla, arada twitter’a geçiyorum sonra Word’e bir dönüyorum hop yine dağılmış cıvık konu.
Aslında ben Sibel Arna’nın geçtiğimiz günlerde köşesine konu olan dadıyı buldum, kendisiyle Sibel Hanımdan gizli bir röportaj gerçekleştirmek istedim, niye böyle bir şeye kalkıştım bilemiyorum ama, hah geldi dadı abla.

-Hoşgeldiniz, isminizi alabilir miyim?
-adım Dadı Mcphee, esas adım Emma Thompson…
-anlayamadım, Emma ne?
-şaka yaptım şaka ahahaha! Geçen Sibel Hanım’ın çocuğunu Dadı Mcphee filmine götürdüm de oraya gönderme yaptım, maksat tirajınız artsın reytinginiz canlansın di mi.
-anlıyorum, lakin çocuk 7 aylıktı sanırım, sinema filminde ne işi var?
-laf aramızda t-shirtin içine sakladım, hamile süsü verdim kendime, gişelerden geçerken kıpırdadı bi ara, aah diye çığlık attım, bebek tekmeliyor dedim yediler.
-alla alla çok ilginç, ben patronunuz Sibel Hanımın gazetede çıkan köşesi hakkında konuşmak istiyorum sizinle.
-bir kere o benim patronum değil, aramızda patron çalışan ilişkisi yok, hiç patronluk yapmadı bana sağolsun.
-demek algılandığı gibi bir insan değil, yanlış anlamışız kendisini.
-evet kendisine patron denilmesini asla istemez, sahip deriz biz ona, emret sahip, yaşa sahip,varol sahip.
-çok ilginç.
-misal şimdi sizinle röportaj yaptığımızı bilse gelir buraya, 40 kırbaç ceza keser, bi de 40 satır mı 40 katır mı diye bi oyunumuz var arada onu da oynuyoruz, ben 40 katırı seçiyorum o daha heyecanlı.
-hanımefendi siz dadılık değil kölelik yapıyorsunuz resmen, peki neden istifa etmiyorsunuz?
-iş mi var kardeş, hem sigortam yemeğim de var, karnım tok sırtım pek..iyi değil ağrıyor sırtım, kırbaçtan anam ağladı.
-çok yazık, halinizden pek şikayetçi değil gibisiniz ama.
-hiç değilim, kraliçe çok yaşa diyorum hatta, ben Sibel Hanım için ölürüm, biterim, mavi kırmızı sarı her türlü renkte ve ebatta yolculuğa giderim Sibel Hanımla, beni o var etti, varlığım Sibel Hanıma armağan olsun, ne mutlu dadıyım diyene.
-hanımefendi siz sanki Stokholm Sendromuna yakalanmış gibisiniz, sizin yerinizde başkası olsa çoktan isyan etmişti.
-benim kitabımda isyan yok, dadıyım ben, bebekler sıçsın istiyorum, hanımıma kontör atın, her 6 kontörde bir bebek altına sıçıyor.
-neden hep yukarı bakıyorsunuz konuşurken, ne var orda, kamera mı o?
-evet hanımım izliyor bizi, dur el sallayayım.
-hımm neden böyle davrandığınız anlaşıldı.
-allah, geldi hanımım yaktınız beni, kül oldum, patlamaya hazır dağ oldum!
-panik yapmayın hanımefendi biz kötü bir şey yapmıyoruz burda.
-siz Sibel Hanımı tanımıyorunuz.
-gelsin tanışırız , amma korkutmuş sizi be, Allah mı kardeşim bu, ateş olsa cürmü kadar yer yakar. Sibel Hanım buyurun ben de dadınızla röportaj yapıyordum, buyurun siz de katılın. Hop o ne kırbaç mı o, durun ne yapıyorsunuz, kamçılı kadın mısınız siz, kendinize gelin Sibel Hanım?!
-uzun cümle kurmam, tek kelimeyle cevap veriyorumm size ŞRRRAAAAK!!!
-iki kelimeyle yanıt veriyorum ben de, YANDIM ANAAAMMM!!

9 Haziran 2010 Çarşamba

Bir Bekarın Düğünle İmtihanı


Bekar insanın en büyük kabuslarından biri akraba düğünüdür. Ortalama bir akraba düğününde takribi 130 adet “sen daha evlenmedin mi evladım” diyen, 95 adet de “evde kaldın evde” diyen teyze bulunur. Amcalar daha insaflıdır, bekarlığına gönderme yapmaz, bi de “ne olacak abi bu Fener’in hali” dedinmi konu bambaşka yerlere gider, herkes rahat eder.

Bu tip düğünlerde oturacağın yeri çok iyi belirlemen gerekir, genç evlilerin oturduğu masalardan uzak durmak önemlidir. Çünkü onlar genelde “biz yandık, sen de yan ulan” psikolojisiyle saldırıya geçerler, “evlen de gör ebeninkini” ataklarıyla canınızdan bezdirirler.
O yüzden en iyi masalar bekarların oturduğu masalardır ki onlar sizin kader arkadaşınız, can yoldaşınızdır, evliliğin Allah bin belasını versin insanlarıdır , hepsi birer özgür willy, katil jawstır, açık denizde dolaşır, çıtır gördün mü yanaşır, eller avuçlar, sevişir kaçarlar. Zararsızdırlar yani, bi de masalarında kolaydı, kuruyemişti hiç eksik olmaz, hatta düğünün gidişatına göre bira, rakı, viski, votka bile olur, hatta ve hatta masa üstüne dansöz altına rus atar bunlar, ne terbiyesizdir bunlar bilmezsiniz siz, iki bira içti mi sapıtırlar, kalkın ordan, bekar ama sapık çıktı it herifler, en iyisi yalnız takılın, bak köşede bi masa var, git oraya otur, limonatanı iç, kuru pastanı ye sesini çıkarma.

Düğünün en iç gıcıklayıcı, yürek hoplatıcı anlarından biri de takı törenidir. Aman ben ne takı takacam bekar insanım demeyin. Pastaları yiyip takınızı takmazsanız çıkışta damadın babası da size takar, eve kadar takip eder, odunla kafanıza vurur. Damadın anası da hırs yapar, kin tutar, her gittiği kısır börek gününde sizden bahseder, yedi içti bi çeyrek takmadı şerefsiz der, rezil eder sizi. Yarın öbürgün evlendiğinizde mal gibi kalırsınız ortada, hayvan gibi masrafa karşı tek kuruş takan olmaz, gerdeğinize ağlayarak girersiniz, fanteziniz uçkurunuzda kalır, benden söylemesi.

Son olarak, evlenen yakın bi arkadaşınız ve gıcır bi arabanız varsa çok dikkatli olun derim. O arkadaş boşuna yıllarını vermedi size, boşuna hadi sinemaya gidelim, ortamlara akalım demedi elbette. O gıcır arabadaydı onun gözü, evlenince ne güzel gelin arabası olur ondan dedi. Arabanızı gelin arabası yaptınız yandınız, bi daha hayır beklemeyin o arabadan. Gelin gelir hayvan gibi gelinliğiyle yayılır arka koltuğa, iki tane de 110 kiloluk yancı teyzesi ilişir yanına. Önde de damadın tanımadığınız bi ergen akrabası oturur, zarf içindeki paraları cebine atıp boş zarfları saçar dışarı. Zarflardan geçinen çocuk sürüsü de kaportanıza abanır, ağzına sıçar arabanızın. Gelinle damat muradına ererken kerevet de size girer, kaportacılar bayram eder.

4 Haziran 2010 Cuma

AKparty cannot be found!


-Başbakanım bu ADD'nin girişimiyle Google kapatılma olayı süper gündem değiştirdi, tekrar one minuteli günlerimize geri döndürdü bizi.
-"Kendimi şanslı hissediyorum" ama yetmez yetmemeli,Kılıçdaroğlu rüzgarını da dindirmemiz lazım, önerisi olan var mı?
-başbakanım benim süper bi önerim var ama nasıl olur bilemiyorum.
-işimize yarar mı onu söyle sen.
-kesinlikle yarar.
-gündem değişir mi, Kılıçdaroğlu unutulur mu?
-Kılıçdaroğlunu bırakın Obama bile unutulur, tüm Dünya bizi konuşur, rüzgar değil Katrina kasırgasını alırız arkamıza.
-E iyiymiş bu be, hadi hemen yap ne yapacaksan.
-ama aramızda bi konuşsaydık, ayrıntılarını görüşseydik.
-yemişim ayrıntısını, hem şeytan ayrıntılarda gizlidir, rüzgarımıza şeytan karıştırmayalım, bismillah diyelim girelim olaya.
-tamam başbakanım nasıl emrederseniz.
-emir değil rica be oğlum, gel öpeyim seni gel, aferin sana, seni en yakın zamanda turizm bakanı yapacam, Antalya’ya git turistlere bak.
-teşekkür ederim başbakanım.
-hadi hadi hemen harekete geç.
***
Haberler:Flaş flaş flaş!!! Dünya siyaset tarihinde bir ilk. İlk defa bir siyasi parti kendi isteğiyle kapatıldı. Anayasa mahkemesine kapatma dilekçesi veren Adalet ve Kalkınma Partisi dün resmen kapatıldı. Tüm Dünya bu ilginç olayı konuşuyor. Başbakan Erdoğan yaptığı ilk açıklamada, noluyo lannn!!! Dedi.