"İmza günün yok mu la, İstanbul'da yapsana kardeşim şu imza işini, hop kardeşim kime diyorum ben??" diyenler için tarih, saat ve yer bilgisi veriyorum not alın lütfen: 3 Kasım Pazar saat 18:00 , İstanbul Tüyap Kitap Fuarı 3. Salon no. 206 Okuyan Us Standı.
Sonra vay efendim ben duymadım görmedim okumadım olmasın. Ha kitabın bende yok diyenler gelip oradan da alabilir, kitabı dumanı üstündeyken çıtırken tazeyken imzalatabilir. Yemişim kitabını da imzanı da diyenler de gelebilir, iki geyik yapar çay içeriz, ne olacak bu tivıtırın hali, ekmek çıksın diye girdik menşın manyağı olduk, fav insanı olduk konulu sohbetimizi yaparız efkar dağıtırız.
Maksimum 500 karakter yazılabiliyormuş bu giriş bölümüne. Gör de utan, duy da saklan Twitter, 500 diyor bak blogspot. Ne demek bu, he ne demek bu? Yaya yaya yazmak, eteğinde ne kadar taş varsa -ki etek ne alaka anlamamışımdır hala- dökebilmek demek bu. Ne oldu twitter zoruna mı gitti yavrum? Ama bir şeyin de farkına vardım, 500 karakter olunca yaymaktan toparlayamıyorum konuyu, mal gibi bir giriş yazısı oldu. Allah belanı versin lan blogspot, sen de yalanmışsın, sen de dolanmışsın.
15 Ağustos 2013 Perşembe
Goy Goy'la Kuzeniz
haberedikkat.com'dan sevgili @denizzguldal sordu, ben de verdim goygoyu:
Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorsunuz. Her düşüncenizi insanlarla paylaşıyorsunuz. Bu kimi zaman ters tepkilere neden oluyor mu?
Elbette oluyor, bin türlü insan binbir türlü düşünce var. Herkes de aynı düşüncede olamayacağına göre illa ki yazdıklarınıza katılmayan tepki duyan insanlar oluyor. Burada önemli olan tepki duyanın üslubu, üslup güzelse yerim ben o tepkiyi, üslup iyiyse bağrıma basarım o tepkiyi, üslup yapıcıysa balla kaymakla beslerim o tepkiyi.
Hem Twitter hem kitap çıkartmak ikisini bir arada idare etmek zor oluyor mu? Ne kadar vaktinizi alıyor?
İkisi birbirine paralel gidiyor. Zamanla kardeş gibi oldu bunlar. Twitter abi tabi, önce o doğdu büyüdü, belki de onun sayesinde kitap geldi. Twitter hala abilik yapıyor kitaba sağolsun, koruyor kolluyor. Bir kitap çıkınca reklamını yapıyor, kitabın tutulmasını başarılı olmasını sağlıyor, tam bir hayırlı abi sağolsun. Günde ortalama 4-5 tivit yazıyorum, çok aşırı zamanımı alıyor diyemem. Kitap için de bir hikayeyi yazmaya karar vermek, kurmak, yazmak toplamda 1 haftamı alıyor. Bunun ilk günü hikayeyi bulmak, 4 günü yatış, tembellik, son 2 gün de hikayeyi yazmak oluyor. Yazdıktan sonra hikayeyi değiştirmek uzatmak kısaltmak, düzeltmek için de birkaç gün mesai harcıyorum. Her hikayenin arasına da 2-3 hafta süre koyuyorum, yeni hikayeye başlarken bir önceki hikayeyi tamamen unutmuş oluyorum, sıfırdan yazmaya başlıyorum. Bir kitapta ortalama 20 hikaye oluyor.

Twitter'da çoğu fenomen kendi ismini kullanmıyor. Siz kimliğinizi gizli tutmayı düşündünüz mü hiç?
Daha önce de belirtmiştim, nick gibi ismim var zaten, işime gelirse evet İstiklal Akarsu benim buyrun efenim, alayım plaketi, geleyim panele, oo reklam mı o alayım, hımm benim kitap mı bu imzalayayım, merhaba kızlar merhaba. Lakin işime gelmezse, İstiklal Akarsu diye isim mi olur, ben değilim o.
Kendinizi anlatmak isterseniz nasıl tarif edersiniz. Kimdir İstiklal Akarsu? Nasıl bilmeli insanlar sizi?
İstiklal Akarsu geyiğin anavatanından gelmiştir, goygoyla kuzendir, şaka sever, gülmeyi güldürmeyi çok sever. Tembeldir, yatar uyur, dürtmeden bir iş yapmaz. Dünya yansa ben yatıyorum iyi geceler der gider. Her işi sona bırakır, arabanın benzin bitiş uyarısı vermesinden 30 km sonra benzin alır. Telefonu hep kapalıdır, şarjı bitmiştir ve doldurmamıştır. Bir de çok pesimisttir. Yarısı dolu olan bardakta dolu tarafı görmeyi geçtim, bardağı, masayı, odayı, evi komple görmez.
Twitter'a girme hikayeniz nedir?
2009 sonbaharında benden önce siteye üye olmuş bir abimin tavsiyesiyle girdim. Giriş o giriş, hala ilerliyorum, yol bitmiyor, uzun yol bu, 4 sene oldu dünyanın etrafında 3 tur attık yine bitmiyor, ne iş anlamadım.
Twitter fenomeni olmak nasıl bir duygu? Bu durum çevrenize olan tutumunuzu değiştirdi mi?
Dürüst olmak gerekirse fenomen olmak beni çok değiştirdi. Önceden çok daha mütevazi bir insandım, büyüğüme saygılıydım küçüğüme sevgi doluydum. Sonra bu ünlülük hali geldi, televizyonlara çıktım, dergilerde yer aldım, kitaplarım çıktı, çok değiştim. Anamı babamı tanımaz oldum, büyüğüme saygıyı unuttum, küçüğümü sopayla kovaladım. Yav ne değiştirecek tutumumu, neysem oyum ben, hem fenomen olmak nedir. Fenomenliğimi anca siz biliyorsunuz, çevremde pek muteber bir şey değil bu. Geçen bakkala "abi ben internette tanınıyorum biliyor musun?" dedim, "yumurta 4 tane mi olacaktı?" dedi, yani gerçek hayatta durumum budur, ben size fenomenim, kendime ve çevreme değilim.
Twitter'da tanındıktan sonra nasıl tepkiler aldınız?
Babam nedir oğlum bu Twitter, kötü bir şeyse siktiret yazma bir şey başına bi olay gelmesin dedi. Sonra beni televizyonda görünce "vay iyiymiş bu, arada sen yaz buraya ihmal etme" dedi. Kardeşimin arkadaşları filan beni takip ediyormuş, söyle bizi de takip etsin diye haber yolluyorlar. Bir de geçen kuzenin doğumgünü vardı, bir restoranda 10 kişiyiz kimseyi tanımıyorum, hepsi kuzenin arkadaşları, ben de kenarda sus pus oturuyorum, sohbete almıyor zalimler beni. 2 bira içince açıldım "Twitter'ı aktif kullanan var mı?" diye sordum, 5-6 kişi evet dedi. Dedim İstiklal Akarsu'yu tanıyan var mı, hepsi tanıdı 2 kız da takip ettiğini söyledi, dedim işte o benim. Masa karıştı, az önce konuşmadıkları, sohbetin içine almadıkları gariban ben birden muhabbetin merkezine geldim. Kuzen bi ara "arkadaşlar farkındaysanız bu benim doğumgünüm" dedi, bozuldu çocuk.
İlk kitabınızdan sonra hayatınızda neler değişti olumsuz tepkiler aldınız mı?
Kitap benim en büyük hayalimdi, sonunda gerçekleşti çok mutlu oldum. Tabi bunda Twitter'ın etkisi yadsınamaz, yadsıyanın alnını karışlarım, yadsımak ne ya, kelimeye yabancılaştım bak. Twitter'ın katkısı büyük diyelim. Hem dikkat çekmemde, bana şans verilmesinde hem de kitap çıktıktan sonra satmasında Twitter çok etkli oldu. Her röportajda Twitter'a hakkını teslim ederim, çünkü etmeyince küfür ediyor bu ayı. Genelde çok iyi tepkiler aldım. Kitapla ilgili bana gelen mesajların %95'i iyiydi. %5 de olumsuz mesaj aldım ki onların da başımın üstünde yeri var.
Blogger olmak ülkemizde pek önemsenen bir konu değil. Hatta meslek mi değil mi diye tartışılıyor. Sizce bloggerlık bir meslek mi?
Bence bloggerlik ülkemizde bir meslek olmayı geçtim bir unvan bile değil. Bunun en büyük test yeri akraba düğünleri. Gidin bir akraba düğününe, size "meslek nedir yeğen, girdin mi bir işe" diye soran yaklaşık 150 yakın akrabaya "bloggerım ben" deyin, suratınıza anlamsız şekilde baktıklarını, siz bu sözde mesleği açıklamaya başladığınızda ise bıyık altından güldüklerini göreceksiniz. Finalde de şu bitirici soru gelecek ve işte siz o gün tükeneceksiniz: "Kaç para mayış alıyorsun bu buloggırlıktan?"
Twitter'da takipçi arttırmanın bir formülü var mı?
Valla legal yolu hayatın komik yanlarını 140 karakterde yazmak, gülmek, güldürmek, eğlenmek, eğlendirmek, RT mekanızmasıyla binlerce kişinin ana sayfasına düşmek, dur bakalım kimmiş la bu dedirtmek, akabinde takibe alınmak diyebilirim. İllegal yolu da parayı basıp yumurta takipçi satın almak olabilir. Lakin illegal yolda sizi sadece yumurtalar tanır, "yumurta fenomen" olarak aleme nam salarsınız.
Sokakta karşılaştığınız takipçilerinizle iletişiminiz nasıl?
Şu aralar çok iyi, gelip imza isteyen oluyor, kulağıma komik tweet fısıldayan oluyor, "abi RT!" deyip kaçan oluyor. Misal kafede oturup çay içerken yanıma gelip abi attım fav'a afiyet olsun diyen oluyor. Kardeşim siz beni Mustafa Sandal'la filan karıştırdınız herhalde, kim tanır beni, anam babam zor tanıyor zaten. Profil fotosuna öyle bir şey koymuşum ki bazen ben bile tanımıyorum kim la bu renkli kafa diyorum. Sanırım tanınmamak çok daha konforlu, çünkü bir kez tanındın mı geri dönüşü yok bu işin. Tanınırsam en basitinden dışarıda rahat yemek yiyemem "oha ayıya bak kıtlıktan mı çıktın İstiklal" diyen olur, sonra al başına belayı.
Son kitabınız Olsa Dükkan Senin'i neden okusun insanlar. Biraz kitabınızdan bahseder misiniz?
Şimdi siz böyle sorunca ne diyeceğimi bilemedim, hakket neden okusunlar bilemiyorum. Kendi açımdan kitabın eğlenceli olduğunu söyleyebilirim. Hayatımın eğlenceli taraflarını yazdım. "Ulan bu ne biçim hayat hep mi eğlendin insanfsız" demesinler diye bir tane de eğlencesiz tarafını yazdım (İyiler İyidir) Kitap genel olarak güzel oldu, okunası oldu, en azından okuyanların büyük çoğunluğu memnun kaldı, bi daha yaz dediler, hep yaz dediler, bırak şimdi tweet atmayı kitap yaz kitap dediler, 5 saatte okuduk bitti bu dediler, bu da benim için mükemmel bir motivasyon kaynağı oldu, yazmaya devam ediyorum.
Hepimiz çocukken hayaller kurarız ve gerçekletirdiklerimizi hayali tablomuza asarız. Sizin gerçekleştirdiğiniz, hayali tablonuza astığınız neler var?
Valla öyle hayali tablom filan yok benim, o nasıl bir şey anlamadım, duvarda asılı olan hayali tablo ne demek tövbe bismillah nereye gidiyor bu röportaj. Çocukken gerçekleştirmek istediğim hayalim futbolcu olmaktı, ola ola halısaha topçusu olduk, telde adam sıkıştırdık, defansa gelmeyenlere "oğlum allahını seven defansa gelsin" diye bağırdık. Yorulunca kaleye geçtik. Şimdilerde yavaş yavaş halısahalara da veda ediyorum, halısahalardan bir yıldız kayıyor.
Geçekten bir Alex değil misiniz?
Alex'in Türkiye'de öyle bir dönemi vardı ki o dönemi baz alırsak bence Alex'in kendisi bile bir Alex değil artık. O dönem adamın ayağına değen her top ya gol ya da asist oluyordu, inanılmaz bir dönemdi. Ben olsam olsam bir İbrahim Üzülmez olabilirim, bir sürü eksiğim gediğim var. Deli İbo gibi kafam önde topla depar atarım, tam orta yapacağım bir bakarım topla birlikte auta çıkmışım, böyle bir hayat benimkisi, kısmet artık.
Kitabınız ilk yayınlandığında acaba yanlış mı yaptım ya dur ben toplatayım da kurtulayım dediğiniz oldu mu?
Yok ya deliyiz dediysek o kadar da değil, hatta ilk çıktığında gidip baktım kitapçılara, alt raflara atmışlarsa çaktırmadan alıp üste koydum kitabı.Satıyor mu bu kitap diye de sordum, evet satıyor dediklerinde de mutlu oldum, o zaman niye alt raflara koyuyorsunuz kardeşim demedim, olay çıksın istemedim.
13 Ağustos 2013 Salı
#AffetBeniMemetAliAlabora
Yer:Ortaköy'de bir ev
Tarih:2010
Olay ne:Türkmax kanalında yayınlanan Heberler adlı programın toplantısı.
O an olay ne:Yemek arası verildi, pizza yeniyor.
İstiklal Akarsu+Memet Ali Bey şu son dilimi yemiyosanız ben alıyorum.
Memet Ali Alabora-Bey demene gerek yok ya, memed ali desen yeterli.
İstiklal+Memoli desem ehehe.
-??
+Tamam yersiz bi şaka oldu pardon, yiyorum ben o zaman bu pizzayı
-Ye kardeşim ye, doydum ben zaten.
+Siz sanatçılar zaten doğuştan toksunuz ya çok imreniyorum, biz düz insanlar ise hep açız, bak şimdi bi pizza daha olsa yerim ben.
-Bence sana özel bir durum bu açlık.
+Ehehe şaka di mi bu da eheh..Memed Ali beycim bak ne diyecem siz Twitter'da var mısınız?
-Varım ama pek aktif değilim
+Olur mu ya, koskoca sanatçı insansın aktif ol bence, Twitter çok önemli bir site, çok büyüyecek ilerde bak görürsün
-Ne bileyim ya teknolojiyle pek aram yok benim, cep telefonu kullanmaya bile yeni başladım
+Du bakayım, bu 4000 takipçili @memetalialabora hesabı senin mi?
-Bakayım, evet benim.
+Abov bu ne ya yakışıyor mu hiç, benim bile 5 bin takipçim var bak.
-Vay iyiymiş, neler yazıyorsun dur takip edeyim.
+İşte şakalar, goygoy, geyik muhabbeti
-Tamam aldım takibe.
+Bundan sonra Twitter'ı çok aktif kullan abi, sesini buradan duyur, çok etkili bi mecra burası
-Tamam daha çok yazarım artık.
+Pişman olmayacaksın inan
-Dur bakalım.(DURMADI)
Tarih:2010
Olay ne:Türkmax kanalında yayınlanan Heberler adlı programın toplantısı.
O an olay ne:Yemek arası verildi, pizza yeniyor.
İstiklal Akarsu+Memet Ali Bey şu son dilimi yemiyosanız ben alıyorum.
Memet Ali Alabora-Bey demene gerek yok ya, memed ali desen yeterli.
İstiklal+Memoli desem ehehe.
-??
+Tamam yersiz bi şaka oldu pardon, yiyorum ben o zaman bu pizzayı
-Ye kardeşim ye, doydum ben zaten.
+Siz sanatçılar zaten doğuştan toksunuz ya çok imreniyorum, biz düz insanlar ise hep açız, bak şimdi bi pizza daha olsa yerim ben.
-Bence sana özel bir durum bu açlık.
+Ehehe şaka di mi bu da eheh..Memed Ali beycim bak ne diyecem siz Twitter'da var mısınız?
-Varım ama pek aktif değilim
+Olur mu ya, koskoca sanatçı insansın aktif ol bence, Twitter çok önemli bir site, çok büyüyecek ilerde bak görürsün
-Ne bileyim ya teknolojiyle pek aram yok benim, cep telefonu kullanmaya bile yeni başladım
+Du bakayım, bu 4000 takipçili @memetalialabora hesabı senin mi?
-Bakayım, evet benim.
+Abov bu ne ya yakışıyor mu hiç, benim bile 5 bin takipçim var bak.
-Vay iyiymiş, neler yazıyorsun dur takip edeyim.
+İşte şakalar, goygoy, geyik muhabbeti
-Tamam aldım takibe.
+Bundan sonra Twitter'ı çok aktif kullan abi, sesini buradan duyur, çok etkili bi mecra burası
-Tamam daha çok yazarım artık.
+Pişman olmayacaksın inan
-Dur bakalım.(DURMADI)
8 Ağustos 2013 Perşembe
Harçlık
-Anane bayramın kutlu olsun ver elini öpeyim
-Para yok
-Aşkolsun anane ya, para için mi öpüyorum elini?
-Bilemeyecem artık
-Hem kaç yaşına geldim bak, bayram harçlığı alacak halim mi kalmış allasen
-İyi madem, öp bakalım…beyhudar ool, el öpenlerin çok olsuun..
-Hiç mi yok?
-Ne yok?
-100 lira da mı yok?
-Lann!
-80?
-Yürü bak döverim!
-At bi 70 lira siftah olsun
-Mal mısın evladım sen?!
-son 50 lira olur o da sana.
-Siee!
-Para yok
-Aşkolsun anane ya, para için mi öpüyorum elini?
-Bilemeyecem artık
-Hem kaç yaşına geldim bak, bayram harçlığı alacak halim mi kalmış allasen
-İyi madem, öp bakalım…beyhudar ool, el öpenlerin çok olsuun..
-Hiç mi yok?
-Ne yok?
-100 lira da mı yok?
-Lann!
-80?
-Yürü bak döverim!
-At bi 70 lira siftah olsun
-Mal mısın evladım sen?!
-son 50 lira olur o da sana.
-Siee!
24 Nisan 2013 Çarşamba
Aşırı Mini Röportaj
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden sevgili Elif Kolçak'ın fakültenin internet sitesi ihaber için yaptığı yaptığı ufacık tefecik içi dolu turşucuk tadında bir röportaj.
İstiklal Akarsu, Facebook’taki “notlar” bölümüne yazarken, kendi deyimiyle bloglardaki daha geniş ve renkli dünyaya geçiş yapmış. Yazdığı hikâyeleri çok edebi bulmadığını, kitabını “otobiyografik şakalı kitap” olarak nitelendirdiğini söylüyor ve şöyle tarif ediyor:
“Yaşadığım komik anlar silsilesi diyebilirim. Kendimi edebiyat dünyasının açık tribününde görüyorum. Orada biletler ucuz. Sahayı görüş açısı iyi değil ama en samimi ortamlar da orada oluyor. İçinden geldiğince tezahüratını yapıyorsun o tribünde.”
İstiklal, teknolojinin çok farklı imkânlar sağladığını söylüyor.
“Eskiden edebiyat dergileri varmış, insanlar yazdıklarını oralara gönderip yayımlanmasını beklermiş, bazılarının yazdıkları yayımlanmazmış bile. Ama şimdi internet var. Herkes kendi şansını kendi yaratıyor. İnternet olmasaydı yazarlık macerama hiç başlayamazdım, tek becerim halı sahada telde adam sıkıştırmak olurdu.”
‘Klavye Kahramanlığı’ hakkındaki düşüncelerini ise şöyle açıklıyor İstiklal:
“İnsanların gerçek kimliğiyle söyleyemeyeceği şeyleri internet ortamında söylemesi bu sanırım. Ben o kavramın içinde değilim. Kendi adım ve fotoğrafımla günlük yaşam hakkında tespitlerimi yazıyorum. Anonim şekilde atıp tutmak da normal karşılanabilir, adam içindeki stresi bu yolla boşaltıyorsa sorun yok. Tabii bu stresi başkalarının canını yakmadan atması önemli. Klavye kahramanlığı çok kolay takılan bir etiket. Başkasının hoşuna gitmeyen bir paylaşımda bulunduğunuz an, bu etiket alnınıza yapıştırılabiliyor, ne diyelim... Yapıştır!”
İstiklal, “Bloggerlık meslek mi değil mi” sorusuna ise “Yurtdışında meslek olabiliyor ama ülkemizde pek sanmıyorum. İsterseniz bir ‘kız isteme’ olayı ile test edelim durumu” diyor ve başlıyor anlatmaya:
“- Efendim, Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz.
- Kısmetse olur. Ne iş yapıyor oğlumuz?
- Blogger kendisi.
- Ne gır?
- Blogger, yani internette sitesi var, orada hikâyeler yazıyor, moda yazıyor, gezdiğini gördüğünü yediğini falan yazıyor.
- Hımm mayışı ne bu işin?
- Şimdilik getirisi yok, ileride blogların değeri anlaşılacak, o zaman para kazanacak oğlum.
- O zaman biz sizi ileride tekrar ağırlayalım, önümüzdeki kısmetlere bakalım. İyi günler.
- Buba çiçeğimizi çikolatamızı geri alalım, fotoğrafını çekip bloga koyarım.
- Hay senin bloguna sıçayım !”
Bloggerlık para getiren bir iş mi diye soruyoruz, cevabı şu oluyor:
“Olsa dükkan senin be ablacım.”
İstiklal Akarsu, Facebook’taki “notlar” bölümüne yazarken, kendi deyimiyle bloglardaki daha geniş ve renkli dünyaya geçiş yapmış. Yazdığı hikâyeleri çok edebi bulmadığını, kitabını “otobiyografik şakalı kitap” olarak nitelendirdiğini söylüyor ve şöyle tarif ediyor:
“Yaşadığım komik anlar silsilesi diyebilirim. Kendimi edebiyat dünyasının açık tribününde görüyorum. Orada biletler ucuz. Sahayı görüş açısı iyi değil ama en samimi ortamlar da orada oluyor. İçinden geldiğince tezahüratını yapıyorsun o tribünde.”
İstiklal, teknolojinin çok farklı imkânlar sağladığını söylüyor.
“Eskiden edebiyat dergileri varmış, insanlar yazdıklarını oralara gönderip yayımlanmasını beklermiş, bazılarının yazdıkları yayımlanmazmış bile. Ama şimdi internet var. Herkes kendi şansını kendi yaratıyor. İnternet olmasaydı yazarlık macerama hiç başlayamazdım, tek becerim halı sahada telde adam sıkıştırmak olurdu.”
‘Klavye Kahramanlığı’ hakkındaki düşüncelerini ise şöyle açıklıyor İstiklal:
“İnsanların gerçek kimliğiyle söyleyemeyeceği şeyleri internet ortamında söylemesi bu sanırım. Ben o kavramın içinde değilim. Kendi adım ve fotoğrafımla günlük yaşam hakkında tespitlerimi yazıyorum. Anonim şekilde atıp tutmak da normal karşılanabilir, adam içindeki stresi bu yolla boşaltıyorsa sorun yok. Tabii bu stresi başkalarının canını yakmadan atması önemli. Klavye kahramanlığı çok kolay takılan bir etiket. Başkasının hoşuna gitmeyen bir paylaşımda bulunduğunuz an, bu etiket alnınıza yapıştırılabiliyor, ne diyelim... Yapıştır!”
İstiklal, “Bloggerlık meslek mi değil mi” sorusuna ise “Yurtdışında meslek olabiliyor ama ülkemizde pek sanmıyorum. İsterseniz bir ‘kız isteme’ olayı ile test edelim durumu” diyor ve başlıyor anlatmaya:
“- Efendim, Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz.
- Kısmetse olur. Ne iş yapıyor oğlumuz?
- Blogger kendisi.
- Ne gır?
- Blogger, yani internette sitesi var, orada hikâyeler yazıyor, moda yazıyor, gezdiğini gördüğünü yediğini falan yazıyor.
- Hımm mayışı ne bu işin?
- Şimdilik getirisi yok, ileride blogların değeri anlaşılacak, o zaman para kazanacak oğlum.
- O zaman biz sizi ileride tekrar ağırlayalım, önümüzdeki kısmetlere bakalım. İyi günler.
- Buba çiçeğimizi çikolatamızı geri alalım, fotoğrafını çekip bloga koyarım.
- Hay senin bloguna sıçayım !”
Bloggerlık para getiren bir iş mi diye soruyoruz, cevabı şu oluyor:
“Olsa dükkan senin be ablacım.”
16 Aralık 2012 Pazar
Atladı
Adam çift yönlü akan minibüs yolunun tam ortasında durmakta, karşı kaldırıma ulaşabilmek için araçların ardının kesilmesini beklemektedir.
Sabah saatleri olduğundan trafik oldukça yoğundur ama yayamız da sabırlıdır. Birden arabanın teki direksiyonu yayamızın üstüne kırar.
Yaya korkar panikler, sağ yapar olmaz, sol yapar kurtarmaz, araç bilinçli olarak üstüne geliyordur.
Çaresizdir donup kalır. Ellerini kendine siper eder, kaderine teslim olur.
Zavallı adamın üstüne bilinçli olarak gelmekte olan trafik canavarı birden frene asılıp direksiyonu kırar ve yayaya çarpmadan son anda durmayı başarır.
Çevrede olaya şahit olanlar önce rahatlar, sonra şu manzara ve diyalog karşısında şok olur.
Yayanın üzerine kıran aracın psikopat şoförü camı açar.
-Rüstem korktun mu lan ibne?!
-Fevzi sen miydin amk, ödüm bokuma karıştı lan şerefsiz!
-Nereye gidiyon lan bırakayım.
-Belediyeye.
-Atla.
Atladı...
Sabah saatleri olduğundan trafik oldukça yoğundur ama yayamız da sabırlıdır. Birden arabanın teki direksiyonu yayamızın üstüne kırar.
Yaya korkar panikler, sağ yapar olmaz, sol yapar kurtarmaz, araç bilinçli olarak üstüne geliyordur.
Çaresizdir donup kalır. Ellerini kendine siper eder, kaderine teslim olur.
Zavallı adamın üstüne bilinçli olarak gelmekte olan trafik canavarı birden frene asılıp direksiyonu kırar ve yayaya çarpmadan son anda durmayı başarır.
Çevrede olaya şahit olanlar önce rahatlar, sonra şu manzara ve diyalog karşısında şok olur.
Yayanın üzerine kıran aracın psikopat şoförü camı açar.
-Rüstem korktun mu lan ibne?!
-Fevzi sen miydin amk, ödüm bokuma karıştı lan şerefsiz!
-Nereye gidiyon lan bırakayım.
-Belediyeye.
-Atla.
Atladı...
13 Aralık 2012 Perşembe
Kıyamet Öncesi Son Röportaj
Sevgili Şükrü Şahin(twitter.com/olaylaaaar) http://www.twittersokak.com için sordu, özelime bile girdi bazı sorularda, lan bi çık özelimden genele gel görüşelim dedim, geldi bu da sağolsun.
Kitabı okuyan biri olarak az çok İstiklal Akarsu hakkında bilgiye sahibim. Kitabı okumayanları tez zamanda okumaya davet ediyorum. Çünkü yeni kitap çok yakında bizlerle beraber olacak. Bunun da müjdesini verdikten sonra başlayalım
sohbete ;
İstiklal Abi, öncelikle beni kırmayıp bana ve sitemize vakit ayırdığından dolayı kendi
adıma ve sitemiz adına teşekkür ederek başlamak istiyorum. (yazar burada bir teşekkür
edebilmek için iki satır yazı yazdı)
Bir dakika ya, kitap benim kitabım sen niye müjdesini veriyorsun anlamadım. Hem sen nereden biliyorsun yakında çıkacağını, kim söyledi, bir duyum mu aldın, yoksa oturdun benim adıma kitap mı yazdın, korsanlıkta yeni bir dönem mi başlatıyorsun ne yapıyorsun sen?!
Önce ilk merak edilen belki de yüzlerce kez duyduğun soruyu bir kez de ben sorayım
isim nerden geliyor? Çok karizmatik bir isim olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Tabi soruları hazır olarak gönderdiğin için ilk soruna verdiğim cevabı görmeden 2. soruya geçtin. Oğlum belki küfür ettim, belki sıçtım sıvadım afedersin. İşte böyle hazır paket halinde yapılan röportajın böyle riskleri de oluyor, yapacak bir şey yok. İsim konusunu sormuşsun, valla babam koymuş ismimi. Neden böyle iddialı bir isim koymuş hiç anlamıyorum, misal rahmetli dedem "sinan" koymak istemiş ismimi, şimdi Sinan olsaydım belki çok daha rahat ve konforlu bir hayatım olabilirdi. Daha bir görünmez olurdum, göze batmazdım. İstiklal olmanın bir sürü dezavantajı var ve ben hepsini yaşadım. En çok okul hayatımda çok çektim ismimden. Öğretmenler sağolsun sözlü yapmak için not defterini açtıklarında, ya da yoklama listesine baktıklarında direkt benim ismimi gördüler hep. Düşünün orada 5 tane Ali, 7 tane Ahmet, 4 tane de Mehmet var, bir tane de ortada kabak gibi "İstiklal Akarsu" duruyor, ister istemez ilk ben kalkıyorum sözlüye. Sinan iyiydi, sinan zararsızdı. Ama yine de memnunum ismimden, sırtıma minibüsler gibi "babam sağolsun" mu yazdırsam ne yapsam.
Abi, sen bizden daha tecrübelisin yazı yazma konusunda; kendini biraz tanıtsan,
İstiklal Akarsu kimdir, ne yer ne içmez? Neyi sever, hangi aralıklarda Twitter’a girer? Mesela
hiç hashtag açmışlığı var mıdır?
‘’#adamGibiUnfullowsuzTakipleşeceksenGelHabugünTakipEdipYazdığımİlkTwitleUnfollowEdec
eksenGelmeÇokMoralimBozuluyorDuvaraKafaAtasımGeliyor’’
ve ‘’JustinPleaseComeToTurkeyOlmadıYunanistanaGelBizSeniOradanAldırırız’’ hariç
Ben kendimi bildim bileli yazıyorum. Kendimi de ortaokul 2. sınıftan beri bildiğimi farzedersek epey bir evveliyatım var. Türkçe dersinde kompozisyon yazarak meylettim yazı işlerine. Haftada 8 saat Türkçe dersimiz vardı bunun 1 saatini kompozisyon yazımına ayırıyorduk, ondan da not alıyorduk ve ortalamaya direkt etki ediyordu. Baktık Türkçe dersi zor, yüksek not almak daha da zor, sınıfça kompozisyona asıldık, ortalamayı yükselttik. Oradan doğdu yazma hevesi, lisede de üniversitede de hep yazdım. Lisede öğretmenimiz yazdığım kompozisyonlardan bazılarını sınıfa okuyordu, gülüyordu millet, onlar gülünce ben daha da sevdim bırakamadım yazmayı.
Öğleden önce 11 gibi bilgisayarı açarım, Twitter'a girerim, yazılanları okurum, gündemi genelde buradan takip ederim. Gündem yoğunsa daha çok zaman harcarım, gündemle ilgili şakalı tivit yazmak hoşuma gider, bir nevi stres atarım gündemle dalga geçerek. Ülke gündemi de genelde yoğun olduğu için bol malzeme verir. Hashtag açmadım galiba hiç, o işi yapan başka arkadaşlar var, misal şarkı isimlerini börekle kekle değiştirip TT yapanlar oluyor. Ne diyeyim herkes ne ile mutlu oluyorsa onu yapsın. Ben de arada yukarıda verdiğin örnekler gibi heşteglerle dalga geçme hakkımı kullanıyorum o kadar.
2009 yılından bu yana Twitter kullanıyorsun. 92 binden fazla takipçin var, attığın
tweetler genelde komik ve eğlenceli, bunlara mutlaka güzel dönüşler oluyordur. Peki ters
tepkiler aldığın oluyor mu?
Hayat zaten yeterince sıkıcı ve stresli, ben de her insan gibi bu sıkıntı ve stresten kendime düşen payı alıyorum. Hatta biraz da fazlasını alıyorum çünkü pesimist bir yapım var, bardağın yarısı dolu olsa bile "komple boş la bu, hatta bardak yok bardağı çalmışlar!" diyebiliyorum maalesef. Zaten o yönümü Twitter'a taşısam millet dertten tasadan helak olur. Ben de şakacı yönümü taşıyorum, insanlar gülüp eğlendikçe ben de eğleniyorum. Hem müthiş komik geri dönüşler oluyor, benimle aynı kafada insanlarla aynı mecrada buluşmak hoşuma gidiyor. Ters tepkiler de oluyor elbette, genelde futbol veya siyaset tivitlerinden sonra oluyor bu tepkiler ve gayet de normal bir durum.
Bir fenomen olarak yazdığın sohbet tweetlerini siler misin? Tweet silmek fenomen
olmanın altın kurallarından mı? Gerçi fenomen olmak isteyenlere yönlendirme yaptığın bir
bloğun da vardı, okumuştum Bu arada @ege_bamyasi ile muhabbette nirvanaya
çıkıyorsunuz ama
Mention silme olayından bahsediyorsun galiba. Evet menşınları silerim acımam, bunun da kendime göre bir mantığı var. Ben Twitter'a girmeden önce yani Facebook'tan sıkıldığım dönemde kendime bir internet sitesi kurmak istemiştim. Amacım yazılarımı burada toplamaktı. Lakin sonra blog çıktı uzun yazılarımı oraya koydum, ardından Twitter çıktı kısa yazılar da oraya gitti. Yalnız dikkat ettim de neden menşın sildiğimin cevabı olmadı bu, hakket la neden siliyorum anlamadım. Dur bağlıyorum, insanlar benim tivitlerimi alt alta daha rahat okusun diye yapıyorum bunu. Çünkü çoğu insan tüm gün burada takılmıyor, gün boyu ağır mesai yapıyor, iş hayatında anası ağlıyor, akşam eve dönünce eğlenmek stres atmak için Twitter'ı açıp takip ettiği insanların profil sayfalarına giriyor. E şimdi insanlar benim profilimde 2 tane şakalı tivit okuyacak diye 126 tane menşın okumak zorunda kalsın istemiyorum. Ha hiç menşın da yazmayabilirim aslında ama o da bana uymuyor, dayanamıyorum. Yazdığım menşını sayfamda 10-15 dakika tutuyorum, karşı tarafın okuduğundan emin olduktan sonra da siliyorum. Birgün Jack Dorsay, Twitter yasası çıkarır da "menşın sileni biz de sileriz, hatta silmekle kalmaz sildiği menşın başına 30 dolar da ceza veririz" derse silmem.
Evet ege bamyası burada güzel menşınlaştığım arkadaşlardan biri, arada muhabbetin nirvanasına çıkıyor muyuz bilemem ama @nirvanar var bi de, o da eğlenceli bi ablamız.
Sosyal paylaşım siteleri, Twitter, Facebook, İnstagr.am, Foursquare, Tumblr ve
sayamadığım diğerleri... Bildiğimiz kadarı ile bunların içinde şu an en aktif kullanılan Twitter.
Twitter’ın liderlik koltuğunu sallayacak, istikbali açık olan paylaşım platformu ya da
platformları nelerdir sence?
En yaygını Facebook sanırım, hatta gereğinden fazla yaygın, düşünün doğmamış çocuğuna facebook hesabı açan insanımız var. Doğmamış çocuğu geçtim bindiği arabasına facebook hesabı açan insanımız var. Mark Zuckerberg siteyi açarken bunları hesap etmiş miydi bilemiyorum ama çok enteresan yerlere doğru gidiyor olay. Ben genelde Twitter'a takılıyorum, arada Facebook'a da uğruyorum, akrabalarımla hasret gideriyorum. Çünkü Facebook'a hiç uğramasam akrabalarımın Twitter'a gelme durumu olur ki…dur ben bi daha uğrayayım Facebook'a.
Trend Topic listesinde gün aşırı; takip edeni takip ederim etiketleri, futbol etiketleri, Justin
Bieber hayranlarının açtığı etiketler ve trollerden izler oluyor. Türkiye gündemi bunlar mı olmalı? Bu konular hakkında ne düşünüyorsun?
Trending Topic'e ülke gündemi olarak bakmak yanlış olur bence. Aslında ben de öyle zannediyordum eskiden, ulan ne biçim bi ülkeyiz, bu ne biçim gündem lan diyordum ben de. Sonra ayarlarıma girip TT'yi Japonya yaptım, du bakalım bunlar ne konuşuyorlar dedim. Onların TT'sini google translate'e yapıştırıp baktım ve çok şaşırdım, siyaset bilim filan hak getire. Adamlar çok pis geyik yapıyor, Japonları da ne pis geyiği varmış arkadaş dedim, bütün TT'de böceklerle ilgili konular mevcut. O zaman anladım ki TT demek geyiğin anavatanı demek, TT demek geyiğin fabrikadan halka arzı demek.
Yazdığın tweetler; gözlemlerinden, başına geçenlerden ibarettir muhtemelen.
Bilgisayar başına geçip de ‘’Ya bi tweet atayım da aforizma olsun, eğlenelim gülelim” dediğin
oluyor mu? Bir de Behzat Ç. İle ilgili attığın bir tweet var, aşırı beğenildi ! “RTÜK müdahalesi
ile süresi kısaltılan dizinin Behzat Komiser’inden jet cevap ‘’Önemli olan boyu değil la işlevi!’’
Genelde aklıma komik şeyler gelince yazarım, yazmış olmak için yazmam. Lakin bazen aklıma bir bok gelmiyor ve o an çok yazmak istiyorum, işte çok enteresan dakikalar oluyor o anlar. Tiviti yazdıktan takribi bi 15 saniye sonra tivitten ben nefret ediyorum ve hemen silip uzay boşluğuna gönderiyorum. Yani çok da zorlamamak lazım, zaten aforizma hiç sevmem ama yaşadığım olaylarla ilgili tespitler yazmak hoşuma gider. Sevdiğim dizilerle ilgili tivit yazmayı da severim, yerli olarak Behzat Ç ve İşler Güçler, yabancı olarak da Game Of Thrones, Breaking Bad ve Modern Family izlerim ve arada onlarla ilgili yazarım. Game Of Thrones dedim de aklıma geldi şimdi, senin allah bin türlü belanı versin puşt Joffrey Baratheon!
Şimdi sen 2009 yılından beridir aktif bir Twitter kullanıcısı olmanın yanında ayrıca
fenomen ve yazarsın da. Yolda görüp “Aa İstiklal Akarsu, bir resim çekilebilir miyiz?” Ya da
“Yazdığın tweetlerine çok gülüyorum” deyip yolunu kesen bir hayran kitlen var mı?
Yok yav bizimkisi sanal bir meşhurluk, bırak yolda görenin tanımasını bazen anam babam zor tanıyor beni. Bir iki kez tanıyan oldu ama yalan olmasın, birkaç kez de seni filanca yerde gördük sen miydin la o diye menşın atan oldu, etti mi sana 4. Ayrıca eğer kendine yazar diyorsan tanınmak en son isteyeceğin şeydir. Tanınmış kişinin doğal malzeme toplama şansı kalmaz, çünkü bi meşhur görünce şirazeden çıkan bir toplumuz, kendimiz gibi olamıyoruz. En güzeli sıradan olmak, görünmemek, kafana göre takılmak.
Twitter olmasa idi yine de kitap yazmayı düşünür müydün? Twitter olmasa ne
yapardın aslında?
Kitap benim hayatımdaki en büyük iki hedeften biriydi(diğer hedefim de bir sinema filmi yazmaktı ama kitabın tadını alınca 2. hedefim 2. kitabı çıkarmak oldu, çaktırma). Üniversite yıllarımdan beri istiyordum bir kitabımın olmasını. Fakat yazdığım metinler bir kitap oluşturacak nitelikte değildi, günlük genel geçer şeyler yazıyordum. Bursa Hakimiyet gazetesinde bir köşem vardı misal, orada yazdıklarımı bir kitap haline getireyim dedim ama dediğim gibi genelde güncel konular hakkındaki yazılardı, kitap olmaya uygun değillerdi. Bir kitapta toplanabilecek hikayeler yazmaya blogta başladım, hayatımdan kesitler yazdım oraya, bunlar beğenildi çok güzel geri dönüşler oldu. Twitter sayesinde de binlerce kişiye ulaşma şansını yakalayınca kitap geldi. İyi ki de geldi, hoş geldi, çok güzel bir duygu. Twitter olmasaydı yazdıklarımı yine Facebook'ta paylaşır, 80 akrabam ve 20 ilkokul arkadaşımla gülmeye eğlenmeye devam ederdim herhalde.
Peki internetin, sosyal medyanın, seni değiştirdiğini düşünüyor musun? Neler
kazandırdı ya da kaybettirdi diye sorsam?
Çok da değiştirdiğini söyleyemem, sosyal medyadan önce nasıl yaşıyorsam şimdi de tamı tamına aynı hayatı yaşıyorum, ne bir eksik ne bir fazla. En büyük kazancı dediğim gibi kitap oldu. Bir de stres attığım, gülüp eğlendiğim bir mecra oldu burası, olmasaydı eksikliğini kesin hissederdim.
Televizyon için ya da farklı mecralardan teklifler geliyor mu? Ya da böyle bir teklif
gelse ne düşünürdün?
Yok hiç böyle bir teklif gelmedi, gelse de benim ne işim olur televizyonla, şovmen miyim ben, artist miyim ben amacın nedir kardeşim, ne demeye çalışıyorsun?! Ha Muhteşem Yüzyıl'dan teklif gelse, "gel atı oyna, eğitimli at eksiği var" deseler, "at mıyım ben, at ne alaka lan" derim, ama gel saraya adam alınacak deseler bir dakika durmam giderim, haremde onlarca hatun var, set arasında iyi ekmek çıkar oradan.
Açık yüreklilikle cevaplayacağından emin olduğum için soruyorum, bu kadar ilgi
görmek, binlerce insanın hayranlığını kazanmak egoda bir değişiklik yaptı mı? Mesela, kahve
sırasında “Ben, koskoca İstiklal Akarsu, sırada bekliyorum “ tarzı duygu fırtınalarına kapılıyor
musun?
Valla bu ilgiden önceki ego seviyem neyse şimdi de aynı seviyede, yani egom hiç yok demiyorum sadece seviyesi aynı diyebilirim. Ha böyle bir ilgi alaka karşısında insanın egosu şişmez mi diye soracak olursan bence de şişer, zaten şişenleri siz de görüyorsunuz. Bazı arkadaşların takipçi sayısı arttıkça ego seviyesi de yükseliyor, bu yazdıkları tivitlere de yansıyınca tüm samimiyetlerini kaybediyorlar, bir "twitter popçusu" haline geliyorlar. Kahve sırasına girmedim hiç ama kentakifıraydçıkın sırasına çok girdim. Geçenlerde de Tüyap'taki kitap fuarında imza sırasına girdim. Benim kitabın imza gününden bir hafta sonra yine gittim fuara, bu sefer okur olarak gezdim. Emrah Serbes'in imza günü vardı. Bir kitabını aldım ama öyle bir kuyruk var ki Beylikdüzü'nden ta Yozgat'a kadar. Tüyap içinde 14 tur attım, sonra baktım sıra azalmış, girdim kuyruğa, bana sıra gelene kadar da 2 tane hikayesini okudum, sonra imzalattım çıktım.
Son olarak yeni kitaptan haberlerle bitirelim diyorum, ne zaman gelecek bu yeni kitap? Ve hayran kitlene sitemiz aracılığıyla iletmek istediğin bir şey var mı?
Yeni kitabın hikayelerini 10 gün önce bitirdim. Şu an bir okur gibi hepsini tek tek okumaktayım, 2-3 gün içinde de yayınevine teslim edeceğim. Tahminen yine şubat gibi çıkar. Oğlum bi de hayran kitlesi ne tövbe estağfurullah, yani yalandan içi boş tevazu olsun diye demiyorum hayran kitlesi ne menem bir şeydir onu anlamaya çalışıyorum sadece. Ama beni okuyan arkadaşlara iletmek istediğin bir şey var mı dersen hepsine selam ederim, küçüklerimin gözlerinden, yaşıtlarımın yanaklarından büyüklerimin ellerinden öperim. Bir de amiyane tabirle "taş" arkadaşlara ayrıca selam ederim, bi ara görüşelim derim.
Kitabı okuyan biri olarak az çok İstiklal Akarsu hakkında bilgiye sahibim. Kitabı okumayanları tez zamanda okumaya davet ediyorum. Çünkü yeni kitap çok yakında bizlerle beraber olacak. Bunun da müjdesini verdikten sonra başlayalım
sohbete ;
İstiklal Abi, öncelikle beni kırmayıp bana ve sitemize vakit ayırdığından dolayı kendi
adıma ve sitemiz adına teşekkür ederek başlamak istiyorum. (yazar burada bir teşekkür
edebilmek için iki satır yazı yazdı)
Bir dakika ya, kitap benim kitabım sen niye müjdesini veriyorsun anlamadım. Hem sen nereden biliyorsun yakında çıkacağını, kim söyledi, bir duyum mu aldın, yoksa oturdun benim adıma kitap mı yazdın, korsanlıkta yeni bir dönem mi başlatıyorsun ne yapıyorsun sen?!
Önce ilk merak edilen belki de yüzlerce kez duyduğun soruyu bir kez de ben sorayım
isim nerden geliyor? Çok karizmatik bir isim olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Tabi soruları hazır olarak gönderdiğin için ilk soruna verdiğim cevabı görmeden 2. soruya geçtin. Oğlum belki küfür ettim, belki sıçtım sıvadım afedersin. İşte böyle hazır paket halinde yapılan röportajın böyle riskleri de oluyor, yapacak bir şey yok. İsim konusunu sormuşsun, valla babam koymuş ismimi. Neden böyle iddialı bir isim koymuş hiç anlamıyorum, misal rahmetli dedem "sinan" koymak istemiş ismimi, şimdi Sinan olsaydım belki çok daha rahat ve konforlu bir hayatım olabilirdi. Daha bir görünmez olurdum, göze batmazdım. İstiklal olmanın bir sürü dezavantajı var ve ben hepsini yaşadım. En çok okul hayatımda çok çektim ismimden. Öğretmenler sağolsun sözlü yapmak için not defterini açtıklarında, ya da yoklama listesine baktıklarında direkt benim ismimi gördüler hep. Düşünün orada 5 tane Ali, 7 tane Ahmet, 4 tane de Mehmet var, bir tane de ortada kabak gibi "İstiklal Akarsu" duruyor, ister istemez ilk ben kalkıyorum sözlüye. Sinan iyiydi, sinan zararsızdı. Ama yine de memnunum ismimden, sırtıma minibüsler gibi "babam sağolsun" mu yazdırsam ne yapsam.
Abi, sen bizden daha tecrübelisin yazı yazma konusunda; kendini biraz tanıtsan,
İstiklal Akarsu kimdir, ne yer ne içmez? Neyi sever, hangi aralıklarda Twitter’a girer? Mesela
hiç hashtag açmışlığı var mıdır?
‘’#adamGibiUnfullowsuzTakipleşeceksenGelHabugünTakipEdipYazdığımİlkTwitleUnfollowEdec
eksenGelmeÇokMoralimBozuluyorDuvaraKafaAtasımGeliyor’’
ve ‘’JustinPleaseComeToTurkeyOlmadıYunanistanaGelBizSeniOradanAldırırız’’ hariç
Ben kendimi bildim bileli yazıyorum. Kendimi de ortaokul 2. sınıftan beri bildiğimi farzedersek epey bir evveliyatım var. Türkçe dersinde kompozisyon yazarak meylettim yazı işlerine. Haftada 8 saat Türkçe dersimiz vardı bunun 1 saatini kompozisyon yazımına ayırıyorduk, ondan da not alıyorduk ve ortalamaya direkt etki ediyordu. Baktık Türkçe dersi zor, yüksek not almak daha da zor, sınıfça kompozisyona asıldık, ortalamayı yükselttik. Oradan doğdu yazma hevesi, lisede de üniversitede de hep yazdım. Lisede öğretmenimiz yazdığım kompozisyonlardan bazılarını sınıfa okuyordu, gülüyordu millet, onlar gülünce ben daha da sevdim bırakamadım yazmayı.
Öğleden önce 11 gibi bilgisayarı açarım, Twitter'a girerim, yazılanları okurum, gündemi genelde buradan takip ederim. Gündem yoğunsa daha çok zaman harcarım, gündemle ilgili şakalı tivit yazmak hoşuma gider, bir nevi stres atarım gündemle dalga geçerek. Ülke gündemi de genelde yoğun olduğu için bol malzeme verir. Hashtag açmadım galiba hiç, o işi yapan başka arkadaşlar var, misal şarkı isimlerini börekle kekle değiştirip TT yapanlar oluyor. Ne diyeyim herkes ne ile mutlu oluyorsa onu yapsın. Ben de arada yukarıda verdiğin örnekler gibi heşteglerle dalga geçme hakkımı kullanıyorum o kadar.
2009 yılından bu yana Twitter kullanıyorsun. 92 binden fazla takipçin var, attığın
tweetler genelde komik ve eğlenceli, bunlara mutlaka güzel dönüşler oluyordur. Peki ters
tepkiler aldığın oluyor mu?
Hayat zaten yeterince sıkıcı ve stresli, ben de her insan gibi bu sıkıntı ve stresten kendime düşen payı alıyorum. Hatta biraz da fazlasını alıyorum çünkü pesimist bir yapım var, bardağın yarısı dolu olsa bile "komple boş la bu, hatta bardak yok bardağı çalmışlar!" diyebiliyorum maalesef. Zaten o yönümü Twitter'a taşısam millet dertten tasadan helak olur. Ben de şakacı yönümü taşıyorum, insanlar gülüp eğlendikçe ben de eğleniyorum. Hem müthiş komik geri dönüşler oluyor, benimle aynı kafada insanlarla aynı mecrada buluşmak hoşuma gidiyor. Ters tepkiler de oluyor elbette, genelde futbol veya siyaset tivitlerinden sonra oluyor bu tepkiler ve gayet de normal bir durum.
Bir fenomen olarak yazdığın sohbet tweetlerini siler misin? Tweet silmek fenomen
olmanın altın kurallarından mı? Gerçi fenomen olmak isteyenlere yönlendirme yaptığın bir
bloğun da vardı, okumuştum Bu arada @ege_bamyasi ile muhabbette nirvanaya
çıkıyorsunuz ama
Mention silme olayından bahsediyorsun galiba. Evet menşınları silerim acımam, bunun da kendime göre bir mantığı var. Ben Twitter'a girmeden önce yani Facebook'tan sıkıldığım dönemde kendime bir internet sitesi kurmak istemiştim. Amacım yazılarımı burada toplamaktı. Lakin sonra blog çıktı uzun yazılarımı oraya koydum, ardından Twitter çıktı kısa yazılar da oraya gitti. Yalnız dikkat ettim de neden menşın sildiğimin cevabı olmadı bu, hakket la neden siliyorum anlamadım. Dur bağlıyorum, insanlar benim tivitlerimi alt alta daha rahat okusun diye yapıyorum bunu. Çünkü çoğu insan tüm gün burada takılmıyor, gün boyu ağır mesai yapıyor, iş hayatında anası ağlıyor, akşam eve dönünce eğlenmek stres atmak için Twitter'ı açıp takip ettiği insanların profil sayfalarına giriyor. E şimdi insanlar benim profilimde 2 tane şakalı tivit okuyacak diye 126 tane menşın okumak zorunda kalsın istemiyorum. Ha hiç menşın da yazmayabilirim aslında ama o da bana uymuyor, dayanamıyorum. Yazdığım menşını sayfamda 10-15 dakika tutuyorum, karşı tarafın okuduğundan emin olduktan sonra da siliyorum. Birgün Jack Dorsay, Twitter yasası çıkarır da "menşın sileni biz de sileriz, hatta silmekle kalmaz sildiği menşın başına 30 dolar da ceza veririz" derse silmem.
Evet ege bamyası burada güzel menşınlaştığım arkadaşlardan biri, arada muhabbetin nirvanasına çıkıyor muyuz bilemem ama @nirvanar var bi de, o da eğlenceli bi ablamız.
Sosyal paylaşım siteleri, Twitter, Facebook, İnstagr.am, Foursquare, Tumblr ve
sayamadığım diğerleri... Bildiğimiz kadarı ile bunların içinde şu an en aktif kullanılan Twitter.
Twitter’ın liderlik koltuğunu sallayacak, istikbali açık olan paylaşım platformu ya da
platformları nelerdir sence?
En yaygını Facebook sanırım, hatta gereğinden fazla yaygın, düşünün doğmamış çocuğuna facebook hesabı açan insanımız var. Doğmamış çocuğu geçtim bindiği arabasına facebook hesabı açan insanımız var. Mark Zuckerberg siteyi açarken bunları hesap etmiş miydi bilemiyorum ama çok enteresan yerlere doğru gidiyor olay. Ben genelde Twitter'a takılıyorum, arada Facebook'a da uğruyorum, akrabalarımla hasret gideriyorum. Çünkü Facebook'a hiç uğramasam akrabalarımın Twitter'a gelme durumu olur ki…dur ben bi daha uğrayayım Facebook'a.
Trend Topic listesinde gün aşırı; takip edeni takip ederim etiketleri, futbol etiketleri, Justin
Bieber hayranlarının açtığı etiketler ve trollerden izler oluyor. Türkiye gündemi bunlar mı olmalı? Bu konular hakkında ne düşünüyorsun?
Trending Topic'e ülke gündemi olarak bakmak yanlış olur bence. Aslında ben de öyle zannediyordum eskiden, ulan ne biçim bi ülkeyiz, bu ne biçim gündem lan diyordum ben de. Sonra ayarlarıma girip TT'yi Japonya yaptım, du bakalım bunlar ne konuşuyorlar dedim. Onların TT'sini google translate'e yapıştırıp baktım ve çok şaşırdım, siyaset bilim filan hak getire. Adamlar çok pis geyik yapıyor, Japonları da ne pis geyiği varmış arkadaş dedim, bütün TT'de böceklerle ilgili konular mevcut. O zaman anladım ki TT demek geyiğin anavatanı demek, TT demek geyiğin fabrikadan halka arzı demek.
Yazdığın tweetler; gözlemlerinden, başına geçenlerden ibarettir muhtemelen.
Bilgisayar başına geçip de ‘’Ya bi tweet atayım da aforizma olsun, eğlenelim gülelim” dediğin
oluyor mu? Bir de Behzat Ç. İle ilgili attığın bir tweet var, aşırı beğenildi ! “RTÜK müdahalesi
ile süresi kısaltılan dizinin Behzat Komiser’inden jet cevap ‘’Önemli olan boyu değil la işlevi!’’
Genelde aklıma komik şeyler gelince yazarım, yazmış olmak için yazmam. Lakin bazen aklıma bir bok gelmiyor ve o an çok yazmak istiyorum, işte çok enteresan dakikalar oluyor o anlar. Tiviti yazdıktan takribi bi 15 saniye sonra tivitten ben nefret ediyorum ve hemen silip uzay boşluğuna gönderiyorum. Yani çok da zorlamamak lazım, zaten aforizma hiç sevmem ama yaşadığım olaylarla ilgili tespitler yazmak hoşuma gider. Sevdiğim dizilerle ilgili tivit yazmayı da severim, yerli olarak Behzat Ç ve İşler Güçler, yabancı olarak da Game Of Thrones, Breaking Bad ve Modern Family izlerim ve arada onlarla ilgili yazarım. Game Of Thrones dedim de aklıma geldi şimdi, senin allah bin türlü belanı versin puşt Joffrey Baratheon!
Şimdi sen 2009 yılından beridir aktif bir Twitter kullanıcısı olmanın yanında ayrıca
fenomen ve yazarsın da. Yolda görüp “Aa İstiklal Akarsu, bir resim çekilebilir miyiz?” Ya da
“Yazdığın tweetlerine çok gülüyorum” deyip yolunu kesen bir hayran kitlen var mı?
Yok yav bizimkisi sanal bir meşhurluk, bırak yolda görenin tanımasını bazen anam babam zor tanıyor beni. Bir iki kez tanıyan oldu ama yalan olmasın, birkaç kez de seni filanca yerde gördük sen miydin la o diye menşın atan oldu, etti mi sana 4. Ayrıca eğer kendine yazar diyorsan tanınmak en son isteyeceğin şeydir. Tanınmış kişinin doğal malzeme toplama şansı kalmaz, çünkü bi meşhur görünce şirazeden çıkan bir toplumuz, kendimiz gibi olamıyoruz. En güzeli sıradan olmak, görünmemek, kafana göre takılmak.
Twitter olmasa idi yine de kitap yazmayı düşünür müydün? Twitter olmasa ne
yapardın aslında?
Kitap benim hayatımdaki en büyük iki hedeften biriydi(diğer hedefim de bir sinema filmi yazmaktı ama kitabın tadını alınca 2. hedefim 2. kitabı çıkarmak oldu, çaktırma). Üniversite yıllarımdan beri istiyordum bir kitabımın olmasını. Fakat yazdığım metinler bir kitap oluşturacak nitelikte değildi, günlük genel geçer şeyler yazıyordum. Bursa Hakimiyet gazetesinde bir köşem vardı misal, orada yazdıklarımı bir kitap haline getireyim dedim ama dediğim gibi genelde güncel konular hakkındaki yazılardı, kitap olmaya uygun değillerdi. Bir kitapta toplanabilecek hikayeler yazmaya blogta başladım, hayatımdan kesitler yazdım oraya, bunlar beğenildi çok güzel geri dönüşler oldu. Twitter sayesinde de binlerce kişiye ulaşma şansını yakalayınca kitap geldi. İyi ki de geldi, hoş geldi, çok güzel bir duygu. Twitter olmasaydı yazdıklarımı yine Facebook'ta paylaşır, 80 akrabam ve 20 ilkokul arkadaşımla gülmeye eğlenmeye devam ederdim herhalde.
Peki internetin, sosyal medyanın, seni değiştirdiğini düşünüyor musun? Neler
kazandırdı ya da kaybettirdi diye sorsam?
Çok da değiştirdiğini söyleyemem, sosyal medyadan önce nasıl yaşıyorsam şimdi de tamı tamına aynı hayatı yaşıyorum, ne bir eksik ne bir fazla. En büyük kazancı dediğim gibi kitap oldu. Bir de stres attığım, gülüp eğlendiğim bir mecra oldu burası, olmasaydı eksikliğini kesin hissederdim.
Televizyon için ya da farklı mecralardan teklifler geliyor mu? Ya da böyle bir teklif
gelse ne düşünürdün?
Yok hiç böyle bir teklif gelmedi, gelse de benim ne işim olur televizyonla, şovmen miyim ben, artist miyim ben amacın nedir kardeşim, ne demeye çalışıyorsun?! Ha Muhteşem Yüzyıl'dan teklif gelse, "gel atı oyna, eğitimli at eksiği var" deseler, "at mıyım ben, at ne alaka lan" derim, ama gel saraya adam alınacak deseler bir dakika durmam giderim, haremde onlarca hatun var, set arasında iyi ekmek çıkar oradan.
Açık yüreklilikle cevaplayacağından emin olduğum için soruyorum, bu kadar ilgi
görmek, binlerce insanın hayranlığını kazanmak egoda bir değişiklik yaptı mı? Mesela, kahve
sırasında “Ben, koskoca İstiklal Akarsu, sırada bekliyorum “ tarzı duygu fırtınalarına kapılıyor
musun?
Valla bu ilgiden önceki ego seviyem neyse şimdi de aynı seviyede, yani egom hiç yok demiyorum sadece seviyesi aynı diyebilirim. Ha böyle bir ilgi alaka karşısında insanın egosu şişmez mi diye soracak olursan bence de şişer, zaten şişenleri siz de görüyorsunuz. Bazı arkadaşların takipçi sayısı arttıkça ego seviyesi de yükseliyor, bu yazdıkları tivitlere de yansıyınca tüm samimiyetlerini kaybediyorlar, bir "twitter popçusu" haline geliyorlar. Kahve sırasına girmedim hiç ama kentakifıraydçıkın sırasına çok girdim. Geçenlerde de Tüyap'taki kitap fuarında imza sırasına girdim. Benim kitabın imza gününden bir hafta sonra yine gittim fuara, bu sefer okur olarak gezdim. Emrah Serbes'in imza günü vardı. Bir kitabını aldım ama öyle bir kuyruk var ki Beylikdüzü'nden ta Yozgat'a kadar. Tüyap içinde 14 tur attım, sonra baktım sıra azalmış, girdim kuyruğa, bana sıra gelene kadar da 2 tane hikayesini okudum, sonra imzalattım çıktım.
Son olarak yeni kitaptan haberlerle bitirelim diyorum, ne zaman gelecek bu yeni kitap? Ve hayran kitlene sitemiz aracılığıyla iletmek istediğin bir şey var mı?
Yeni kitabın hikayelerini 10 gün önce bitirdim. Şu an bir okur gibi hepsini tek tek okumaktayım, 2-3 gün içinde de yayınevine teslim edeceğim. Tahminen yine şubat gibi çıkar. Oğlum bi de hayran kitlesi ne tövbe estağfurullah, yani yalandan içi boş tevazu olsun diye demiyorum hayran kitlesi ne menem bir şeydir onu anlamaya çalışıyorum sadece. Ama beni okuyan arkadaşlara iletmek istediğin bir şey var mı dersen hepsine selam ederim, küçüklerimin gözlerinden, yaşıtlarımın yanaklarından büyüklerimin ellerinden öperim. Bir de amiyane tabirle "taş" arkadaşlara ayrıca selam ederim, bi ara görüşelim derim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
