27 Temmuz 2012 Cuma

Bi Röportaj

Sevgili Zekeriya Ünal "nam-ı diğer camadam" Medya Galaksisi okurları için sordu ben de klimalı ortamda rahat rahat yaya yaya yanıtladım..buyroon efenim!

Sevgili abi, seni "gözleri kahve, göbeği bombe, baldırı flörtöz" bir "Twitter fenomeni" olarak biliyoruz, okuyoruz, sayıp-seviyoruz. Kendin hakkında az biraz daha ayrıntıya girebilir misin?
Gözlerimden göbeğime, o da yetmemiş baldırıma kadar ayrıntıya girmişim, size özelimi açmışım sen hala tutmuş "abi biraz daha ayrıntıya gir" diyorsun, daha ne kadar ayrıntıya gireyim, maksadın ne açık konuş. Dur la asabi başlangıç yaptık ropörtaja. Valla ben de kendi hakkımda bu kadarını biliyorum, yanaklarım da hafif elmadır, sonra gıdım var, başka..başka da bir şey yok.


Neredeyse her gün, evde, ofiste senin tweetlerini "anıra anıra" gülerek okuyoruz. "adam yazıyo yea!" diyoruz. Peki sen ne zaman ve nasıl yazmaya başladın?
Abartmayalım, mümkünse insan gibi gülelim, sen anır diye yazmıyorum ben tivitleri, eşek başı mı var karşında! Bi fırça bi normal açıklama derken manyağa döneceksin ama sen istedin bu ropörtajı. Görmemişin röportajı olmuş tutmuş içine sıçmış afedersin ama toparlayacam dur. Ben ilk olarak orta 2. sınıfta yazmaya başladım. O zaman Türkçe derslerimizde haftada 2 saati kompozisyona ayırıyorduk. Öğretmenimiz en beğendiği kompozisyonu sınıfa okuyordu. Bu da sınıfta bir rekabet doğurdu, Tolstoy'dan Dostoyevski'den araklayıp getirenler oldu o kadarını söyleyeyim. Ben kendi iç dünyamı yazıyordum, okuldaki durumları filan, ama bir boka benzemiyordu, hoca beğenmiyordu. Bir gün yazdığım kompozisyonun en altına "öğretmek istemeyen bir öğretmen ve öğrenmek istemeyen bir öğrenci yoktur" yazdım. Hayatımdaki ilk özlü sözüm oldu. Öğretmenimiz beğendi, kartona yazdırıp sınıfın duvarına astı, sınıfın fenomeni oldum, kıskanıp kartonu yırtanlar oldu, tekrar yazıp astım. Şimdi düşünüyorum da mal gibi bi sözmüş, hoca bizi susuz yemiş.


Her gün her gün bu esprileri nasıl bulabiliyorsun? Birdenbire mi geliyor yoksa üzerinde bir süre düşünüyor musun?
Ben öyle stoklu yazmıyorum, Twitter'a giriyorum, arkadaşların yazdıklarını okuyorum eğleniyorum. Sonra dur bi tane de ben yazayım diyorum, anlık aklıma geliyor, ön hazırlık yapmam. Zaten normal hayatta da anı yaşayan biriyim, biraz rahatım. Her şeyi en son ana bırakmayı severim. Arabanın benzin ışığı yandıktan 20 kilometre sonra benzin alırım, toplantılara buluşmalara hep geç kalırım, soran olursa da İstanbul trafiğine bok atarım. Her şeyi ertelerim, yumurta kapıya dayanınca harekete geçerim. Bu huyumu çok değiştirmeye çalıştım ama olmadı, yok la hiç değiştirmeye çalışmadım böyle iyi, böyle mis.


İnsanlar sana ve diğer beğeniyle takip edilen Twitter kullanıcılarına "Fenomen" diyorlar. Sence "Twitter Fenomeni" olmak nedir?
Valla bu bizim dışımızda gelişen bir olay. Trt'de yayınlanan "Sosyal Medya" programında bir Twitter kullanıcısına -belki onun da haberi olmadan- yazdıkları bir yakıştırma sonucu ortaya çıkan bir etiket bu. İçeriğinde biraz alay var, biraz bıyık altından gülme var biraz hınzırlık var. Belki de kıyısından köşesinden geçemeyeceğimiz bir etiketi üzerimize yapıştırıp sonra kıkır kıkır gülmek var, çünkü fenomenlik öyle ha deyince olunacak bir şey değil. Ben olsam olsam Twitter fanisi olurum dedim hep, çünkü Twitter da bir gün popülerliğini kaybedecek ve bitecek…Sezen ablanın da dediği gibi, işte biz o gün tükeneceğiz!..hüzünlendim dur.


Bir Alex Değilim, Okuyan Us Yayınları'nın Dizüstü Edebiyat serisinden çıkan ilk kitabın. Kitap yazma olayına nasıl karar verdin?
Önce Blog yazmaya karar verdim. Çünkü 140 karakterin dışında da anlatmak istediğim hikayelerim vardı. Mikro blog olan Twitter'da bunu gerçekleştirmek imkansız tabi. Bir Blog açtım ve burada kısa hikayelerimi paylaştım. Hikayeler epey beğenildi, çok güzel geri dönüşler oldu. Bu kadar güzel dönüşlerin olması beni gaza getirdi. 2 haftada bir hikaye paylaştım blog'ta. Sonra bunlardan bir kitap çıkarma fikri doğdu. Önce ben teklif ettim, Cem Mumcu ile bağlantı kurdum, o da sağolsun kitap dosyasını istedi gönerdim. Lakin aylar geçti bir haber çıkmadı. Sonra bana başka yayınevlerinden başka teklifler gelmeye başladı, onları değerlendirdim. Sonunda başka bir yayınevine gitmeden önce Cem Mumcu'yu son bir kez aradım. Hocam ne oldu bizim iş dedim. 15 dakika içinde döneceğim olumlu ya da olmsuz dedi. Blogu okumuş, aradı tamamdır bizdesin dedi. Blogtan 18 hikaye seçtim, 10 adet de yeni hikaye yazdım ve Okuyan Us Yayınevi'yle kitap macerama başladım.


Bir Alex Değilim'de okuyuculara ne anlatıyorsun?
Çoğu başımdan geçen hikayeler. Yaşadığım komik olayları yazdım. %70'i gerçek %30'u kurgu diyebilirim. Kitapta akrabalardan ilkokula, mahalleden halısahaya kadar uzanan olaylar silsilesi var. Ben yazarken çok eğlendim, umarım okuyanlar da eğlenir, şimdiye kadar bana kitapla ilgili dönüşler çok güzel. Bu arada 2. kitabı da yarıladım, o da çok eğlenceli oluyor du bakalım.

Facebook'ta akrabalara ve okul arkadaşlarına espri yazarken bir arkadaşının tavsiyesiyle Twitter'a başlamışsın. Facebook ve Twitter arasındaki en önemli fark sence nedir? Ve ikisinden birini seçmek zorunda kalsan hangisini seçerdin?
Kesinlikle Twitter'ı seçerdim. Akraba ve arkadaşlarla dolu bir ortam da güzel olabilir ama benim gibi şakalar yazan, hikayeler yazan bir insan için iyi bir ortam değil Facebook. Kitabımın karakterleri zaten orada, neyi kime yazıyorsun?

Sosyal Medya'nın bugün geldiği konum ve önemi hakkında ne düşünüyorsun? Sence gerçekten "Yeni Medya Düzeni" bu mudur?
Giderek daha da güçlenen bir medya haline geldi. Hatta ana akım olan gazete ve tv'yi bile zorlamakta şu an. Gazeteden daha hızlı, Tv'den daha atak ve cesur bir mecra burası. Yeni Medya Düzeni demek biraz iddialı olur burası için. Yeni sosyalleşme, haberleşme düzeni diyebiliriz ama.

Sosyal Medya ne için var? Salt eğlenip gülmek için mi? Deşarj olmak için mi? "Ben de varım! Buradayım!" deme ihtiyacını gidermek için mi?
Sen en mantıklı üç nedeni söylemişsin zaten, eğleniyorum+gülüyorum+deşarj oluyorum+ben de varım la diyorum+bulamadım şimdi başka bir neden

Bir sohbetimizde "30 yıldır dünya beni s*klemedi, şimdi intikam vakti" demiştin. Bu sözünü biraz açar mısın? Dünya sence nasıl bir yer?
Oğlum DM'den yaptığımız sohbeti buraya niye taşıyorsun, ne ayaksın la sen, amacın ne?! Son bir kez atar yapayım seni bir kendine getireyim dedim korkma. Evet dünya acımasız, dünya şerefsiz, dünya puşt, en ufak açığımızda ağzımıza sıçacak kadar da çakal. Ama boşlukları zaafları da var bu dünyanın, işte o anları iyi kollamak lazım, bi boşluğunu yakalayıp idareyi ele almak lazım. Beni yıllarca oyaladı bu dünya, kitap yazmak istiyorum dünya kardeş dedim, hasiktir oradan güldürme la beni diye dalgasını geçti benle. Twitter benim için dünyanın boş bulunduğu bir an oldu, hop daldım oradan. Yazdım şakayı, yazdım aforizmayı, verdim hikayeyi. Ve en büyük dileğim olan kitabımı yazmayı başardım. Ne oldu la dünya, sen dön bakalım daha etrafında öyle mal mal, tipe bak!

Hayatta en bayıldığın şeyler ve en kıl olduğun şeyler?
Konu nereden nereye geldi be abicim. Böyle bir soru sorduğuna göre röportajın yavaş yavaş sonlarıne geliyoruz demektir. Hayatta en bayıldığım şeye imam benden önce bayıldı. Evet patlıcan yemeklerine bayılırım, özellikle patlıcan kebabı çok severim, ama yemeğin içinden kıl çıkarsa da kıl olurum deyip aşağıdaki soruya geçeyim.

Türkiye'nin ücra köşelerinde, fenomen olmak için ha babam tweet kasan Anadolu çocuklarına tavsiyelerin neler olur?
Bir durun, bir nefes alın, bi gidin elinizi yüzünüzü yıkayın, sonra tivit yazmaya devam!

Son olarak: Medya Galaksisi okurlarına neler söylemek istersin?
Medya Galaksisi okurları naber la?

18 Kasım 2011 Cuma

Twitter’da Yüksek Takipçi Sayısına Ulaşmanın Yolları




-Öncelikle bu işe gönül vermelisiniz, aşkla yazmalısınız, hastası olmalısınız Twitter’ın. Misal bi mention aldığınızda yüreğiniz pır pır etmeli, dm geldiğinde soğuk terler dökmeli, rt edildiğinizde heyecandan olduğunuz yere yığılmalısınız.

-Twitter’ı hayatınızın merkezine koymalısınız. Onun dışında her şey size teferruat gibi gelmeli. Misal çok yakın bir arkadaşınızın nikahı var ama o gün ülke gündemi çok yoğun, çok güzel tatlı tatlı tivitler yazılıyor, retweet’te tulum çıkartılıyor. “Yemişim arkadaşı da nikahı da, zaten evlendiği kişiyi de hiç sevmem, tipe bak, tipsiz, bugünü mü buldunuz lan evlenecek, bi de işin yoksa git çeyrek tak, siktirsin gitsin bana mı sordu lan evlenirken” diye yalandan gider yapmalısınız. Tutan tivit her şeyden önemlidir. Bir arkadaş gider diğeri gelir.

-Ünlülere bol bol mention göndermelisiniz, ünlü günaydın mı diyor, “sana da karçiçeğim", “en aydın sana olsun mor menekşem” diye yalaka mesajlar göndermelisiniz. Olur da ünlüden bir mention gelirse yaşadınız, hemen RT etmelisiniz. Hele hele sizi övdü mü Allah Allah! Dünya alem duymalı bunu, screen shotlar alıp yayınlamalısınız, kağıda basıp odanızın duvarına asmalısınız, hatta mili eğitim bakanlığına başvurup müfredata aldırmalısınız bu övgüyü. Koskoca Demet Akalın “çhoK TatLisin yea” demiş boru değil, Twitter’ın Nobel ödülü gibi bir şeydir bu.

-Güzel tespit yazabiliyorsanız hiç durmayın hemen sıralayın ama “diş macununu ortadan sıkınca ne kadar kötü di mi yea” tarzında angut tespitler yazacaksınız hiç girmeyin tespit olayına, yüksek takipçiyi bırak, arkadaşın kankan bile bırakır takibi, sıfır takipçiyle yumurta gibi kalırsın ortalıkta.

-Yumurta demişken, avatar fotosu çok önemli. Tipin düzgünse, amiyane tabirle giderin varsa, fotoşop desteğini de arkana alarak avatarına kendi fotonu koyabilirsin. Yakışıklılık veya güzellik her daim prim yapar Twitter’da. Ha tipsizin önde gideniysen, nefes alsın yeter kıvamındaysan da üzülme, koy bi ünlünün fotosunu, algıda şaşırt takipçiyi. O zaman yazdığın tivitler mal gibi olsa bile sırf o güzelliğin yakışıklılığın yüzü suyu hürmetine seni takip edeceklerdir.

-Baktınız güzel tivitler yazamıyorsunuz, şaka sizde hiç yok, yaptığınız en büyük şaka, -adın ne? –murat –koyiim de tur at ehehehehe! İse üzülmeyin. İyi şaka yapmak her şey demek değildir, şaka lan her şey tabi, nah takipçi gelir size, git ağla hadi git!

-Ağlama lan gel buraya, yuh sümüğe bak. Derseniz ki bende mizah yok ama tesadüfe bakın ki karakter de yok, yaşadınız. Karaktersizseniz size her yol mubah. Tutmuş her tiviti copy-paste yapın yayınlayın. Bir çok kişi farkında olmayacak hırsız olduğunuzun, ha arada niye çalıyorsun lan RT etsene diyenlere kulak asmayın, onlar karakterli olanlardır, sayıları azdır.

-Yav ben karaktersizim ama sanki biraz da zeki gibiyim, ne yapayım derseniz, tutan her tivitin, misal 100+ rt alan her tivitin varyasyonunu yazabilirsin. Bu sayede fenomen bile olman işten değil.

-“Yüzlerce şakalı tivit yazacağıma bi soyunurum, binlerce takipçiyi cebime korum”, dediğinizi duyar gibiyim, o zaman siz de bunu duyun, nah koyarsınız!! Bi kere o göbekle, o gıdıyla nereye soyunuyorsun, hem sadece soyunmak yetmiyor, bi de az ünlü ya da çaptan düşmüş eski ünlü olman lazım. Soyunmak bu işin finali, son raddesi, unut o işi, sadece sevdiceğin için soyun, bi de banyoda soyun, bi duş al rahatla.

-Yav İstiklalcim bizim asıl amacımız kız bulmak, hatun düşürmek, karşı cinsi etkilemek, memeye dokunmak, bacağı ellemek. Yoksa yemişim yüksek takipçi sayısını, tivit çalmayı, şakalı tivit yazmayı,soyunmayı. Bak senin binlerce takipçin var, çıkıyor mu ekmek sen onu söyle derseniz. Normal ekmeği geçtim, kepekli ekmeği unuttum, lavaş ekmek bile görmedim arkadaşlar. Binlerce takipçiyle abi kardeş olduk, gülüyoruz eğleniyoruz akşam olduğunda bildiğin sap gibi, aynı bi mal gibi yatağımızda uyuyoruz. Onun için Facebook yalan, Twitter dolan, tek gerçek sokaklar, çık dışarı hemen, memeye dokun, baldıra yaslan.

8 Eylül 2011 Perşembe

İlk Röportaj (Ankara Life Dergisi)


1. Twitter’da kendi isminizle yer alıyorsunuz, peki İstiklal Akarsu kimdir?

Evet kendi ismim ama sıkıştığımda “İstiklal diye isim mi olur kardeşim, nick la bu!” diyeceğim minvalde bir isim İstiklal. Bana bu manevra alanını sağladığı için babama sonsuz teşekkürlerimi sunarım, çünkü isim babam kendi babam.

İstiklal Akarsu kimdir deyince bi panik oldum, öyle sorunca sanki bir başkası gibiymiş gibi geldi. Ben kendi kendimi anlatmayı sevmem, insanı en iyi bir başkası tanımlar deyip sözü anneanneme bırakıyorum. İstiklal Akarsu kimdir anneanne?
-tornum benim
-anneanne biraz aç istersen, yani nasıl bir insan İstiklal Akarsu?
-aynı ben.
-yani?
-çatlak!
-yaktın beni anneanne.
-bas git!



2. Sosyal medya hayatınızın ne kadarını kapsıyor, anlatır mısınız?
-Twitter %25, Facebook %14, Google+ % 3.
Verilerden de anlaşılacağı üzere hayatımın hatırı sayılır bir bölümünü kapsıyor sosyal medya. Lakin yine verilerden hareket edecek olursak daha %58’lik boş yer de var hayatımda. O kısmı da arkadaşlarla halısaha maçıyla, dostlarla brunchta, kızlarla havuzda(bu kısım temenni), komşularla apartman toplantısında doldurmaya çalışıyorum.

3. Ünlülerden daha çok takipçiniz oluyor, peki bu ilgi, bu merak bir gün yok olur diye korkuyor musunuz?
-Evet siz sorunca baktım, Ankaralı Namık’tan bile fazla takipçim var, gerçi kendisi henüz Twitter’a girmemiş ama olsun, enteresan şeyler bunlar. Bu ilgi bir gün yok olur diye korkmuyorum, çünkü bu ilgi bir gün yoktu zaten. Twitter’dan önce de vardı ilgi, yazdıklarımı facebook’ta paylaşıyordum. Orada da teyzem beğeniyor, kuzenim dürtüyor, eniştem ise “bu ne la” diye yorum yazıyordu, ilgi alaka lokal ve az da olsa hep vardı yani.

4. Artık eylemciler bile internet üzerinden ayaklanıp, ülkenin kaderini değiştirebiliyor.
Hayatımızda bu denli etkisi olan sosyal medyanın sizdeki değeri nedir?

Biz de 10 ilkokul arkadaşı olarak Facebook üzerinden ayaklanıp ilkokul öğretmenimizi ziyarete gittik, ülkenin değil ama öğretmenimizin kaderini değiştirdik. Hayatında yapmadığı kadar börek, çörek, kek, sarma, kısır, çay, kahve yapmak zorunda kaldı hocamız. Hay ben bu facebook’u bulanın yedi sülalesini diye içinden geçirmiştir mutlaka.


5. Yazdıklarınız çoğumuzun, “Bunu ben söylemeliydim” dediği yazılar yani bir bakıma herkesin aklından geçen ama söylemeye cesaret edemediği şeyleri dile getiriyorsunuz, bu cesaret nereden geliyor?

Bu sorunun muhatabı ben değilim sanırım, sanki başkasına sormuşsunuz da o cevaplamayınca “soru boşa gitmesin yazık, İstiklal’e sorayım da mundar olmasın bari” demiş gibisiniz. Çünkü benim tivitlerim “bunu ben söylemeliydim” tarzında değil pek, insanların söylemeye cesaret edemediği bir tarzım ise hiç yok. Misal şöyle bir tivit yazmışım “National Geographic Tv'de 2 saat belgeselini izlediğim kuşu Yaban Tv'de 20 saniyede vurdular”. Şimdi bu aklınıza geldi diyelim, kendinizde cesaret bulamaz mısınız yazmaya, vurulan kuş gagalamaya mı gelecek sizi? Bi de bir şey söylemek istiyorum, bu benim ilk röportajım çok heyecanlandım şu an, ama geçti şimdi de, evet diğer soruyu alayım(hatta bırak heyecanı hafif şımardım gibi, diğer soruyu alayım ne lan?!)


6. Kimlikleri belli olmadan yazan ve binlerce takipçisi olan insanlar da var. Siz neden gizlenmeyi tercih etmediniz, onların bu tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?


Başta da dediğim gibi ismim her an “bu ben değilim takma isim la o” denilecek cinsten, o yüzden rahatım ama o arkadaşlara da saygı duyuyorum. Sonuçta sosyal mecrada her türlü insan var, burada yazdıklarından dolayı başları belaya girmesin diye böyle bir yol izlemiş olabilirler. Belki takma isimlerle daha rahat yazıyordur bu arkadaşlar. Ama ben kendi ismimle yazmayı seçtim. Hem nick alsam eminim gider “çikolatalıpastayısevenadam” gibi saçma sapan bir nick alır dünya aleme rezil olurdum.

7. Yazdıklarınızda gerçeklik hep ikinci planda mıdır, yani sanal dünyada herşey işin esprisi midir?

Gerçek dünya zaten yeterince sıkıcı ve kasvetli, bari sanal dünya eğlenceli olsun diye buraya komik taraflarını taşıyorum. Yoksa bugün dişim ağrıyor, yarın damağım şişti, öbür gün ayak küçük parmağımı karyolaya vurdum yazsam millet dertten tasadan helak olur. O yüzden hem ben eğleneyim, hem okuyanlar eğlensin diye gerçek hayatın esprili bölümlerini sanal dünyaya taşımaya çalışıyorum. Tabi farklı tarzda yazan arkadaşlar da oluyor, kimileri gerçek hayatın romantik taraflarını yazarken, kimi de gerçek hayatın memelerini sanal dünyaya taşıyor, dediğim gibi tercih meselesi bu.


8. Peki, yazdıklarınızı derlemeyi ya da kitap çıkarmayı hiç düşündünüz mü?

Twitter mikro blog sitesi olduğu için yazdıklarımız mikrobik etki yaratıyor, yani kişiden kişiye bulaşıyor, beğenildikçe paylaşılıyor, yayılıyor, lakin burada yazılanlarla bir kitap çıkarmak pek mümkün değil gibi. Çünkü 140 karakterle sınırlı küçük fikir silsileleri hepsi, kendi aralarında bir bütünlük dahi teşkil etmiyorlar, küçük çerez gibiler. Lakin ana yemeğimi blog’umda pişiriyorum, oradaki hikayelerimden kitap çıkarmayı düşünüyorum. Bir yayınevi ile görüştüm, inşallah yakın gelecekte bu proje gerçekleşir. Blogtaki en beğenilen 15 hikayemin yanında, yeni yazdığım 20-25 hikayemin de içinde bulunduğu bir mizah kitabı düşünüyorum. Belki bazı tivitlerim de çerez niyetine bu kitaba girebilir. Kitap olursa çok güzel olur, en büyük hayallerimden biri gerçekleşir. Ha olmadı sağlık olsun, ama inşallah olur ya kitap çok güzel, ama olmazsa illa olsun diye de bir şey yok, ama olursa çokzel olur, baktım olmadı hayata küsmem, ama bir olursa. “Ulan kitap çıkaracağına bir psikologa git, senin kafan çatlamış, kitap yazmak senin neyine” diyenlere de bir çift sözüm olacak, ama du bi dakika telefonum çalıyor
-alo?
-istiklal kaç kere söyleyecez, tamam dedik ya, kitap çıkacak işte, açılayabilirsin artık.
-aa Cem Mumcu bey, çıkar mı diyorsun kitap şimdi hocam, doğru söyleyin bak.
-olum manyak mısın sen, tamam anlaştık dedik ya?
-hakket mi la?
-bi yürü git delimanyak!
-ölümü öp bak!
-yok lan sana kitap mitap, git kumda oyna sen!



9. Sosyal medyanın sizce iyi ya da kötü yanları neler?

Sosyal medya sosyalleşmenin yollarından sadece bir tanesidir bence, topyekün kendisi değildir, kendimizi çok kaptırmamak gerekir. Çünkü dışarıda devam eden canlı bir hayat var, onu da ıskalamamak lazım. Ben sosyal medyanın iyi yanında ikamet ediyorum, yerim çok güzel, deniz kenarı, püfür püfür esiyor, her şey benim için olumlu. Çünkü gerçek hayatta öyle süper sosyal bir insan değilim, arkadaş sayım 2-3’ü geçmez, lakin sosyal mecralar sayesinde 6-7 arkadaş sayısına ulaştım ki bu benim için rekordur. Ama normalde çok sosyal olan, onlarca hatta yüzlerce arkadaşı olanlar için sosyal medyanın negatif etkisi olabilir. Normalde çok sosyal olan insan asosyal hale gelebilir. Her şeyde olduğu gibi burada da denge unsuru çok önemli. Sosyal mecrayı hayatımızın bir yerine koymalıyız evet ama asla merkezi olmamalı bu yer, güzel bir kenar köşe bulup oraya yerleştirmeliyiz, arada ziyaret edip halini hatırını sormalıyız.

10. Twitter’da takip edilen kişi olmak yani yazdıklarınızın sürekli izleniyor ve yorumlanıyor olması sizi rahatsız etmiyor mu, neden?
Neden rahatsız etsin ki, bilakis mutlu oluyorum, yazdıklarımın paylaşılması hoşuma gidiyor, kendim eğlenirken başkalarının da eğlenmesi çok güzel bir şey. Çok güzel geri dönüşler de oluyor hem, gelen mesajlarla ben de eğleniyorum. Tabi takipçi sayısının artması insanda bir baskı yaratıyor bunu kabul etmek lazım. Twitter’a girdiğim ilk 3 ayın sonunda beni 140 kişi takip ediyordu misal, o zaman daha rahat ve pervasız yazabiliyordum. Lakin ben bu baskıyı kendimce hafifletiyorum, sonuçta twitter’da yazdıklarım çok ağdalı, çok suyla sabunla ilişkili şeyler değil. Gündelik hayatla ilgili, herkesin yaşadığı, başlarına gelen komik olaylarla ilgili paylaşımlar. Hal böyle olunca baskı da az oluyor, mutlu mesut yazıyorsun. Tabi arada toplumsal olaylara da kayıtsız kalamıyorsun, yeri gelince veriyorsun eleştirel tiviti, veriyorsun kendince ayarı, o ara karşıt fikirde olanlar bir geliyor, sonra sessizce dağılıyorlar, sen de yoluna devam ediyorsun. Twitter’ın değişmez ritüeli oldu bu, herkes alıştı bu duruma.



11. Bir gün Twitter yok olsa... ?

Nası yok olsa?!! Hadi canım…bi duyum mu aldın bacım, bak bir şey biliyorsan hemen söyle, evhamlı insanım ben, nası ya, yazıyorduk güzel güzel, dur daha kitap çıkacak hem, haydaa röportaj da güme gider bak, abla şaka de bak ne olur. Sevil hanım bi ses verin, sordun soruyu gittin ya. Alla alla, dur ben bunu bir araştırayım, boşuna mı yazdık o kadar, 5000 küsur tivit bu ablacım, ulan bilseydik hesabı devir filan ederdim. Şimdiye duymuştur millet, Allahtan google+ hesabı da açtım. Lakin orası da süslü facebook gibi, hiç hazzetmedim. Şimdi onca takipçiyi bırakıp facebook’a akrabaların yanına mı dönücem, ilkokul arkadaşlarımla ilkokul öğretmenimi tekrar ziyaret mi edicem, yooo yoo olamaz bu. Twitter yok olsa ha, ulan sırf buna içilir dur.



12. Son olarak sosyal medya tutkunlarına neler söylemek istersiniz?

Araştırdım kapanmıyormuş Twitter, önceki soruya paniklemekten bu soruya konsantre olamadım. Sosyal medya tutkunlarına neler mi söylemek isterim.. Çok tutmayın, aşırı tutkunluk iyi bir şey değil, fazla ciddiye almayın, sonuçta sanal alem bu, gerçek hayatı yaşayın, çıkın dışarı top filan oynayın, gezin tozun, komşuya gidin, altın gününe gidin. Altın günü deyip geçmeyin ha, bi çeyrek olmuş 185 lira, iyi para var o işte, hem yediğiniz börekler kısırlar da yanınıza kar kalıyor. Son bir cümle kurmak istiyorum: “Herkese hayırlı işler!”

11 Ocak 2011 Salı

3 Saatte Sevgili Bulmanın Yolu


Yaklaşan 14 şubat sevgililer gününü sevgilisiz geçirmek istemeyenleredir bu yazım. Bir amme hizmetidir yaptığım.Yalnızlara ilaç, aşkı arayanlara ışık, “yine mi gol değil hakim bey yine mi ha!” diye ağlayanlara beyaz bir mendildir uzattığım. Üzülmeyin, dert etmeyin, kronometrelerinizi çalıştırın, 3 saatte aşkınızı kolunuza takın.

7.00: Yataktan kalkış, evet bugün önemli bir gün, sonunda sizin de bir sevgiliniz olacak. Sabahın yedisinde kalkılır mı kardeşim diyenlere de bir çift lafım var. Sevgili bu boru değil, bir gün erken kalksanız ne olur.
Yedide kalktın, hemen tıraşını ol(bayanlar oha diyor biliyorum ama erkeklere sesleniyoruz kardeşim, abaza bayan mı olur),duşunu al, saçlarını tara, kot pantolon giy, üstüne beyaz gömlek, en üste de blazer ceket, hop at kendini dışarı, geç kalıyoruz.

8.00: Açık alanlardan uzak dur, kapalı bir alışveriş merkezi bul. Kapalı alanda oksijen az olur, beyin yavaş çalışır, tipsiz olsanız bile kız bunu anlayana kadar siz işi bağlamış olursunuz. Sonrasında açık alanda kız uyansa bile, “ulan bu da amma tipsizmiş” dese bile iş işten geçmiştir. Az önce cep telefonu aldınız kıza, en azından bir hafta gideri var bu hediyenin.

9.00: Alışveriş merkezinde geziyorsunuz, kum gibi kız kaynıyor ama hangisi size uygun, öncelikle takı mücevherat dükkanlarından uzak durun, orada gezenler para avcısı olur, ava giderken avlanırsınız ruhunuz duymaz. Daha çok yemek katında dolaşın, fast-food taraflarına yaklaşın, böylece mesaj da vermiş olursunuz "hızlı yaşarım fast-food yerim, bir sevgiliyle de 3 gün dikey gezer, akabinde yatay pozisyona geçerim".

9.58: İşte aradığınız kız karşınızda artık, az ilerde bakın, elinde yemek tepsisiyle oturacak yer arıyor kendine, sen de tek başına dört kişilik masaya kurulmuşsun öküz gibi. Hemen ayağa kalk, masadan 35 santim uzaklaş, kız boş masa buldum diye koşup oturunca tekrar otur yerine. Kız pardon deyip kalkmaya yeltenirse bileğinden kavra kızı, olabilecek en Engin Altan Düzyatan bakışını at(aman Şahin K bakışını yapma, her şeyi mahvedersin, onu en son kullanacağız)

10.00: Burası da amma kalabalık bugün, bi de masalar az mı ne, insanlar oturacak yer bulamıyor diye geyik bir konu başlattınmı olay tamamdır, sırf bu konu hakkında bile 2 saat konuşacak yetenek vardır kızlarda.

Bundan sonrası ise size kalmış, herkes kendi fantezi dünyasına göre yön versin akışa. Artık kızla sinemaya mı gidersin, müze mi gezersin, arabada mı fingirdeşirsin, eve mi atarsın, ailenle mi tanıştırırsın, yüzük mü takarsın, facebook’ta ilişki durumunu “evli" mi yazarsın, paşa gönlün bilir.


Not: Ha o kadar akıl veriyorsun, yol gösteriyorsun, facebook hesabına baktık senin de kız arkadaşın yokmuş, abazanın önde gideniymişsin, sen ne ayaksın derseniz. Bir pis bakarım, bir tavır yaparım, bir eleştirel yaklaşırım, akabinde de küserim, darılırım, içime kapanırım.Terzi kendi söküğünü diktiği gün görüşelim derim.

31 Aralık 2010 Cuma

2011 Burç Tahminleri-2


2011 Burç Tahminleri-2
Terazi(23 Eylül-22 Ekim) 2011 senin için çok değişik geçecek. Misal sen 2011 yerine 1968’e gireceksin. Kanın kaynayacak, dur bi öğrenci hareketlerine katılayım diyeceksin, emekçinin işçinin hakkını yedirmem diyeceksin. Lakin kendini öğrencilerle Pes11 turnuvasında bulacaksın. Millet İphone-5’le konuşurken sen telgraf çekecek adam arayacaksın. Artık herkes senin kafayı yediğini, iflah olmayacağını düşünürken, 2012 yılına herkesle birlikte girecek ve kurtulacaksın.

Akrep(23 Ekim-21 Kasım) 2011 senin için projeler yılı olacak. Kafandaki tüm projeleri hayata geçireceksin. 2011, “çok gürültü yapıp sana uykusuz geceler yaşatan üst komşunu sopayla dövme” projesinin hayata geçmesiyle start alacak. Sonra “eski sevgililerini kısırlaştırma” projesini başarıyla gerçekleştirip nobele aday olacaksın. Sene sonunda ise girdiğin hapishanede, “kağıttan ördek yapma” gibi daha minimal projelerin hayata geçecek.

Yay(22 Kasım- 21 Aralık) Yaylar 2011’de af edersiniz götü yayacak oturacak, her türlü kısmet şans ayaklarına gelecek. Yay kadınlarının rüyalarına Brad Pitt, yay erkeklerinin rüyalarına Jenna Jameson girecek. 2011’in son çeyreğinde bekar yaylar evlenecek, evli yaylar boşanacak, nişanlı yaylar sözlü Terazilerle kaçamak yapacak. Lakin sözlü terazilerin Koç burcu babaları çapkın yayların anasını avradını sülalesini, neyse her şeyin hayırlısı diyelim.

Oğlak(22 Aralık-19 Ocak) 2002 yılına girerken dilediğiniz, lakin hala gerçekleşmeyen her şey 2011’de gerçekleşecek. Ha ben o zaman bebeydim, bi cep telefonum olsun allahım diye dua ettim diyorsan aptallığına doyma oğlakçım, astroloji bilimi senin keyfine göre yürümüyor. Hesap edecektin bunları. Bi de Nokia 3310 dilemişsen hepten bittin, yazık la sana. Bi de tüm oğlaklar 2011’de çok sevindirici bir haber alacak diyeyim de bi laf sokmayın, bi rahat durun oğlaklar.

Kova(20 Ocak-18 Şubat) Kova burcu kadınları, 2011’e hiç beklemedikleri sürpriz bir mesaj alarak başlayacak. Yok eski bir tanıdık ya da sevdiceğin değil, bakkalın eski çırağı vardı ergen. O mesaj atacak, abla hala senin baldırını düşünüyorum, çok heyecanlanıyorum, izin ver bi gelip elleyeyim diyecek. Şok oldunuz değil mi, ne yalan söyleyeyim ben de şok oldum. Yeni bi teleskop aldım, hayvan gibi merceği var, acayip detay veriyor yıldızlardan. Kova burcu erkeklerinin de kafasında sivilce çıkacak, sakın sıkmayın sivilceyi. Hay ben böyle teleskopun ağzına sıçayım, ortamı detaya boğdu şerefsiz.

Balık(19 Şubat-20 Mart) 2011 süper geçecek senin için, her istediğin olacak, ya da ne bileyim takılın kafanıza göre. Sıkıldım abi, ne boktan bir iş seçmişim ben, keşke ben de normal bildiğin doktor mühendis filan olsaydım. Yarın öbürgün kız istemeye gitsem tam rezillik. Kızın babası soracak

-oğlumuz ne iş yapıyor?
-kızınız tek çocuk değil miydi, abisi de mi var?
-oğlumuz derken müstakbel damadı kastettim.
-ha benim oğlum, evet kendisi astrologtur.
-nelog?
-astrolog.
-o ne la?
-yani yıldızlara bakıp tahmin yapıyor.
-falcı yani.
-öyle de denebilir.
-s.ktrin gidin lan evimden, kız mız yok size!
-oğlumun baktığı yıldızlar da size kaysın o zaman!
-lann!

26 Aralık 2010 Pazar

2011 Burç Tahminleri-1


2011 Burç Tahminleri-1
Felaket Tellalı Susan Miller'ı s.ktiredin, bana kulak verin.

Koç(21 mart-19 nisan): 2011 yılında bazı insanlarla anlaşmazlıklar yaşayacaksın. Arkadaş çevrene çok dikkat et, yüzüne karşı iyi ama arkandan çok kötü konuşan arkadaşların var. Hele bi Sibel var, kız resmen kaşar, senin bütün eski sevgililerin onun yeni sevgilisi, senin aşk hayatını banttan yaşıyor kız. 2011’de tüm koçlar Sibel’den uzak dursun Allaha yakın olsun.

Boğa(20 nisan-20 Mayıs):2011 boğalar için mükemmel geçecek, her istediğin gerçekleşecek, terfi alacaksın, sayısalda büyük ikramiye tutturacaksın, dünyanın en iyi insanlarıyla tanışacaksın. Ne oldu boğalar, mutluluktan sırıtıyorsunuz bakıyorum, ulan burcu Boğa olan insanın bütün yılı iyi geçse ne olur, geçmese ne olur. Kurbanda 4 kişi ortak girecek size, şanslıysan but sana kalır. İşkembeye dikkat.

İkizler(21 mayıs- 21 Haziran):2011’in ilk yarısı 2002 yılı gibi, son yarısı 1984 yılı gibi geçecek. Kusura bakma ikizler, çalışamadım senin burcuna, eski yıllardan kolaj yaptım.

Yengeç(22 Haziran-22 Temmuz):2011’de uzun yıllardır görmediğiniz bir kişiyi tekrar göreceksiniz. Bu kişi senin hayatında çok önemli bir yere sahip. Ha ben de isterdim yıllar önce yazlıkta aşık olduğun kişiyi göresin ama olmuyor be yengeççim, uzun yıllardır görmediğin ebeni göreceksin, hastaneden emekli olmuş kadın. Sadece oturduğu mahallede ekstralara gidiyormuş. Geçen bir çocuk doğurtmuş 4 kilo, yere düşürmüş bebeği mal. Ulan tutamadığın çocuğu neden doğurtuyorsun, evinde otursana bunak karı.

Aslan(23 Temmuz-22 Ağustos):Aslan bu sene malı götürecek. Dokunduğu altın, ellediği elmas olacak. Allah ne muradı varsa verecek. Aslanım benim be, ulan ne güzel bi burç bu, Allah özene bezene yaratmış aslanları. Yok astroloji bilimi söylemiyor , ben kendi adıma diliyorum. Bi de aslan burcu kibirli olur diyenler var aranızda, ne alaka kardeşim, kıskananlar çatlasın, beğenmeyenler patlasın, yelesine kurban olurum o aslanın.

Başak(23 Ağustos- 23 Eylül): 2011’de sana kısmet var anacım. İki vakte kadar böyle uzun boylu, kara kaşlı kara gözlü, zengin bir kısmet görünüyor sana, ama aranıza karakedi giriyor, sizi çekemeyenler var. Bak görüyor musun kokoz burunlu, bira göbekli birisi var, sizin aşkınızı çekemiyor, bak bak tipe bak, çok kötü birisi bu anacım, ayy evlerden ırak olsun, tü tü tü, nazar var yavrum sende. Bi de için kabarmış senin, bilemiyorum telve de kabarmış olabilir. Bi ara da gel kurşun dökeyim sana.

Not:hava bulutluydu, yıldızlara bakamadım, kahve falına baktım başakların.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Dadılar Gülsün Diye


Dadı deyince aklıma Gülben Ergen geliyor, Gülben Ergen deyince çocuklar gülsün istiyorum, çocuk deyince aklıma Maculay Culkin geliyor ki o da eşek kadar olmuştur, afedersiniz poposundaki kıllar ağarmıştır veledin, ki bu saatten sonra gülse ne olur ağlasa ne olur. Konuyu çok dağıtmadan yazımın konusuna gelmek istiyorum lakin konu çok cıvık, heran dağılmaya müsait, hoh desen dağılıyor, sonra işin yoksa 3 satır boyunca derle topla, arada twitter’a geçiyorum sonra Word’e bir dönüyorum hop yine dağılmış cıvık konu.
Aslında ben Sibel Arna’nın geçtiğimiz günlerde köşesine konu olan dadıyı buldum, kendisiyle Sibel Hanımdan gizli bir röportaj gerçekleştirmek istedim, niye böyle bir şeye kalkıştım bilemiyorum ama, hah geldi dadı abla.

-Hoşgeldiniz, isminizi alabilir miyim?
-adım Dadı Mcphee, esas adım Emma Thompson…
-anlayamadım, Emma ne?
-şaka yaptım şaka ahahaha! Geçen Sibel Hanım’ın çocuğunu Dadı Mcphee filmine götürdüm de oraya gönderme yaptım, maksat tirajınız artsın reytinginiz canlansın di mi.
-anlıyorum, lakin çocuk 7 aylıktı sanırım, sinema filminde ne işi var?
-laf aramızda t-shirtin içine sakladım, hamile süsü verdim kendime, gişelerden geçerken kıpırdadı bi ara, aah diye çığlık attım, bebek tekmeliyor dedim yediler.
-alla alla çok ilginç, ben patronunuz Sibel Hanımın gazetede çıkan köşesi hakkında konuşmak istiyorum sizinle.
-bir kere o benim patronum değil, aramızda patron çalışan ilişkisi yok, hiç patronluk yapmadı bana sağolsun.
-demek algılandığı gibi bir insan değil, yanlış anlamışız kendisini.
-evet kendisine patron denilmesini asla istemez, sahip deriz biz ona, emret sahip, yaşa sahip,varol sahip.
-çok ilginç.
-misal şimdi sizinle röportaj yaptığımızı bilse gelir buraya, 40 kırbaç ceza keser, bi de 40 satır mı 40 katır mı diye bi oyunumuz var arada onu da oynuyoruz, ben 40 katırı seçiyorum o daha heyecanlı.
-hanımefendi siz dadılık değil kölelik yapıyorsunuz resmen, peki neden istifa etmiyorsunuz?
-iş mi var kardeş, hem sigortam yemeğim de var, karnım tok sırtım pek..iyi değil ağrıyor sırtım, kırbaçtan anam ağladı.
-çok yazık, halinizden pek şikayetçi değil gibisiniz ama.
-hiç değilim, kraliçe çok yaşa diyorum hatta, ben Sibel Hanım için ölürüm, biterim, mavi kırmızı sarı her türlü renkte ve ebatta yolculuğa giderim Sibel Hanımla, beni o var etti, varlığım Sibel Hanıma armağan olsun, ne mutlu dadıyım diyene.
-hanımefendi siz sanki Stokholm Sendromuna yakalanmış gibisiniz, sizin yerinizde başkası olsa çoktan isyan etmişti.
-benim kitabımda isyan yok, dadıyım ben, bebekler sıçsın istiyorum, hanımıma kontör atın, her 6 kontörde bir bebek altına sıçıyor.
-neden hep yukarı bakıyorsunuz konuşurken, ne var orda, kamera mı o?
-evet hanımım izliyor bizi, dur el sallayayım.
-hımm neden böyle davrandığınız anlaşıldı.
-allah, geldi hanımım yaktınız beni, kül oldum, patlamaya hazır dağ oldum!
-panik yapmayın hanımefendi biz kötü bir şey yapmıyoruz burda.
-siz Sibel Hanımı tanımıyorunuz.
-gelsin tanışırız , amma korkutmuş sizi be, Allah mı kardeşim bu, ateş olsa cürmü kadar yer yakar. Sibel Hanım buyurun ben de dadınızla röportaj yapıyordum, buyurun siz de katılın. Hop o ne kırbaç mı o, durun ne yapıyorsunuz, kamçılı kadın mısınız siz, kendinize gelin Sibel Hanım?!
-uzun cümle kurmam, tek kelimeyle cevap veriyorumm size ŞRRRAAAAK!!!
-iki kelimeyle yanıt veriyorum ben de, YANDIM ANAAAMMM!!