Maksimum 500 karakter yazılabiliyormuş bu giriş bölümüne. Gör de utan, duy da saklan Twitter, 500 diyor bak blogspot. Ne demek bu, he ne demek bu? Yaya yaya yazmak, eteğinde ne kadar taş varsa -ki etek ne alaka anlamamışımdır hala- dökebilmek demek bu. Ne oldu twitter zoruna mı gitti yavrum? Ama bir şeyin de farkına vardım, 500 karakter olunca yaymaktan toparlayamıyorum konuyu, mal gibi bir giriş yazısı oldu. Allah belanı versin lan blogspot, sen de yalanmışsın, sen de dolanmışsın.
20 Eylül 2017 Çarşamba
Alaşlı
Bir aile ziyaretinde bulunmak için dün akşam İstanbul’dan Tekirdağ’a doğru yola çıktım. "Tekirdağ il sınırı" yazan tabelanın bitişiğinde yer alan benzin istasyonuna girip adres sordum.
-Abi merhaba, Binkılıç köyüne nasıl gidebilirim?
-Buradan düz devam et, ilk ışıklara geldiğinde “Alaşlı” tabelasından gir
-Tamam çok teşekkürler, iyi akşamlar.
Düz devam ettim, ilk ışıklara geldim fakat “Alaşlı” tabelasını göremedim. Belki ikinci ışıklardadır dedim, biraz daha devam ettim fakat orada da göremedim. Geri döndüm, yavaş ve dikkatli yol aldım, tüm tabelalara baktım. “Hallaçlı” tabelasından girdim, Binkılıç’a ulaştım. Tekirdağ’a oş geldim.
12 Nisan 2017 Çarşamba
Kitapsızlık
Kartal'da, korsan orijinal ortaya karışık satan bir sokak kitapçısının önünden geçerken rafta Cemal Süreya'nın posterini gördüm. Poster ilgimi çekti, çünkü şairin soyadı "Süreyya" olarak yazılmıştı. Rafa doğru yöneldim. Dükkanın önüne sandalye atmış oturan kitapçı abi yerinden doğruldu, "buyrun içerde başka çeşitlerimiz de var" dedi. "Yok kitap almayacağım" dedim, posteri işaret edip "yalnız, Süreyya değil Süreya olacak soyadı" diye ekledim. Adam beni baştan aşağı süzüp "ne bileyim öyle yazmışlar işte, ben yazmadım" dedi. İlgisini çeker umuduyla "y" harfini iddiada kaybetmiş" dedim. Adam bana baktı güldü, sonra yanında oturan esnaf komşusuna baktı, güldüler, çok pis güldüler, derdini sikeyim der gibi güldüler. O an, soyadımdan üç dört harf alıp abilerin kafasına indirmek istedim. Yapamadım, "hayırlı işler abi" dedim, yürümeye devam ettim.
11 Mayıs 2016 Çarşamba
Kitapçı
Akbük'te sahil kıyısındaki kitapçılardan birine girdim. Rafta kendi kitabımı görünce "satıyor mu bu kitap?" diye sordum. Kitapçı "eh fena değil, isterseniz korsanı da var" dedi. "Bu benim kitabım, hatta içinde Akbük de var" dedim. Kitapçı umursamaz gözlerle bakıp, "ben bu tarz okumam" dedi. Tam tekme mesafesinde olduğu için tekmeyi böğrüne koymak istedim. Fakat bu tip hareketlerin bir yazara yakışmayacağı kanaatine varıp vazgeçtim. Çıkarken arkamdan "buralardaysanız bir imza günü yapalım" diye seslenince elimle bu toprakların en kadim hareketlerinden birini yaptım (((0)
16 Nisan 2016 Cumartesi
Soğuk Sandviç
Soğuk sandviçleri çok güzel olan mahalle pastanemize girdim. Yaklaşık bir aydır hiç uğramamıştım pastaneye, gerçi on yıl da uğramasam fark etmezdi, mahallemizin pastanesiydi işte. Sonsuza kadar orada duracak, beş yüz yıl daha baklava satacak, çay kaynatacak, pasta alanlara "mum ister misiniz?" diye soracaktı. Fakat o gün sanki bir değişiklik var gibiydi, bir tuhaf gelmişti kadim pastanem bana. Sonra kendi kendime "ulan alacağın bir adet sandviç, al ekmeğini çık, fazla tatava yapma" dedim. Seçeceğim sandviçlere yoğunlaştım. Evet ben sandviçi seçerim, cam vitrine bakıp malzemesi en bol olanı işaret ederim. Pastaneci abiyle genelde şöyle diyaloglar yaşarım.
-Abi şu
-Bu mu?
-Yok o değil, bi arkasındaki
-Bu?
-Yok ya bak salatalık yana sarkmış bak
-Şu?
-Abi tezgahın arkasına geçebiliyor muyuz?
-Kardeşim hepsi aynı, al işte bir tane!
Fakat o gün seçim merasimine geçemeden büyük bir şok yaşadım. Hayatımın en büyük şoklarından biri olmasa da orta şiddetli bir şokla sarsıldım. Sandviçler eski sandviçler değildi. Küçülmüşlerdi, böyle minyatür gibi olmuşlardı, oyuncak gibiydiler. Bir umutla sordum, sonuçta umut fakirin ekmeğidir.
-Abi bunların büyükleri nerede?
-Artık bu boy olacak, müşterilerden gelen genel istek üzerine ekmekleri küçülttük
-Müşterilerden gelen genel isteğe sıçayım abi
-Pardon??
-Kim istedi neden istedi böyle bir şeyi, bu ne böyle kanepe gibi, pohaça gibi olmuş bunlar
-Bitiremiyorlardı, ekmeğin yarısı hep kalıyordu
-Kim bitiremiyordu, nasıl bitiremiyordu ya, yalan bu!
Adam haklıydı haklı olmasına da ben civardaki pastanelere göre ekmeği büyük olduğu için tercih ediyordum burayı. Beni bu pastaneye bağlayan tek bağ artık kopmuştu. Gerçi haksız da sayılmazlardı, herkes benim gibi ayı doyuran sandviç yemez, insan yaşıyor bu mahallede. Bir ara dedim acaba esnaf çakallığı yapıp fiyat arttıracağına ekmeği mi küçülttüler ama yok, 4.5 lira olan sandviçi 3 liraya düşürmüşler, tebrik ettim.
-Hangisini vereyim, seçiyorsunuz ya siz hani?
-...
Seçemiyordum çünkü şoktaydım. Bu kadarcık ekmekle doymam imkansızdı, cam vitrine boş boş bakıyordum. Kafam istem dışı yana yatmış, omuzlarım çökmüş, gözlerim kaymıştı. Bedenim, sandviç problemini eğilip bükülerek çözmeye çalışıyordu. Pastaneci bendeki anormalliği sezdi.
-İyi misin sen?
-İyiyim de
-E seçin o zaman bir tane, ya da istersen ben seçip vereyim
-Sen seç fark etmez, nasıl olsa hepsi küçük, doymam ben bunlarla
İşte o an pastanecimiz dünyanın en iyi çözümünü buldu. Bulduğu çözüm benim için telefonun elektriğin internetin keşfi kadar büyük bir buluştu. Bu benim aklıma nasıl gelmemişti hayret ettim. Belki de şoktan beynim donmuştu. Bir an tezgahın arkasına uzanıp tonton yanaklarından yakalamak, hatta hazır yakalamışken o etli yanaklardan öpmek istedim. Sen ne güzel bir cümle kurdun be abim.
-Doymam diyorsan iki tane de alabilirsin
-:)
-Vereyim mi iki tane
-Ver :)))
-Abi şu
-Bu mu?
-Yok o değil, bi arkasındaki
-Bu?
-Yok ya bak salatalık yana sarkmış bak
-Şu?
-Abi tezgahın arkasına geçebiliyor muyuz?
-Kardeşim hepsi aynı, al işte bir tane!
Fakat o gün seçim merasimine geçemeden büyük bir şok yaşadım. Hayatımın en büyük şoklarından biri olmasa da orta şiddetli bir şokla sarsıldım. Sandviçler eski sandviçler değildi. Küçülmüşlerdi, böyle minyatür gibi olmuşlardı, oyuncak gibiydiler. Bir umutla sordum, sonuçta umut fakirin ekmeğidir.
-Abi bunların büyükleri nerede?
-Artık bu boy olacak, müşterilerden gelen genel istek üzerine ekmekleri küçülttük
-Müşterilerden gelen genel isteğe sıçayım abi
-Pardon??
-Kim istedi neden istedi böyle bir şeyi, bu ne böyle kanepe gibi, pohaça gibi olmuş bunlar
-Bitiremiyorlardı, ekmeğin yarısı hep kalıyordu
-Kim bitiremiyordu, nasıl bitiremiyordu ya, yalan bu!
Adam haklıydı haklı olmasına da ben civardaki pastanelere göre ekmeği büyük olduğu için tercih ediyordum burayı. Beni bu pastaneye bağlayan tek bağ artık kopmuştu. Gerçi haksız da sayılmazlardı, herkes benim gibi ayı doyuran sandviç yemez, insan yaşıyor bu mahallede. Bir ara dedim acaba esnaf çakallığı yapıp fiyat arttıracağına ekmeği mi küçülttüler ama yok, 4.5 lira olan sandviçi 3 liraya düşürmüşler, tebrik ettim.
-Hangisini vereyim, seçiyorsunuz ya siz hani?
-...
Seçemiyordum çünkü şoktaydım. Bu kadarcık ekmekle doymam imkansızdı, cam vitrine boş boş bakıyordum. Kafam istem dışı yana yatmış, omuzlarım çökmüş, gözlerim kaymıştı. Bedenim, sandviç problemini eğilip bükülerek çözmeye çalışıyordu. Pastaneci bendeki anormalliği sezdi.
-İyi misin sen?
-İyiyim de
-E seçin o zaman bir tane, ya da istersen ben seçip vereyim
-Sen seç fark etmez, nasıl olsa hepsi küçük, doymam ben bunlarla
İşte o an pastanecimiz dünyanın en iyi çözümünü buldu. Bulduğu çözüm benim için telefonun elektriğin internetin keşfi kadar büyük bir buluştu. Bu benim aklıma nasıl gelmemişti hayret ettim. Belki de şoktan beynim donmuştu. Bir an tezgahın arkasına uzanıp tonton yanaklarından yakalamak, hatta hazır yakalamışken o etli yanaklardan öpmek istedim. Sen ne güzel bir cümle kurdun be abim.
-Doymam diyorsan iki tane de alabilirsin
-:)
-Vereyim mi iki tane
-Ver :)))
8 Nisan 2015 Çarşamba
Teras Futbolu
Dün Kartal'da bir lisenin önünden geçerken (Ahmet Şimşek Lisesi) okulun terasındaki öğrenciler bana bakıp "abi top top!" diye bağırdılar, "noluyo lan?" diye düşünürken, maç yaptıkları topu aşağı düşürdüklerini fark ettim. Topu aldım, kaleci gibi terasa degajla gönderme niyetindeydim. Vuruşumu yaptım ama top 45 dereca açıyla sola doğru gitti. Öğrenciler hoyratça güldü, ben de "topunuz yamuk aq" deyip güldüm. Düşen topu 60 yaşlarında bir amca aldı, bana küçümser şekilde baktı ve gayet kendinden emin şekilde degajını yaptı, top bu sefer hiç açı almadı, direkt yukarı doğru gitti, bir süre sonra amcanın kafasına doğru düşmeye başladı, amca panikle sağ sol yaptı, komik bir görüntü verdi. Öğrenciler daha da şiddetli güldü. Bu kez yerdeki topu artist bir çocuk aldı, havalıydı, o da kendinden emindi, güneş gözlüklerini bile çıkarmaya gerek duymadı, "sizin yapacağınız işin içine sıçayım" dercesine amcayla bana baktı. Sonra topu degajla minibüs yoluna gönderdi, öğrenciler gülerken terası sallıyordu artık. Minibüs yolundaki bir adam topu düzgün bir vuruşla bana doğru gönderdi. Top dönüp dolaşıp yamacıma düşmüştü, allah tarafından ikinci bir şans verilmişti bana. Topu aldım, artık daha tecrübeliydim, bir yaşanmışlık vardı en azından, hatıralar vardı, anılarım tazeydi. Tecrübelerime dayanarak topu ayakla değil elle fırlattım terasa, başarmıştım, artist çocuk göt oldu, amca minibüse bindi gitti, öğrenciler maçına devam etti. Ben de "eve gideyim de yazayım bunu, kısa ama iyi anı" dedim.
11 Mart 2014 Salı
"Kimsin sen, aha ben" adlı röportaj
Merhaba Söz Müzik: Hayat okurları,
Günümüzde son dakika haberlerini almak için haber sitelerine tercih ettiğimiz, herkesin herkesle muhabbet edebildiği, takipedenitakipederim çılgınlarının bu aralar fazla aktif olduğu, e aynı zamanda da geyiğin dibine vurulduğu yer; TWITTER. Ve bu hafta twitter’da 126000 kişinin takip ettiği fenomen İstiklal Akarsu konuğumuz. Bakalım kimdir, nedir, ne iş yapar ya da var mı böyle bir adam ?
Yılmaz Dindar: Bizim bildiğimiz İstiklal Akarsu, https://twitter.com/istiklalAkarsu ‘dur. Sosyal medya dışında İstiklal Akarsu kimdir?
İstiklal Akarsu: Sosyal Medya dışında İstiklal Akarsu bir hiçtir. Yani kusura bakmayın emek vermişsiniz onca soru hazırlayıp göndermişsiniz ama İstiklal Akarsu diye biri yok. Şaka şaka aslanlar gibi buradayım. Sosyal medya dışında ticarette varım, spor mağazamız var ailece işlettiğimiz, esnaf insanım. Tweet atmadığım zamanlarda yemek yerim su içerim, sinemaya giderim, maç izlerim, dizi izlerim, bira içerim bazen. Normal bir yurdum insanı gibi yaşıyorum. Görüldüğü üzere fark yaratamadım gerçek hayatta, düz kaldım. O yüzden şansımı sanalda denemeye karar verdim.
Yılmaz Dindar: Israrla “Twitter yalnızların yeridir.” düşüncesine sahibim. Yanında bu cümleleri kuracak birini bulamayınca milyonlara yazar gibi yazıyor insanlar.Neden twitter? Twitter mantığı diye bir şey var mı?
İstiklal Akarsu:Valla Twitter benim için çölde su bulmak gibi oldu. Daha önce Facebook adlı çölde inim inim inliyordum. Bir yandan akraba baskısı bir yandan “kokulu silgin duruyor mu” diyen ilkokul arkadaşları yüzünden zorlu yıllarım oldu. Yav ben şaka yazıyorum, bir like bir yorum bekliyorum ama eniştem beni dürtüyor, kuzen laf sokuyor. Bak hatırlattınız yine gerildim. Ama Twitter şahane bir yer. Akraba yok, komşu yok, yardır gitsin.
Yılmaz Dindar: Bir dönüm noktası tweeti olmuştur mutlaka. O tweeti hatırlıyor musunuz?
İstiklal Akarsu:2010 yılbaşıydı sanırım. Tam tweeti hatırlamıyorum ama konusu yılbaşı ve Taksim’deki tacizle ilgiliydi. O tweet epey ilgi görmüştü. İnsanlar yazdığımı paylaştıkça vay anasını noluyor lan oldum, heyecanlandım, gaza geldim. Sonra o gazla arka arkaya 10 tweet daha yazdım, tutmadı onlar.
Yılmaz Dindar: İnsanlar art arda takip etmeye başladığı an neler hissettiniz? “Heeey… Noluyo?” dediniz mi? Ya da “ooo Beyaz, Okan da kimmiş meşhur oluyorum;gelsin stand up’lar, gelsin show programı teklifleri” olarak geçti mi aklınızdan?
İstiklal Akarsu:İnsanlar art arda takip etmeye başlayınca “çüş lan noluyor!” dedim, sanırım biraz kaba bir insanım. Ooo Beyaz, Okan da kimmiş demedim, hedefi küçük tuttum, sonunda üzülmek istemedim, “Ooo Cimilli İbo da kimmiş??” dedim, lakin onu da geçemedim. İnsanların yazdıklarıma değer verip takip etmeye başlaması çok güzel bir duygu. Tabi başta bir gerildim, lan onbinlerce insandan bahsediyoruz, bunun sapığı var psikopatı var katili var dedim. Sonra fuleli kaçarsam yakalanmam dedim, atladım geyiğin üstüne, vurdum kırbacı kaçtım.
Yılmaz Dindar: Peki insan ister istemez sokakta insanların kendisini tanımasını beklemiyor mu?
İstiklal Akarsu:Bizim mahallede tanıyan oluyor, sanırım 20 yıldır aynı mahallede oturduğumuzdan tanıyorlar. O bana yetiyor, 5 kişi olsun benim olsun, ben mahalledeki 5 komşumun tanıdığı bir insanım, bu bana yeter, lokal bir ünlüyüm anlayacağınız. Twitter’dan takip edenlerin tanımasına imkan yok, çünkü profil fotoğrafım renkli bir kafadan ibaret. Zaten Twitter’da tweet yazıp sokakta tanınmayı bekleyen insan kafayı yemiş insandır. Çok saçma bir beklenti bu, var mı acaba böyle beklentiye giren merak ettim. Varsa uyaralım, kendine gel diyelim. Ama söylediğiniz şey Vine için geçerli olabilir. Vine’da meşhur olan bir insan sokakta tanınmayı bekleyebilir. Çünkü orada görsellik var, 6 saniye de olsa görüntü var.
Yılmaz Dindar: Twitter’da “Takip Edeni Takip Ederim” ve” yumurta kafa takipçiler” kavramları oluştu ve insanlar kendilerini bu şekilde fenomen hissediyorlar. Neyin kafası bu?
İstiklal Akarsu:Bu şekilde kendilerini iyi hissediyorlarsa bırakalım hissetsinler. Adam kafaya koymuşsa yapacak bir şey yok. Fakat emek hırsızlığı yapmasınlar, özgün olsunlar, canımı yesinler.
Yılmaz Dindar: Bir zamanlar #ff vardı artık pek kullanılmıyor. Bugün #ff yaparak takip tavsiyesi verecek olsan bu kim olur?
İstiklal Akarsu:Evet cuma günleri böyle bir furya oluyordu, çok acayip mentionların içinde buluyordum kendimi. Zamanla etkisini yitirdi o akım, bir zaman sonra da kendisi yitti gitti, güle güle ff, seni özleyeceğiz. Valla güzel kafalar var Twitter’da. Hoanes var eskilerden, sonra Özlem Hepşen var(çatlak biraz ama söylesene hangimiz biraz çatlak değiliz ki, ama hangimiz??)sonra Entelseven diye bir arkadaş var, Yarım Deli var Tam Deli, cafadam var çözemedim daha onu, bir de geceleriesen var o da içince estiriyor, Demet Akalın var, şaka şaka.

Yılmaz Dindar: “Bir Alex Değilim”, ”Olsa Dükkan Senin”, “Olur Öyle” desek…
İstiklal Akarsu:Üç kardeş bunlar, Bir Alex Değilim abileri oluyor, Olsa Dükkan Senin ortanca, Olur Öyle de yeni doğdu abisi, emekliyor daha. Geçen kanepeden düştü bu, panik olduk. “Vay bir şey mi oldu?” dedik, koştuk kucakladık, neyse ki bir şey olmamış. Kapağı kırışmış sadece, ütüledik düzeldi. Kitap yazmak en büyük hedefimdi, hedefime ulaşınca yeni hedefim yeni bir kitap yazmak oldu, ona da ulaşınca hop başka bir kitap. Sanırım bu kitap olayı beni rehin aldı, kurtarmayın ama iyiyim ben böyle.
Yılmaz Dindar: Son olarak… Emekleme evresinde olan Sozmuzikhayat.com ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
İstiklal Akarsu:Valla yalan olmasın siz şimdi bunu sorunca “Girip siteye bakayım!”dedim, sayfa açılmadı. O yüzden hiç bilemiyorum inşallah iyi bir sitedir.(Yok yav siz röportaj yapalım dediğinizde girip baktım, eğlenceli bir siteye benziyor, başarılar dilerim)
Sozmuzikhayat.com takipçilerinden gelen sorular:
Ahmet Saygın
Twitter, fenomenlere maaş bağlıyor mu?
İstiklal Akarsu:Eski bir soru bu, sanırım 2011′de soruldu ama cevaplamak bugüne kısmet oldu. Çünkü başlarda “Twitter sana maaş mı bağlıyor, ne diye sabah akşam yazıyorsun??” diye sorular geliyordu. Sonra çok takipçili insanlar reklam alarak Twitter’dan para kazanmaya başlayınca bu sorular bitti. Bu sefer de “kaç para aldın la bu reklam için??” soruları başladı. Ama keşke reklam yerine maaş olsaydı. Maaş+sigorta+yol+prim olsaydı kapısında yatardım Twitter’ın. “Jack Dorsay abi ben bakkala gidiyorum bir ihtiyacın varsa gitmişken alayım” derdim. “Jack abi teyzemler İsviçre’den çikolata yollamış, al bir tane de sana vereyim ağzın tatlansın” derdim. Maaş olayı önemli.
Ayşe Özek
Takipçi sayısı çok olanların dolaylı reklam aldığı doğru mu?
İstiklal Akarsu:Twitter’a insanların ilgisi artınca markaların bir ağzı sulandı tabi. Tüketicilere ulaşmak için yeni bir mecra vardı artık karşılarında. Dur buradan da eksik kalmayalım, müşterilerimize buradan da ulaşalım, hem ucuz olur paramız cebimizde kalır dediler. 2011 başlarından itibaren çok takipçili kişilere reklam vermeye başladılar. Ben başta direndim, çünkü reklamın veriliş biçimi hoşuma gitmedi. Viral reklam veriliyordu, yani “mış” gibi yapıyorduk, araya serpiştiriyorduk. Ben yaklaşık 1 sene direndim reklam almadım, çok kaybım oldu, arkadaşlarım kınadı, komşular yüzüme bakmaz oldu, mahalle kovaladı. Sonra baktım benden başka reklam almayan kalmamış, ben de artık alayım dedim. Ama sanırım biraz geç kalmıştım, önce tek tük reklamlar geldi. Yazdım harçlığımı çıkardım. Sonra bu işte bir kartelleşme oldu, bazı arkadaşlar ajans kurdu, var olan ajanslarla kanka oldu. Ben dışında kaldım, o tür ilişkilere girmek istemedim. Teklif gelirse tweetimi yazarım dedim. Sonra teklifler azaldı, gelenler de çok düşük rakamlar önerdi. Ve ben bir müddet sonra eskisi gibi reklam almayan samimi bir hesaba döndüm. Şimdilerde çok nadir de olsa geliyor teklifler, dur bakalım neler olacak, hakkımızda hayırlısı olur inşallah.
Tuba Böke
Fenomen olmak ağır travma etkisi yaratmıyor mu? Twitter’da olaysın ama sokakta kimse tanımaz.
İstiklal Akarsu:Kişiden kişiye değişir bu durum, benim sosyal medya şöhretim çok geç geldiği için hayatımda değişen pek bir şey olmadı. Ha belki yirmili yaşların başında gelseydi sapıtabilirdim ama otuzlu yaşlarda geldi, karakterimde büyük değişiklikler yapamadı, vurdu kıramadı, yüklendi yıkamadı, dürttü gıdıklayamadı beni şöhret.
Utku Turhan
Kendisini -twitterdan tanımayıp da- kitap sayesinde tanıyanların tepkileriyle, twiterdan tanıyanlar tepkileri arasında farklar var mı?
İstiklal Akarsu:Genelde Twitter’dan tanıyıp kitabı alanlar oluyor. Ama bir kitabı ortalama 7-8 kişi okuduğu için sadece kitapla tanıyanlar da var. “Abi kitabını okudum sadece senin için Twitter hesabı açtım” diyor bazı arkadaşlar. Twitter ile kitap farkını şöyle açıklayabilirim. Twitter genelde geyik yaptığımız, goygoy yaptığımız, gündemle uğraştığımız bir mecra. Kitap öyle değil, hayatımdan hikayeler paylaştığım, daha samimi bir yer orası. Kitabı okuyanlar genelde beni ailesinden biri gibi gördüklerini söylüyor, bu da beni çok mutlu ediyor, motive ediyor. Kitap sayesinde binlerce insanın ailesine girdim, abisi oldum, dayısı oldum, kayınçosu oldum, görümcesi olamadım ama, kitap dediğin de bir yere kadar, abartmamak lazım. Söyleşiye gittiğim okullarda kitabı okuyanlar hemen belli oluyor, 40 yıllık ahbap gibi yanıma gelip sohbet ediyorlar. Ziya Abi’ye selam söyle diyorlar, fanatik eniştene söyle sakin olsun diyorlar, Sedat Bey’in allah cezasını verecek diyorlar, anneannenin ellerinden öperiz diyorlar, Yılmaz Bey’e saygılar diyorlar.
Fatma Ünal
Twitterdaki bu başarısı planlı bir şey miydi yoksa her şey kendiliğinden mi gelişti?
İstiklal Akarsu:Şöyle izah edeyim, ilk girdiğimde 25 kişiyi filan takip ettim. Genelde tanıdığım isimler olduğu için onlar da beni takip etti(oha lan farkında olmadan takipedenitakipederim furyasını başlatmışım, bir canavar yaratmışım). Takip ettiğim 25, takip eden 25. Sonra beni takip eden 26 olunca şaşırdım, ulan bayram değil seyran değil bu adam beni neden takip etti dedim. Takip edenlerin sayısı 50 olunca, vaay şeklimiz var dedim, havam batsın dedim. Gördüğünüz üzere pek planlı programlı adamın kuracağı cümleler değil bunlar.
Günümüzde son dakika haberlerini almak için haber sitelerine tercih ettiğimiz, herkesin herkesle muhabbet edebildiği, takipedenitakipederim çılgınlarının bu aralar fazla aktif olduğu, e aynı zamanda da geyiğin dibine vurulduğu yer; TWITTER. Ve bu hafta twitter’da 126000 kişinin takip ettiği fenomen İstiklal Akarsu konuğumuz. Bakalım kimdir, nedir, ne iş yapar ya da var mı böyle bir adam ?
Yılmaz Dindar: Bizim bildiğimiz İstiklal Akarsu, https://twitter.com/istiklalAkarsu ‘dur. Sosyal medya dışında İstiklal Akarsu kimdir?
İstiklal Akarsu: Sosyal Medya dışında İstiklal Akarsu bir hiçtir. Yani kusura bakmayın emek vermişsiniz onca soru hazırlayıp göndermişsiniz ama İstiklal Akarsu diye biri yok. Şaka şaka aslanlar gibi buradayım. Sosyal medya dışında ticarette varım, spor mağazamız var ailece işlettiğimiz, esnaf insanım. Tweet atmadığım zamanlarda yemek yerim su içerim, sinemaya giderim, maç izlerim, dizi izlerim, bira içerim bazen. Normal bir yurdum insanı gibi yaşıyorum. Görüldüğü üzere fark yaratamadım gerçek hayatta, düz kaldım. O yüzden şansımı sanalda denemeye karar verdim.
Yılmaz Dindar: Israrla “Twitter yalnızların yeridir.” düşüncesine sahibim. Yanında bu cümleleri kuracak birini bulamayınca milyonlara yazar gibi yazıyor insanlar.Neden twitter? Twitter mantığı diye bir şey var mı?
İstiklal Akarsu:Valla Twitter benim için çölde su bulmak gibi oldu. Daha önce Facebook adlı çölde inim inim inliyordum. Bir yandan akraba baskısı bir yandan “kokulu silgin duruyor mu” diyen ilkokul arkadaşları yüzünden zorlu yıllarım oldu. Yav ben şaka yazıyorum, bir like bir yorum bekliyorum ama eniştem beni dürtüyor, kuzen laf sokuyor. Bak hatırlattınız yine gerildim. Ama Twitter şahane bir yer. Akraba yok, komşu yok, yardır gitsin.
Yılmaz Dindar: Bir dönüm noktası tweeti olmuştur mutlaka. O tweeti hatırlıyor musunuz?
İstiklal Akarsu:2010 yılbaşıydı sanırım. Tam tweeti hatırlamıyorum ama konusu yılbaşı ve Taksim’deki tacizle ilgiliydi. O tweet epey ilgi görmüştü. İnsanlar yazdığımı paylaştıkça vay anasını noluyor lan oldum, heyecanlandım, gaza geldim. Sonra o gazla arka arkaya 10 tweet daha yazdım, tutmadı onlar.
Yılmaz Dindar: İnsanlar art arda takip etmeye başladığı an neler hissettiniz? “Heeey… Noluyo?” dediniz mi? Ya da “ooo Beyaz, Okan da kimmiş meşhur oluyorum;gelsin stand up’lar, gelsin show programı teklifleri” olarak geçti mi aklınızdan?
İstiklal Akarsu:İnsanlar art arda takip etmeye başlayınca “çüş lan noluyor!” dedim, sanırım biraz kaba bir insanım. Ooo Beyaz, Okan da kimmiş demedim, hedefi küçük tuttum, sonunda üzülmek istemedim, “Ooo Cimilli İbo da kimmiş??” dedim, lakin onu da geçemedim. İnsanların yazdıklarıma değer verip takip etmeye başlaması çok güzel bir duygu. Tabi başta bir gerildim, lan onbinlerce insandan bahsediyoruz, bunun sapığı var psikopatı var katili var dedim. Sonra fuleli kaçarsam yakalanmam dedim, atladım geyiğin üstüne, vurdum kırbacı kaçtım.
Yılmaz Dindar: Peki insan ister istemez sokakta insanların kendisini tanımasını beklemiyor mu?
İstiklal Akarsu:Bizim mahallede tanıyan oluyor, sanırım 20 yıldır aynı mahallede oturduğumuzdan tanıyorlar. O bana yetiyor, 5 kişi olsun benim olsun, ben mahalledeki 5 komşumun tanıdığı bir insanım, bu bana yeter, lokal bir ünlüyüm anlayacağınız. Twitter’dan takip edenlerin tanımasına imkan yok, çünkü profil fotoğrafım renkli bir kafadan ibaret. Zaten Twitter’da tweet yazıp sokakta tanınmayı bekleyen insan kafayı yemiş insandır. Çok saçma bir beklenti bu, var mı acaba böyle beklentiye giren merak ettim. Varsa uyaralım, kendine gel diyelim. Ama söylediğiniz şey Vine için geçerli olabilir. Vine’da meşhur olan bir insan sokakta tanınmayı bekleyebilir. Çünkü orada görsellik var, 6 saniye de olsa görüntü var.
Yılmaz Dindar: Twitter’da “Takip Edeni Takip Ederim” ve” yumurta kafa takipçiler” kavramları oluştu ve insanlar kendilerini bu şekilde fenomen hissediyorlar. Neyin kafası bu?
İstiklal Akarsu:Bu şekilde kendilerini iyi hissediyorlarsa bırakalım hissetsinler. Adam kafaya koymuşsa yapacak bir şey yok. Fakat emek hırsızlığı yapmasınlar, özgün olsunlar, canımı yesinler.
Yılmaz Dindar: Bir zamanlar #ff vardı artık pek kullanılmıyor. Bugün #ff yaparak takip tavsiyesi verecek olsan bu kim olur?
İstiklal Akarsu:Evet cuma günleri böyle bir furya oluyordu, çok acayip mentionların içinde buluyordum kendimi. Zamanla etkisini yitirdi o akım, bir zaman sonra da kendisi yitti gitti, güle güle ff, seni özleyeceğiz. Valla güzel kafalar var Twitter’da. Hoanes var eskilerden, sonra Özlem Hepşen var(çatlak biraz ama söylesene hangimiz biraz çatlak değiliz ki, ama hangimiz??)sonra Entelseven diye bir arkadaş var, Yarım Deli var Tam Deli, cafadam var çözemedim daha onu, bir de geceleriesen var o da içince estiriyor, Demet Akalın var, şaka şaka.

Yılmaz Dindar: “Bir Alex Değilim”, ”Olsa Dükkan Senin”, “Olur Öyle” desek…
İstiklal Akarsu:Üç kardeş bunlar, Bir Alex Değilim abileri oluyor, Olsa Dükkan Senin ortanca, Olur Öyle de yeni doğdu abisi, emekliyor daha. Geçen kanepeden düştü bu, panik olduk. “Vay bir şey mi oldu?” dedik, koştuk kucakladık, neyse ki bir şey olmamış. Kapağı kırışmış sadece, ütüledik düzeldi. Kitap yazmak en büyük hedefimdi, hedefime ulaşınca yeni hedefim yeni bir kitap yazmak oldu, ona da ulaşınca hop başka bir kitap. Sanırım bu kitap olayı beni rehin aldı, kurtarmayın ama iyiyim ben böyle.
Yılmaz Dindar: Son olarak… Emekleme evresinde olan Sozmuzikhayat.com ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
İstiklal Akarsu:Valla yalan olmasın siz şimdi bunu sorunca “Girip siteye bakayım!”dedim, sayfa açılmadı. O yüzden hiç bilemiyorum inşallah iyi bir sitedir.(Yok yav siz röportaj yapalım dediğinizde girip baktım, eğlenceli bir siteye benziyor, başarılar dilerim)
Sozmuzikhayat.com takipçilerinden gelen sorular:
Ahmet Saygın
Twitter, fenomenlere maaş bağlıyor mu?
İstiklal Akarsu:Eski bir soru bu, sanırım 2011′de soruldu ama cevaplamak bugüne kısmet oldu. Çünkü başlarda “Twitter sana maaş mı bağlıyor, ne diye sabah akşam yazıyorsun??” diye sorular geliyordu. Sonra çok takipçili insanlar reklam alarak Twitter’dan para kazanmaya başlayınca bu sorular bitti. Bu sefer de “kaç para aldın la bu reklam için??” soruları başladı. Ama keşke reklam yerine maaş olsaydı. Maaş+sigorta+yol+prim olsaydı kapısında yatardım Twitter’ın. “Jack Dorsay abi ben bakkala gidiyorum bir ihtiyacın varsa gitmişken alayım” derdim. “Jack abi teyzemler İsviçre’den çikolata yollamış, al bir tane de sana vereyim ağzın tatlansın” derdim. Maaş olayı önemli.
Ayşe Özek
Takipçi sayısı çok olanların dolaylı reklam aldığı doğru mu?
İstiklal Akarsu:Twitter’a insanların ilgisi artınca markaların bir ağzı sulandı tabi. Tüketicilere ulaşmak için yeni bir mecra vardı artık karşılarında. Dur buradan da eksik kalmayalım, müşterilerimize buradan da ulaşalım, hem ucuz olur paramız cebimizde kalır dediler. 2011 başlarından itibaren çok takipçili kişilere reklam vermeye başladılar. Ben başta direndim, çünkü reklamın veriliş biçimi hoşuma gitmedi. Viral reklam veriliyordu, yani “mış” gibi yapıyorduk, araya serpiştiriyorduk. Ben yaklaşık 1 sene direndim reklam almadım, çok kaybım oldu, arkadaşlarım kınadı, komşular yüzüme bakmaz oldu, mahalle kovaladı. Sonra baktım benden başka reklam almayan kalmamış, ben de artık alayım dedim. Ama sanırım biraz geç kalmıştım, önce tek tük reklamlar geldi. Yazdım harçlığımı çıkardım. Sonra bu işte bir kartelleşme oldu, bazı arkadaşlar ajans kurdu, var olan ajanslarla kanka oldu. Ben dışında kaldım, o tür ilişkilere girmek istemedim. Teklif gelirse tweetimi yazarım dedim. Sonra teklifler azaldı, gelenler de çok düşük rakamlar önerdi. Ve ben bir müddet sonra eskisi gibi reklam almayan samimi bir hesaba döndüm. Şimdilerde çok nadir de olsa geliyor teklifler, dur bakalım neler olacak, hakkımızda hayırlısı olur inşallah.
Tuba Böke
Fenomen olmak ağır travma etkisi yaratmıyor mu? Twitter’da olaysın ama sokakta kimse tanımaz.
İstiklal Akarsu:Kişiden kişiye değişir bu durum, benim sosyal medya şöhretim çok geç geldiği için hayatımda değişen pek bir şey olmadı. Ha belki yirmili yaşların başında gelseydi sapıtabilirdim ama otuzlu yaşlarda geldi, karakterimde büyük değişiklikler yapamadı, vurdu kıramadı, yüklendi yıkamadı, dürttü gıdıklayamadı beni şöhret.
Utku Turhan
Kendisini -twitterdan tanımayıp da- kitap sayesinde tanıyanların tepkileriyle, twiterdan tanıyanlar tepkileri arasında farklar var mı?
İstiklal Akarsu:Genelde Twitter’dan tanıyıp kitabı alanlar oluyor. Ama bir kitabı ortalama 7-8 kişi okuduğu için sadece kitapla tanıyanlar da var. “Abi kitabını okudum sadece senin için Twitter hesabı açtım” diyor bazı arkadaşlar. Twitter ile kitap farkını şöyle açıklayabilirim. Twitter genelde geyik yaptığımız, goygoy yaptığımız, gündemle uğraştığımız bir mecra. Kitap öyle değil, hayatımdan hikayeler paylaştığım, daha samimi bir yer orası. Kitabı okuyanlar genelde beni ailesinden biri gibi gördüklerini söylüyor, bu da beni çok mutlu ediyor, motive ediyor. Kitap sayesinde binlerce insanın ailesine girdim, abisi oldum, dayısı oldum, kayınçosu oldum, görümcesi olamadım ama, kitap dediğin de bir yere kadar, abartmamak lazım. Söyleşiye gittiğim okullarda kitabı okuyanlar hemen belli oluyor, 40 yıllık ahbap gibi yanıma gelip sohbet ediyorlar. Ziya Abi’ye selam söyle diyorlar, fanatik eniştene söyle sakin olsun diyorlar, Sedat Bey’in allah cezasını verecek diyorlar, anneannenin ellerinden öperiz diyorlar, Yılmaz Bey’e saygılar diyorlar.
Fatma Ünal
Twitterdaki bu başarısı planlı bir şey miydi yoksa her şey kendiliğinden mi gelişti?
İstiklal Akarsu:Şöyle izah edeyim, ilk girdiğimde 25 kişiyi filan takip ettim. Genelde tanıdığım isimler olduğu için onlar da beni takip etti(oha lan farkında olmadan takipedenitakipederim furyasını başlatmışım, bir canavar yaratmışım). Takip ettiğim 25, takip eden 25. Sonra beni takip eden 26 olunca şaşırdım, ulan bayram değil seyran değil bu adam beni neden takip etti dedim. Takip edenlerin sayısı 50 olunca, vaay şeklimiz var dedim, havam batsın dedim. Gördüğünüz üzere pek planlı programlı adamın kuracağı cümleler değil bunlar.
18 Kasım 2013 Pazartesi
Şunu yaşamış insanım, yarışmacı arkadaşlarıma başarılar dilerim.
-Bakın fotoğrafını da çektim ama bıraktığım yerde yok araba, yoksa havaalanı otoparkından araba mı çalıyorlar nasıl oluyor bu iş?
+Beyefendi fotoğrafa bakabilir miyim?
-Buyur bak
+Hımm..Sabiha Gökçen otoparkı değil burası, AVM otoparkına benziyor
-Du bakayım, evet olabilir, siz şeyapmayın o zaman, unutalım bu olayı, kolay gelsin.
+Hdadafafssgsfdad
(Unutmadılar)
-Bakın fotoğrafını da çektim ama bıraktığım yerde yok araba, yoksa havaalanı otoparkından araba mı çalıyorlar nasıl oluyor bu iş?
+Beyefendi fotoğrafa bakabilir miyim?
-Buyur bak
+Hımm..Sabiha Gökçen otoparkı değil burası, AVM otoparkına benziyor
-Du bakayım, evet olabilir, siz şeyapmayın o zaman, unutalım bu olayı, kolay gelsin.
+Hdadafafssgsfdad
(Unutmadılar)
28 Ekim 2013 Pazartesi
26 Ekim 2013 Cumartesi
HOP!
"İmza günün yok mu la, İstanbul'da yapsana kardeşim şu imza işini, hop kardeşim kime diyorum ben??" diyenler için tarih, saat ve yer bilgisi veriyorum not alın lütfen: 3 Kasım Pazar saat 18:00 , İstanbul Tüyap Kitap Fuarı 3. Salon no. 206 Okuyan Us Standı.
Sonra vay efendim ben duymadım görmedim okumadım olmasın. Ha kitabın bende yok diyenler gelip oradan da alabilir, kitabı dumanı üstündeyken çıtırken tazeyken imzalatabilir. Yemişim kitabını da imzanı da diyenler de gelebilir, iki geyik yapar çay içeriz, ne olacak bu tivıtırın hali, ekmek çıksın diye girdik menşın manyağı olduk, fav insanı olduk konulu sohbetimizi yaparız efkar dağıtırız.
Sonra vay efendim ben duymadım görmedim okumadım olmasın. Ha kitabın bende yok diyenler gelip oradan da alabilir, kitabı dumanı üstündeyken çıtırken tazeyken imzalatabilir. Yemişim kitabını da imzanı da diyenler de gelebilir, iki geyik yapar çay içeriz, ne olacak bu tivıtırın hali, ekmek çıksın diye girdik menşın manyağı olduk, fav insanı olduk konulu sohbetimizi yaparız efkar dağıtırız.
15 Ağustos 2013 Perşembe
Goy Goy'la Kuzeniz
haberedikkat.com'dan sevgili @denizzguldal sordu, ben de verdim goygoyu:
Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorsunuz. Her düşüncenizi insanlarla paylaşıyorsunuz. Bu kimi zaman ters tepkilere neden oluyor mu?
Elbette oluyor, bin türlü insan binbir türlü düşünce var. Herkes de aynı düşüncede olamayacağına göre illa ki yazdıklarınıza katılmayan tepki duyan insanlar oluyor. Burada önemli olan tepki duyanın üslubu, üslup güzelse yerim ben o tepkiyi, üslup iyiyse bağrıma basarım o tepkiyi, üslup yapıcıysa balla kaymakla beslerim o tepkiyi.
Hem Twitter hem kitap çıkartmak ikisini bir arada idare etmek zor oluyor mu? Ne kadar vaktinizi alıyor?
İkisi birbirine paralel gidiyor. Zamanla kardeş gibi oldu bunlar. Twitter abi tabi, önce o doğdu büyüdü, belki de onun sayesinde kitap geldi. Twitter hala abilik yapıyor kitaba sağolsun, koruyor kolluyor. Bir kitap çıkınca reklamını yapıyor, kitabın tutulmasını başarılı olmasını sağlıyor, tam bir hayırlı abi sağolsun. Günde ortalama 4-5 tivit yazıyorum, çok aşırı zamanımı alıyor diyemem. Kitap için de bir hikayeyi yazmaya karar vermek, kurmak, yazmak toplamda 1 haftamı alıyor. Bunun ilk günü hikayeyi bulmak, 4 günü yatış, tembellik, son 2 gün de hikayeyi yazmak oluyor. Yazdıktan sonra hikayeyi değiştirmek uzatmak kısaltmak, düzeltmek için de birkaç gün mesai harcıyorum. Her hikayenin arasına da 2-3 hafta süre koyuyorum, yeni hikayeye başlarken bir önceki hikayeyi tamamen unutmuş oluyorum, sıfırdan yazmaya başlıyorum. Bir kitapta ortalama 20 hikaye oluyor.

Twitter'da çoğu fenomen kendi ismini kullanmıyor. Siz kimliğinizi gizli tutmayı düşündünüz mü hiç?
Daha önce de belirtmiştim, nick gibi ismim var zaten, işime gelirse evet İstiklal Akarsu benim buyrun efenim, alayım plaketi, geleyim panele, oo reklam mı o alayım, hımm benim kitap mı bu imzalayayım, merhaba kızlar merhaba. Lakin işime gelmezse, İstiklal Akarsu diye isim mi olur, ben değilim o.
Kendinizi anlatmak isterseniz nasıl tarif edersiniz. Kimdir İstiklal Akarsu? Nasıl bilmeli insanlar sizi?
İstiklal Akarsu geyiğin anavatanından gelmiştir, goygoyla kuzendir, şaka sever, gülmeyi güldürmeyi çok sever. Tembeldir, yatar uyur, dürtmeden bir iş yapmaz. Dünya yansa ben yatıyorum iyi geceler der gider. Her işi sona bırakır, arabanın benzin bitiş uyarısı vermesinden 30 km sonra benzin alır. Telefonu hep kapalıdır, şarjı bitmiştir ve doldurmamıştır. Bir de çok pesimisttir. Yarısı dolu olan bardakta dolu tarafı görmeyi geçtim, bardağı, masayı, odayı, evi komple görmez.
Twitter'a girme hikayeniz nedir?
2009 sonbaharında benden önce siteye üye olmuş bir abimin tavsiyesiyle girdim. Giriş o giriş, hala ilerliyorum, yol bitmiyor, uzun yol bu, 4 sene oldu dünyanın etrafında 3 tur attık yine bitmiyor, ne iş anlamadım.
Twitter fenomeni olmak nasıl bir duygu? Bu durum çevrenize olan tutumunuzu değiştirdi mi?
Dürüst olmak gerekirse fenomen olmak beni çok değiştirdi. Önceden çok daha mütevazi bir insandım, büyüğüme saygılıydım küçüğüme sevgi doluydum. Sonra bu ünlülük hali geldi, televizyonlara çıktım, dergilerde yer aldım, kitaplarım çıktı, çok değiştim. Anamı babamı tanımaz oldum, büyüğüme saygıyı unuttum, küçüğümü sopayla kovaladım. Yav ne değiştirecek tutumumu, neysem oyum ben, hem fenomen olmak nedir. Fenomenliğimi anca siz biliyorsunuz, çevremde pek muteber bir şey değil bu. Geçen bakkala "abi ben internette tanınıyorum biliyor musun?" dedim, "yumurta 4 tane mi olacaktı?" dedi, yani gerçek hayatta durumum budur, ben size fenomenim, kendime ve çevreme değilim.
Twitter'da tanındıktan sonra nasıl tepkiler aldınız?
Babam nedir oğlum bu Twitter, kötü bir şeyse siktiret yazma bir şey başına bi olay gelmesin dedi. Sonra beni televizyonda görünce "vay iyiymiş bu, arada sen yaz buraya ihmal etme" dedi. Kardeşimin arkadaşları filan beni takip ediyormuş, söyle bizi de takip etsin diye haber yolluyorlar. Bir de geçen kuzenin doğumgünü vardı, bir restoranda 10 kişiyiz kimseyi tanımıyorum, hepsi kuzenin arkadaşları, ben de kenarda sus pus oturuyorum, sohbete almıyor zalimler beni. 2 bira içince açıldım "Twitter'ı aktif kullanan var mı?" diye sordum, 5-6 kişi evet dedi. Dedim İstiklal Akarsu'yu tanıyan var mı, hepsi tanıdı 2 kız da takip ettiğini söyledi, dedim işte o benim. Masa karıştı, az önce konuşmadıkları, sohbetin içine almadıkları gariban ben birden muhabbetin merkezine geldim. Kuzen bi ara "arkadaşlar farkındaysanız bu benim doğumgünüm" dedi, bozuldu çocuk.
İlk kitabınızdan sonra hayatınızda neler değişti olumsuz tepkiler aldınız mı?
Kitap benim en büyük hayalimdi, sonunda gerçekleşti çok mutlu oldum. Tabi bunda Twitter'ın etkisi yadsınamaz, yadsıyanın alnını karışlarım, yadsımak ne ya, kelimeye yabancılaştım bak. Twitter'ın katkısı büyük diyelim. Hem dikkat çekmemde, bana şans verilmesinde hem de kitap çıktıktan sonra satmasında Twitter çok etkli oldu. Her röportajda Twitter'a hakkını teslim ederim, çünkü etmeyince küfür ediyor bu ayı. Genelde çok iyi tepkiler aldım. Kitapla ilgili bana gelen mesajların %95'i iyiydi. %5 de olumsuz mesaj aldım ki onların da başımın üstünde yeri var.
Blogger olmak ülkemizde pek önemsenen bir konu değil. Hatta meslek mi değil mi diye tartışılıyor. Sizce bloggerlık bir meslek mi?
Bence bloggerlik ülkemizde bir meslek olmayı geçtim bir unvan bile değil. Bunun en büyük test yeri akraba düğünleri. Gidin bir akraba düğününe, size "meslek nedir yeğen, girdin mi bir işe" diye soran yaklaşık 150 yakın akrabaya "bloggerım ben" deyin, suratınıza anlamsız şekilde baktıklarını, siz bu sözde mesleği açıklamaya başladığınızda ise bıyık altından güldüklerini göreceksiniz. Finalde de şu bitirici soru gelecek ve işte siz o gün tükeneceksiniz: "Kaç para mayış alıyorsun bu buloggırlıktan?"
Twitter'da takipçi arttırmanın bir formülü var mı?
Valla legal yolu hayatın komik yanlarını 140 karakterde yazmak, gülmek, güldürmek, eğlenmek, eğlendirmek, RT mekanızmasıyla binlerce kişinin ana sayfasına düşmek, dur bakalım kimmiş la bu dedirtmek, akabinde takibe alınmak diyebilirim. İllegal yolu da parayı basıp yumurta takipçi satın almak olabilir. Lakin illegal yolda sizi sadece yumurtalar tanır, "yumurta fenomen" olarak aleme nam salarsınız.
Sokakta karşılaştığınız takipçilerinizle iletişiminiz nasıl?
Şu aralar çok iyi, gelip imza isteyen oluyor, kulağıma komik tweet fısıldayan oluyor, "abi RT!" deyip kaçan oluyor. Misal kafede oturup çay içerken yanıma gelip abi attım fav'a afiyet olsun diyen oluyor. Kardeşim siz beni Mustafa Sandal'la filan karıştırdınız herhalde, kim tanır beni, anam babam zor tanıyor zaten. Profil fotosuna öyle bir şey koymuşum ki bazen ben bile tanımıyorum kim la bu renkli kafa diyorum. Sanırım tanınmamak çok daha konforlu, çünkü bir kez tanındın mı geri dönüşü yok bu işin. Tanınırsam en basitinden dışarıda rahat yemek yiyemem "oha ayıya bak kıtlıktan mı çıktın İstiklal" diyen olur, sonra al başına belayı.
Son kitabınız Olsa Dükkan Senin'i neden okusun insanlar. Biraz kitabınızdan bahseder misiniz?
Şimdi siz böyle sorunca ne diyeceğimi bilemedim, hakket neden okusunlar bilemiyorum. Kendi açımdan kitabın eğlenceli olduğunu söyleyebilirim. Hayatımın eğlenceli taraflarını yazdım. "Ulan bu ne biçim hayat hep mi eğlendin insanfsız" demesinler diye bir tane de eğlencesiz tarafını yazdım (İyiler İyidir) Kitap genel olarak güzel oldu, okunası oldu, en azından okuyanların büyük çoğunluğu memnun kaldı, bi daha yaz dediler, hep yaz dediler, bırak şimdi tweet atmayı kitap yaz kitap dediler, 5 saatte okuduk bitti bu dediler, bu da benim için mükemmel bir motivasyon kaynağı oldu, yazmaya devam ediyorum.
Hepimiz çocukken hayaller kurarız ve gerçekletirdiklerimizi hayali tablomuza asarız. Sizin gerçekleştirdiğiniz, hayali tablonuza astığınız neler var?
Valla öyle hayali tablom filan yok benim, o nasıl bir şey anlamadım, duvarda asılı olan hayali tablo ne demek tövbe bismillah nereye gidiyor bu röportaj. Çocukken gerçekleştirmek istediğim hayalim futbolcu olmaktı, ola ola halısaha topçusu olduk, telde adam sıkıştırdık, defansa gelmeyenlere "oğlum allahını seven defansa gelsin" diye bağırdık. Yorulunca kaleye geçtik. Şimdilerde yavaş yavaş halısahalara da veda ediyorum, halısahalardan bir yıldız kayıyor.
Geçekten bir Alex değil misiniz?
Alex'in Türkiye'de öyle bir dönemi vardı ki o dönemi baz alırsak bence Alex'in kendisi bile bir Alex değil artık. O dönem adamın ayağına değen her top ya gol ya da asist oluyordu, inanılmaz bir dönemdi. Ben olsam olsam bir İbrahim Üzülmez olabilirim, bir sürü eksiğim gediğim var. Deli İbo gibi kafam önde topla depar atarım, tam orta yapacağım bir bakarım topla birlikte auta çıkmışım, böyle bir hayat benimkisi, kısmet artık.
Kitabınız ilk yayınlandığında acaba yanlış mı yaptım ya dur ben toplatayım da kurtulayım dediğiniz oldu mu?
Yok ya deliyiz dediysek o kadar da değil, hatta ilk çıktığında gidip baktım kitapçılara, alt raflara atmışlarsa çaktırmadan alıp üste koydum kitabı.Satıyor mu bu kitap diye de sordum, evet satıyor dediklerinde de mutlu oldum, o zaman niye alt raflara koyuyorsunuz kardeşim demedim, olay çıksın istemedim.
13 Ağustos 2013 Salı
#AffetBeniMemetAliAlabora
Yer:Ortaköy'de bir ev
Tarih:2010
Olay ne:Türkmax kanalında yayınlanan Heberler adlı programın toplantısı.
O an olay ne:Yemek arası verildi, pizza yeniyor.
İstiklal Akarsu+Memet Ali Bey şu son dilimi yemiyosanız ben alıyorum.
Memet Ali Alabora-Bey demene gerek yok ya, memed ali desen yeterli.
İstiklal+Memoli desem ehehe.
-??
+Tamam yersiz bi şaka oldu pardon, yiyorum ben o zaman bu pizzayı
-Ye kardeşim ye, doydum ben zaten.
+Siz sanatçılar zaten doğuştan toksunuz ya çok imreniyorum, biz düz insanlar ise hep açız, bak şimdi bi pizza daha olsa yerim ben.
-Bence sana özel bir durum bu açlık.
+Ehehe şaka di mi bu da eheh..Memed Ali beycim bak ne diyecem siz Twitter'da var mısınız?
-Varım ama pek aktif değilim
+Olur mu ya, koskoca sanatçı insansın aktif ol bence, Twitter çok önemli bir site, çok büyüyecek ilerde bak görürsün
-Ne bileyim ya teknolojiyle pek aram yok benim, cep telefonu kullanmaya bile yeni başladım
+Du bakayım, bu 4000 takipçili @memetalialabora hesabı senin mi?
-Bakayım, evet benim.
+Abov bu ne ya yakışıyor mu hiç, benim bile 5 bin takipçim var bak.
-Vay iyiymiş, neler yazıyorsun dur takip edeyim.
+İşte şakalar, goygoy, geyik muhabbeti
-Tamam aldım takibe.
+Bundan sonra Twitter'ı çok aktif kullan abi, sesini buradan duyur, çok etkili bi mecra burası
-Tamam daha çok yazarım artık.
+Pişman olmayacaksın inan
-Dur bakalım.(DURMADI)
Tarih:2010
Olay ne:Türkmax kanalında yayınlanan Heberler adlı programın toplantısı.
O an olay ne:Yemek arası verildi, pizza yeniyor.
İstiklal Akarsu+Memet Ali Bey şu son dilimi yemiyosanız ben alıyorum.
Memet Ali Alabora-Bey demene gerek yok ya, memed ali desen yeterli.
İstiklal+Memoli desem ehehe.
-??
+Tamam yersiz bi şaka oldu pardon, yiyorum ben o zaman bu pizzayı
-Ye kardeşim ye, doydum ben zaten.
+Siz sanatçılar zaten doğuştan toksunuz ya çok imreniyorum, biz düz insanlar ise hep açız, bak şimdi bi pizza daha olsa yerim ben.
-Bence sana özel bir durum bu açlık.
+Ehehe şaka di mi bu da eheh..Memed Ali beycim bak ne diyecem siz Twitter'da var mısınız?
-Varım ama pek aktif değilim
+Olur mu ya, koskoca sanatçı insansın aktif ol bence, Twitter çok önemli bir site, çok büyüyecek ilerde bak görürsün
-Ne bileyim ya teknolojiyle pek aram yok benim, cep telefonu kullanmaya bile yeni başladım
+Du bakayım, bu 4000 takipçili @memetalialabora hesabı senin mi?
-Bakayım, evet benim.
+Abov bu ne ya yakışıyor mu hiç, benim bile 5 bin takipçim var bak.
-Vay iyiymiş, neler yazıyorsun dur takip edeyim.
+İşte şakalar, goygoy, geyik muhabbeti
-Tamam aldım takibe.
+Bundan sonra Twitter'ı çok aktif kullan abi, sesini buradan duyur, çok etkili bi mecra burası
-Tamam daha çok yazarım artık.
+Pişman olmayacaksın inan
-Dur bakalım.(DURMADI)
8 Ağustos 2013 Perşembe
Harçlık
-Anane bayramın kutlu olsun ver elini öpeyim
-Para yok
-Aşkolsun anane ya, para için mi öpüyorum elini?
-Bilemeyecem artık
-Hem kaç yaşına geldim bak, bayram harçlığı alacak halim mi kalmış allasen
-İyi madem, öp bakalım…beyhudar ool, el öpenlerin çok olsuun..
-Hiç mi yok?
-Ne yok?
-100 lira da mı yok?
-Lann!
-80?
-Yürü bak döverim!
-At bi 70 lira siftah olsun
-Mal mısın evladım sen?!
-son 50 lira olur o da sana.
-Siee!
-Para yok
-Aşkolsun anane ya, para için mi öpüyorum elini?
-Bilemeyecem artık
-Hem kaç yaşına geldim bak, bayram harçlığı alacak halim mi kalmış allasen
-İyi madem, öp bakalım…beyhudar ool, el öpenlerin çok olsuun..
-Hiç mi yok?
-Ne yok?
-100 lira da mı yok?
-Lann!
-80?
-Yürü bak döverim!
-At bi 70 lira siftah olsun
-Mal mısın evladım sen?!
-son 50 lira olur o da sana.
-Siee!
24 Nisan 2013 Çarşamba
Aşırı Mini Röportaj
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden sevgili Elif Kolçak'ın fakültenin internet sitesi ihaber için yaptığı yaptığı ufacık tefecik içi dolu turşucuk tadında bir röportaj.
İstiklal Akarsu, Facebook’taki “notlar” bölümüne yazarken, kendi deyimiyle bloglardaki daha geniş ve renkli dünyaya geçiş yapmış. Yazdığı hikâyeleri çok edebi bulmadığını, kitabını “otobiyografik şakalı kitap” olarak nitelendirdiğini söylüyor ve şöyle tarif ediyor:
“Yaşadığım komik anlar silsilesi diyebilirim. Kendimi edebiyat dünyasının açık tribününde görüyorum. Orada biletler ucuz. Sahayı görüş açısı iyi değil ama en samimi ortamlar da orada oluyor. İçinden geldiğince tezahüratını yapıyorsun o tribünde.”
İstiklal, teknolojinin çok farklı imkânlar sağladığını söylüyor.
“Eskiden edebiyat dergileri varmış, insanlar yazdıklarını oralara gönderip yayımlanmasını beklermiş, bazılarının yazdıkları yayımlanmazmış bile. Ama şimdi internet var. Herkes kendi şansını kendi yaratıyor. İnternet olmasaydı yazarlık macerama hiç başlayamazdım, tek becerim halı sahada telde adam sıkıştırmak olurdu.”
‘Klavye Kahramanlığı’ hakkındaki düşüncelerini ise şöyle açıklıyor İstiklal:
“İnsanların gerçek kimliğiyle söyleyemeyeceği şeyleri internet ortamında söylemesi bu sanırım. Ben o kavramın içinde değilim. Kendi adım ve fotoğrafımla günlük yaşam hakkında tespitlerimi yazıyorum. Anonim şekilde atıp tutmak da normal karşılanabilir, adam içindeki stresi bu yolla boşaltıyorsa sorun yok. Tabii bu stresi başkalarının canını yakmadan atması önemli. Klavye kahramanlığı çok kolay takılan bir etiket. Başkasının hoşuna gitmeyen bir paylaşımda bulunduğunuz an, bu etiket alnınıza yapıştırılabiliyor, ne diyelim... Yapıştır!”
İstiklal, “Bloggerlık meslek mi değil mi” sorusuna ise “Yurtdışında meslek olabiliyor ama ülkemizde pek sanmıyorum. İsterseniz bir ‘kız isteme’ olayı ile test edelim durumu” diyor ve başlıyor anlatmaya:
“- Efendim, Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz.
- Kısmetse olur. Ne iş yapıyor oğlumuz?
- Blogger kendisi.
- Ne gır?
- Blogger, yani internette sitesi var, orada hikâyeler yazıyor, moda yazıyor, gezdiğini gördüğünü yediğini falan yazıyor.
- Hımm mayışı ne bu işin?
- Şimdilik getirisi yok, ileride blogların değeri anlaşılacak, o zaman para kazanacak oğlum.
- O zaman biz sizi ileride tekrar ağırlayalım, önümüzdeki kısmetlere bakalım. İyi günler.
- Buba çiçeğimizi çikolatamızı geri alalım, fotoğrafını çekip bloga koyarım.
- Hay senin bloguna sıçayım !”
Bloggerlık para getiren bir iş mi diye soruyoruz, cevabı şu oluyor:
“Olsa dükkan senin be ablacım.”
İstiklal Akarsu, Facebook’taki “notlar” bölümüne yazarken, kendi deyimiyle bloglardaki daha geniş ve renkli dünyaya geçiş yapmış. Yazdığı hikâyeleri çok edebi bulmadığını, kitabını “otobiyografik şakalı kitap” olarak nitelendirdiğini söylüyor ve şöyle tarif ediyor:
“Yaşadığım komik anlar silsilesi diyebilirim. Kendimi edebiyat dünyasının açık tribününde görüyorum. Orada biletler ucuz. Sahayı görüş açısı iyi değil ama en samimi ortamlar da orada oluyor. İçinden geldiğince tezahüratını yapıyorsun o tribünde.”
İstiklal, teknolojinin çok farklı imkânlar sağladığını söylüyor.
“Eskiden edebiyat dergileri varmış, insanlar yazdıklarını oralara gönderip yayımlanmasını beklermiş, bazılarının yazdıkları yayımlanmazmış bile. Ama şimdi internet var. Herkes kendi şansını kendi yaratıyor. İnternet olmasaydı yazarlık macerama hiç başlayamazdım, tek becerim halı sahada telde adam sıkıştırmak olurdu.”
‘Klavye Kahramanlığı’ hakkındaki düşüncelerini ise şöyle açıklıyor İstiklal:
“İnsanların gerçek kimliğiyle söyleyemeyeceği şeyleri internet ortamında söylemesi bu sanırım. Ben o kavramın içinde değilim. Kendi adım ve fotoğrafımla günlük yaşam hakkında tespitlerimi yazıyorum. Anonim şekilde atıp tutmak da normal karşılanabilir, adam içindeki stresi bu yolla boşaltıyorsa sorun yok. Tabii bu stresi başkalarının canını yakmadan atması önemli. Klavye kahramanlığı çok kolay takılan bir etiket. Başkasının hoşuna gitmeyen bir paylaşımda bulunduğunuz an, bu etiket alnınıza yapıştırılabiliyor, ne diyelim... Yapıştır!”
İstiklal, “Bloggerlık meslek mi değil mi” sorusuna ise “Yurtdışında meslek olabiliyor ama ülkemizde pek sanmıyorum. İsterseniz bir ‘kız isteme’ olayı ile test edelim durumu” diyor ve başlıyor anlatmaya:
“- Efendim, Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz.
- Kısmetse olur. Ne iş yapıyor oğlumuz?
- Blogger kendisi.
- Ne gır?
- Blogger, yani internette sitesi var, orada hikâyeler yazıyor, moda yazıyor, gezdiğini gördüğünü yediğini falan yazıyor.
- Hımm mayışı ne bu işin?
- Şimdilik getirisi yok, ileride blogların değeri anlaşılacak, o zaman para kazanacak oğlum.
- O zaman biz sizi ileride tekrar ağırlayalım, önümüzdeki kısmetlere bakalım. İyi günler.
- Buba çiçeğimizi çikolatamızı geri alalım, fotoğrafını çekip bloga koyarım.
- Hay senin bloguna sıçayım !”
Bloggerlık para getiren bir iş mi diye soruyoruz, cevabı şu oluyor:
“Olsa dükkan senin be ablacım.”
16 Aralık 2012 Pazar
Atladı
Adam çift yönlü akan minibüs yolunun tam ortasında durmakta, karşı kaldırıma ulaşabilmek için araçların ardının kesilmesini beklemektedir.
Sabah saatleri olduğundan trafik oldukça yoğundur ama yayamız da sabırlıdır. Birden arabanın teki direksiyonu yayamızın üstüne kırar.
Yaya korkar panikler, sağ yapar olmaz, sol yapar kurtarmaz, araç bilinçli olarak üstüne geliyordur.
Çaresizdir donup kalır. Ellerini kendine siper eder, kaderine teslim olur.
Zavallı adamın üstüne bilinçli olarak gelmekte olan trafik canavarı birden frene asılıp direksiyonu kırar ve yayaya çarpmadan son anda durmayı başarır.
Çevrede olaya şahit olanlar önce rahatlar, sonra şu manzara ve diyalog karşısında şok olur.
Yayanın üzerine kıran aracın psikopat şoförü camı açar.
-Rüstem korktun mu lan ibne?!
-Fevzi sen miydin amk, ödüm bokuma karıştı lan şerefsiz!
-Nereye gidiyon lan bırakayım.
-Belediyeye.
-Atla.
Atladı...
Sabah saatleri olduğundan trafik oldukça yoğundur ama yayamız da sabırlıdır. Birden arabanın teki direksiyonu yayamızın üstüne kırar.
Yaya korkar panikler, sağ yapar olmaz, sol yapar kurtarmaz, araç bilinçli olarak üstüne geliyordur.
Çaresizdir donup kalır. Ellerini kendine siper eder, kaderine teslim olur.
Zavallı adamın üstüne bilinçli olarak gelmekte olan trafik canavarı birden frene asılıp direksiyonu kırar ve yayaya çarpmadan son anda durmayı başarır.
Çevrede olaya şahit olanlar önce rahatlar, sonra şu manzara ve diyalog karşısında şok olur.
Yayanın üzerine kıran aracın psikopat şoförü camı açar.
-Rüstem korktun mu lan ibne?!
-Fevzi sen miydin amk, ödüm bokuma karıştı lan şerefsiz!
-Nereye gidiyon lan bırakayım.
-Belediyeye.
-Atla.
Atladı...
13 Aralık 2012 Perşembe
Kıyamet Öncesi Son Röportaj
Sevgili Şükrü Şahin(twitter.com/olaylaaaar) http://www.twittersokak.com için sordu, özelime bile girdi bazı sorularda, lan bi çık özelimden genele gel görüşelim dedim, geldi bu da sağolsun.
Kitabı okuyan biri olarak az çok İstiklal Akarsu hakkında bilgiye sahibim. Kitabı okumayanları tez zamanda okumaya davet ediyorum. Çünkü yeni kitap çok yakında bizlerle beraber olacak. Bunun da müjdesini verdikten sonra başlayalım
sohbete ;
İstiklal Abi, öncelikle beni kırmayıp bana ve sitemize vakit ayırdığından dolayı kendi
adıma ve sitemiz adına teşekkür ederek başlamak istiyorum. (yazar burada bir teşekkür
edebilmek için iki satır yazı yazdı)
Bir dakika ya, kitap benim kitabım sen niye müjdesini veriyorsun anlamadım. Hem sen nereden biliyorsun yakında çıkacağını, kim söyledi, bir duyum mu aldın, yoksa oturdun benim adıma kitap mı yazdın, korsanlıkta yeni bir dönem mi başlatıyorsun ne yapıyorsun sen?!
Önce ilk merak edilen belki de yüzlerce kez duyduğun soruyu bir kez de ben sorayım
isim nerden geliyor? Çok karizmatik bir isim olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Tabi soruları hazır olarak gönderdiğin için ilk soruna verdiğim cevabı görmeden 2. soruya geçtin. Oğlum belki küfür ettim, belki sıçtım sıvadım afedersin. İşte böyle hazır paket halinde yapılan röportajın böyle riskleri de oluyor, yapacak bir şey yok. İsim konusunu sormuşsun, valla babam koymuş ismimi. Neden böyle iddialı bir isim koymuş hiç anlamıyorum, misal rahmetli dedem "sinan" koymak istemiş ismimi, şimdi Sinan olsaydım belki çok daha rahat ve konforlu bir hayatım olabilirdi. Daha bir görünmez olurdum, göze batmazdım. İstiklal olmanın bir sürü dezavantajı var ve ben hepsini yaşadım. En çok okul hayatımda çok çektim ismimden. Öğretmenler sağolsun sözlü yapmak için not defterini açtıklarında, ya da yoklama listesine baktıklarında direkt benim ismimi gördüler hep. Düşünün orada 5 tane Ali, 7 tane Ahmet, 4 tane de Mehmet var, bir tane de ortada kabak gibi "İstiklal Akarsu" duruyor, ister istemez ilk ben kalkıyorum sözlüye. Sinan iyiydi, sinan zararsızdı. Ama yine de memnunum ismimden, sırtıma minibüsler gibi "babam sağolsun" mu yazdırsam ne yapsam.
Abi, sen bizden daha tecrübelisin yazı yazma konusunda; kendini biraz tanıtsan,
İstiklal Akarsu kimdir, ne yer ne içmez? Neyi sever, hangi aralıklarda Twitter’a girer? Mesela
hiç hashtag açmışlığı var mıdır?
‘’#adamGibiUnfullowsuzTakipleşeceksenGelHabugünTakipEdipYazdığımİlkTwitleUnfollowEdec
eksenGelmeÇokMoralimBozuluyorDuvaraKafaAtasımGeliyor’’
ve ‘’JustinPleaseComeToTurkeyOlmadıYunanistanaGelBizSeniOradanAldırırız’’ hariç
Ben kendimi bildim bileli yazıyorum. Kendimi de ortaokul 2. sınıftan beri bildiğimi farzedersek epey bir evveliyatım var. Türkçe dersinde kompozisyon yazarak meylettim yazı işlerine. Haftada 8 saat Türkçe dersimiz vardı bunun 1 saatini kompozisyon yazımına ayırıyorduk, ondan da not alıyorduk ve ortalamaya direkt etki ediyordu. Baktık Türkçe dersi zor, yüksek not almak daha da zor, sınıfça kompozisyona asıldık, ortalamayı yükselttik. Oradan doğdu yazma hevesi, lisede de üniversitede de hep yazdım. Lisede öğretmenimiz yazdığım kompozisyonlardan bazılarını sınıfa okuyordu, gülüyordu millet, onlar gülünce ben daha da sevdim bırakamadım yazmayı.
Öğleden önce 11 gibi bilgisayarı açarım, Twitter'a girerim, yazılanları okurum, gündemi genelde buradan takip ederim. Gündem yoğunsa daha çok zaman harcarım, gündemle ilgili şakalı tivit yazmak hoşuma gider, bir nevi stres atarım gündemle dalga geçerek. Ülke gündemi de genelde yoğun olduğu için bol malzeme verir. Hashtag açmadım galiba hiç, o işi yapan başka arkadaşlar var, misal şarkı isimlerini börekle kekle değiştirip TT yapanlar oluyor. Ne diyeyim herkes ne ile mutlu oluyorsa onu yapsın. Ben de arada yukarıda verdiğin örnekler gibi heşteglerle dalga geçme hakkımı kullanıyorum o kadar.
2009 yılından bu yana Twitter kullanıyorsun. 92 binden fazla takipçin var, attığın
tweetler genelde komik ve eğlenceli, bunlara mutlaka güzel dönüşler oluyordur. Peki ters
tepkiler aldığın oluyor mu?
Hayat zaten yeterince sıkıcı ve stresli, ben de her insan gibi bu sıkıntı ve stresten kendime düşen payı alıyorum. Hatta biraz da fazlasını alıyorum çünkü pesimist bir yapım var, bardağın yarısı dolu olsa bile "komple boş la bu, hatta bardak yok bardağı çalmışlar!" diyebiliyorum maalesef. Zaten o yönümü Twitter'a taşısam millet dertten tasadan helak olur. Ben de şakacı yönümü taşıyorum, insanlar gülüp eğlendikçe ben de eğleniyorum. Hem müthiş komik geri dönüşler oluyor, benimle aynı kafada insanlarla aynı mecrada buluşmak hoşuma gidiyor. Ters tepkiler de oluyor elbette, genelde futbol veya siyaset tivitlerinden sonra oluyor bu tepkiler ve gayet de normal bir durum.
Bir fenomen olarak yazdığın sohbet tweetlerini siler misin? Tweet silmek fenomen
olmanın altın kurallarından mı? Gerçi fenomen olmak isteyenlere yönlendirme yaptığın bir
bloğun da vardı, okumuştum Bu arada @ege_bamyasi ile muhabbette nirvanaya
çıkıyorsunuz ama
Mention silme olayından bahsediyorsun galiba. Evet menşınları silerim acımam, bunun da kendime göre bir mantığı var. Ben Twitter'a girmeden önce yani Facebook'tan sıkıldığım dönemde kendime bir internet sitesi kurmak istemiştim. Amacım yazılarımı burada toplamaktı. Lakin sonra blog çıktı uzun yazılarımı oraya koydum, ardından Twitter çıktı kısa yazılar da oraya gitti. Yalnız dikkat ettim de neden menşın sildiğimin cevabı olmadı bu, hakket la neden siliyorum anlamadım. Dur bağlıyorum, insanlar benim tivitlerimi alt alta daha rahat okusun diye yapıyorum bunu. Çünkü çoğu insan tüm gün burada takılmıyor, gün boyu ağır mesai yapıyor, iş hayatında anası ağlıyor, akşam eve dönünce eğlenmek stres atmak için Twitter'ı açıp takip ettiği insanların profil sayfalarına giriyor. E şimdi insanlar benim profilimde 2 tane şakalı tivit okuyacak diye 126 tane menşın okumak zorunda kalsın istemiyorum. Ha hiç menşın da yazmayabilirim aslında ama o da bana uymuyor, dayanamıyorum. Yazdığım menşını sayfamda 10-15 dakika tutuyorum, karşı tarafın okuduğundan emin olduktan sonra da siliyorum. Birgün Jack Dorsay, Twitter yasası çıkarır da "menşın sileni biz de sileriz, hatta silmekle kalmaz sildiği menşın başına 30 dolar da ceza veririz" derse silmem.
Evet ege bamyası burada güzel menşınlaştığım arkadaşlardan biri, arada muhabbetin nirvanasına çıkıyor muyuz bilemem ama @nirvanar var bi de, o da eğlenceli bi ablamız.
Sosyal paylaşım siteleri, Twitter, Facebook, İnstagr.am, Foursquare, Tumblr ve
sayamadığım diğerleri... Bildiğimiz kadarı ile bunların içinde şu an en aktif kullanılan Twitter.
Twitter’ın liderlik koltuğunu sallayacak, istikbali açık olan paylaşım platformu ya da
platformları nelerdir sence?
En yaygını Facebook sanırım, hatta gereğinden fazla yaygın, düşünün doğmamış çocuğuna facebook hesabı açan insanımız var. Doğmamış çocuğu geçtim bindiği arabasına facebook hesabı açan insanımız var. Mark Zuckerberg siteyi açarken bunları hesap etmiş miydi bilemiyorum ama çok enteresan yerlere doğru gidiyor olay. Ben genelde Twitter'a takılıyorum, arada Facebook'a da uğruyorum, akrabalarımla hasret gideriyorum. Çünkü Facebook'a hiç uğramasam akrabalarımın Twitter'a gelme durumu olur ki…dur ben bi daha uğrayayım Facebook'a.
Trend Topic listesinde gün aşırı; takip edeni takip ederim etiketleri, futbol etiketleri, Justin
Bieber hayranlarının açtığı etiketler ve trollerden izler oluyor. Türkiye gündemi bunlar mı olmalı? Bu konular hakkında ne düşünüyorsun?
Trending Topic'e ülke gündemi olarak bakmak yanlış olur bence. Aslında ben de öyle zannediyordum eskiden, ulan ne biçim bi ülkeyiz, bu ne biçim gündem lan diyordum ben de. Sonra ayarlarıma girip TT'yi Japonya yaptım, du bakalım bunlar ne konuşuyorlar dedim. Onların TT'sini google translate'e yapıştırıp baktım ve çok şaşırdım, siyaset bilim filan hak getire. Adamlar çok pis geyik yapıyor, Japonları da ne pis geyiği varmış arkadaş dedim, bütün TT'de böceklerle ilgili konular mevcut. O zaman anladım ki TT demek geyiğin anavatanı demek, TT demek geyiğin fabrikadan halka arzı demek.
Yazdığın tweetler; gözlemlerinden, başına geçenlerden ibarettir muhtemelen.
Bilgisayar başına geçip de ‘’Ya bi tweet atayım da aforizma olsun, eğlenelim gülelim” dediğin
oluyor mu? Bir de Behzat Ç. İle ilgili attığın bir tweet var, aşırı beğenildi ! “RTÜK müdahalesi
ile süresi kısaltılan dizinin Behzat Komiser’inden jet cevap ‘’Önemli olan boyu değil la işlevi!’’
Genelde aklıma komik şeyler gelince yazarım, yazmış olmak için yazmam. Lakin bazen aklıma bir bok gelmiyor ve o an çok yazmak istiyorum, işte çok enteresan dakikalar oluyor o anlar. Tiviti yazdıktan takribi bi 15 saniye sonra tivitten ben nefret ediyorum ve hemen silip uzay boşluğuna gönderiyorum. Yani çok da zorlamamak lazım, zaten aforizma hiç sevmem ama yaşadığım olaylarla ilgili tespitler yazmak hoşuma gider. Sevdiğim dizilerle ilgili tivit yazmayı da severim, yerli olarak Behzat Ç ve İşler Güçler, yabancı olarak da Game Of Thrones, Breaking Bad ve Modern Family izlerim ve arada onlarla ilgili yazarım. Game Of Thrones dedim de aklıma geldi şimdi, senin allah bin türlü belanı versin puşt Joffrey Baratheon!
Şimdi sen 2009 yılından beridir aktif bir Twitter kullanıcısı olmanın yanında ayrıca
fenomen ve yazarsın da. Yolda görüp “Aa İstiklal Akarsu, bir resim çekilebilir miyiz?” Ya da
“Yazdığın tweetlerine çok gülüyorum” deyip yolunu kesen bir hayran kitlen var mı?
Yok yav bizimkisi sanal bir meşhurluk, bırak yolda görenin tanımasını bazen anam babam zor tanıyor beni. Bir iki kez tanıyan oldu ama yalan olmasın, birkaç kez de seni filanca yerde gördük sen miydin la o diye menşın atan oldu, etti mi sana 4. Ayrıca eğer kendine yazar diyorsan tanınmak en son isteyeceğin şeydir. Tanınmış kişinin doğal malzeme toplama şansı kalmaz, çünkü bi meşhur görünce şirazeden çıkan bir toplumuz, kendimiz gibi olamıyoruz. En güzeli sıradan olmak, görünmemek, kafana göre takılmak.
Twitter olmasa idi yine de kitap yazmayı düşünür müydün? Twitter olmasa ne
yapardın aslında?
Kitap benim hayatımdaki en büyük iki hedeften biriydi(diğer hedefim de bir sinema filmi yazmaktı ama kitabın tadını alınca 2. hedefim 2. kitabı çıkarmak oldu, çaktırma). Üniversite yıllarımdan beri istiyordum bir kitabımın olmasını. Fakat yazdığım metinler bir kitap oluşturacak nitelikte değildi, günlük genel geçer şeyler yazıyordum. Bursa Hakimiyet gazetesinde bir köşem vardı misal, orada yazdıklarımı bir kitap haline getireyim dedim ama dediğim gibi genelde güncel konular hakkındaki yazılardı, kitap olmaya uygun değillerdi. Bir kitapta toplanabilecek hikayeler yazmaya blogta başladım, hayatımdan kesitler yazdım oraya, bunlar beğenildi çok güzel geri dönüşler oldu. Twitter sayesinde de binlerce kişiye ulaşma şansını yakalayınca kitap geldi. İyi ki de geldi, hoş geldi, çok güzel bir duygu. Twitter olmasaydı yazdıklarımı yine Facebook'ta paylaşır, 80 akrabam ve 20 ilkokul arkadaşımla gülmeye eğlenmeye devam ederdim herhalde.
Peki internetin, sosyal medyanın, seni değiştirdiğini düşünüyor musun? Neler
kazandırdı ya da kaybettirdi diye sorsam?
Çok da değiştirdiğini söyleyemem, sosyal medyadan önce nasıl yaşıyorsam şimdi de tamı tamına aynı hayatı yaşıyorum, ne bir eksik ne bir fazla. En büyük kazancı dediğim gibi kitap oldu. Bir de stres attığım, gülüp eğlendiğim bir mecra oldu burası, olmasaydı eksikliğini kesin hissederdim.
Televizyon için ya da farklı mecralardan teklifler geliyor mu? Ya da böyle bir teklif
gelse ne düşünürdün?
Yok hiç böyle bir teklif gelmedi, gelse de benim ne işim olur televizyonla, şovmen miyim ben, artist miyim ben amacın nedir kardeşim, ne demeye çalışıyorsun?! Ha Muhteşem Yüzyıl'dan teklif gelse, "gel atı oyna, eğitimli at eksiği var" deseler, "at mıyım ben, at ne alaka lan" derim, ama gel saraya adam alınacak deseler bir dakika durmam giderim, haremde onlarca hatun var, set arasında iyi ekmek çıkar oradan.
Açık yüreklilikle cevaplayacağından emin olduğum için soruyorum, bu kadar ilgi
görmek, binlerce insanın hayranlığını kazanmak egoda bir değişiklik yaptı mı? Mesela, kahve
sırasında “Ben, koskoca İstiklal Akarsu, sırada bekliyorum “ tarzı duygu fırtınalarına kapılıyor
musun?
Valla bu ilgiden önceki ego seviyem neyse şimdi de aynı seviyede, yani egom hiç yok demiyorum sadece seviyesi aynı diyebilirim. Ha böyle bir ilgi alaka karşısında insanın egosu şişmez mi diye soracak olursan bence de şişer, zaten şişenleri siz de görüyorsunuz. Bazı arkadaşların takipçi sayısı arttıkça ego seviyesi de yükseliyor, bu yazdıkları tivitlere de yansıyınca tüm samimiyetlerini kaybediyorlar, bir "twitter popçusu" haline geliyorlar. Kahve sırasına girmedim hiç ama kentakifıraydçıkın sırasına çok girdim. Geçenlerde de Tüyap'taki kitap fuarında imza sırasına girdim. Benim kitabın imza gününden bir hafta sonra yine gittim fuara, bu sefer okur olarak gezdim. Emrah Serbes'in imza günü vardı. Bir kitabını aldım ama öyle bir kuyruk var ki Beylikdüzü'nden ta Yozgat'a kadar. Tüyap içinde 14 tur attım, sonra baktım sıra azalmış, girdim kuyruğa, bana sıra gelene kadar da 2 tane hikayesini okudum, sonra imzalattım çıktım.
Son olarak yeni kitaptan haberlerle bitirelim diyorum, ne zaman gelecek bu yeni kitap? Ve hayran kitlene sitemiz aracılığıyla iletmek istediğin bir şey var mı?
Yeni kitabın hikayelerini 10 gün önce bitirdim. Şu an bir okur gibi hepsini tek tek okumaktayım, 2-3 gün içinde de yayınevine teslim edeceğim. Tahminen yine şubat gibi çıkar. Oğlum bi de hayran kitlesi ne tövbe estağfurullah, yani yalandan içi boş tevazu olsun diye demiyorum hayran kitlesi ne menem bir şeydir onu anlamaya çalışıyorum sadece. Ama beni okuyan arkadaşlara iletmek istediğin bir şey var mı dersen hepsine selam ederim, küçüklerimin gözlerinden, yaşıtlarımın yanaklarından büyüklerimin ellerinden öperim. Bir de amiyane tabirle "taş" arkadaşlara ayrıca selam ederim, bi ara görüşelim derim.
Kitabı okuyan biri olarak az çok İstiklal Akarsu hakkında bilgiye sahibim. Kitabı okumayanları tez zamanda okumaya davet ediyorum. Çünkü yeni kitap çok yakında bizlerle beraber olacak. Bunun da müjdesini verdikten sonra başlayalım
sohbete ;
İstiklal Abi, öncelikle beni kırmayıp bana ve sitemize vakit ayırdığından dolayı kendi
adıma ve sitemiz adına teşekkür ederek başlamak istiyorum. (yazar burada bir teşekkür
edebilmek için iki satır yazı yazdı)
Bir dakika ya, kitap benim kitabım sen niye müjdesini veriyorsun anlamadım. Hem sen nereden biliyorsun yakında çıkacağını, kim söyledi, bir duyum mu aldın, yoksa oturdun benim adıma kitap mı yazdın, korsanlıkta yeni bir dönem mi başlatıyorsun ne yapıyorsun sen?!
Önce ilk merak edilen belki de yüzlerce kez duyduğun soruyu bir kez de ben sorayım
isim nerden geliyor? Çok karizmatik bir isim olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.
Tabi soruları hazır olarak gönderdiğin için ilk soruna verdiğim cevabı görmeden 2. soruya geçtin. Oğlum belki küfür ettim, belki sıçtım sıvadım afedersin. İşte böyle hazır paket halinde yapılan röportajın böyle riskleri de oluyor, yapacak bir şey yok. İsim konusunu sormuşsun, valla babam koymuş ismimi. Neden böyle iddialı bir isim koymuş hiç anlamıyorum, misal rahmetli dedem "sinan" koymak istemiş ismimi, şimdi Sinan olsaydım belki çok daha rahat ve konforlu bir hayatım olabilirdi. Daha bir görünmez olurdum, göze batmazdım. İstiklal olmanın bir sürü dezavantajı var ve ben hepsini yaşadım. En çok okul hayatımda çok çektim ismimden. Öğretmenler sağolsun sözlü yapmak için not defterini açtıklarında, ya da yoklama listesine baktıklarında direkt benim ismimi gördüler hep. Düşünün orada 5 tane Ali, 7 tane Ahmet, 4 tane de Mehmet var, bir tane de ortada kabak gibi "İstiklal Akarsu" duruyor, ister istemez ilk ben kalkıyorum sözlüye. Sinan iyiydi, sinan zararsızdı. Ama yine de memnunum ismimden, sırtıma minibüsler gibi "babam sağolsun" mu yazdırsam ne yapsam.
Abi, sen bizden daha tecrübelisin yazı yazma konusunda; kendini biraz tanıtsan,
İstiklal Akarsu kimdir, ne yer ne içmez? Neyi sever, hangi aralıklarda Twitter’a girer? Mesela
hiç hashtag açmışlığı var mıdır?
‘’#adamGibiUnfullowsuzTakipleşeceksenGelHabugünTakipEdipYazdığımİlkTwitleUnfollowEdec
eksenGelmeÇokMoralimBozuluyorDuvaraKafaAtasımGeliyor’’
ve ‘’JustinPleaseComeToTurkeyOlmadıYunanistanaGelBizSeniOradanAldırırız’’ hariç
Ben kendimi bildim bileli yazıyorum. Kendimi de ortaokul 2. sınıftan beri bildiğimi farzedersek epey bir evveliyatım var. Türkçe dersinde kompozisyon yazarak meylettim yazı işlerine. Haftada 8 saat Türkçe dersimiz vardı bunun 1 saatini kompozisyon yazımına ayırıyorduk, ondan da not alıyorduk ve ortalamaya direkt etki ediyordu. Baktık Türkçe dersi zor, yüksek not almak daha da zor, sınıfça kompozisyona asıldık, ortalamayı yükselttik. Oradan doğdu yazma hevesi, lisede de üniversitede de hep yazdım. Lisede öğretmenimiz yazdığım kompozisyonlardan bazılarını sınıfa okuyordu, gülüyordu millet, onlar gülünce ben daha da sevdim bırakamadım yazmayı.
Öğleden önce 11 gibi bilgisayarı açarım, Twitter'a girerim, yazılanları okurum, gündemi genelde buradan takip ederim. Gündem yoğunsa daha çok zaman harcarım, gündemle ilgili şakalı tivit yazmak hoşuma gider, bir nevi stres atarım gündemle dalga geçerek. Ülke gündemi de genelde yoğun olduğu için bol malzeme verir. Hashtag açmadım galiba hiç, o işi yapan başka arkadaşlar var, misal şarkı isimlerini börekle kekle değiştirip TT yapanlar oluyor. Ne diyeyim herkes ne ile mutlu oluyorsa onu yapsın. Ben de arada yukarıda verdiğin örnekler gibi heşteglerle dalga geçme hakkımı kullanıyorum o kadar.
2009 yılından bu yana Twitter kullanıyorsun. 92 binden fazla takipçin var, attığın
tweetler genelde komik ve eğlenceli, bunlara mutlaka güzel dönüşler oluyordur. Peki ters
tepkiler aldığın oluyor mu?
Hayat zaten yeterince sıkıcı ve stresli, ben de her insan gibi bu sıkıntı ve stresten kendime düşen payı alıyorum. Hatta biraz da fazlasını alıyorum çünkü pesimist bir yapım var, bardağın yarısı dolu olsa bile "komple boş la bu, hatta bardak yok bardağı çalmışlar!" diyebiliyorum maalesef. Zaten o yönümü Twitter'a taşısam millet dertten tasadan helak olur. Ben de şakacı yönümü taşıyorum, insanlar gülüp eğlendikçe ben de eğleniyorum. Hem müthiş komik geri dönüşler oluyor, benimle aynı kafada insanlarla aynı mecrada buluşmak hoşuma gidiyor. Ters tepkiler de oluyor elbette, genelde futbol veya siyaset tivitlerinden sonra oluyor bu tepkiler ve gayet de normal bir durum.
Bir fenomen olarak yazdığın sohbet tweetlerini siler misin? Tweet silmek fenomen
olmanın altın kurallarından mı? Gerçi fenomen olmak isteyenlere yönlendirme yaptığın bir
bloğun da vardı, okumuştum Bu arada @ege_bamyasi ile muhabbette nirvanaya
çıkıyorsunuz ama
Mention silme olayından bahsediyorsun galiba. Evet menşınları silerim acımam, bunun da kendime göre bir mantığı var. Ben Twitter'a girmeden önce yani Facebook'tan sıkıldığım dönemde kendime bir internet sitesi kurmak istemiştim. Amacım yazılarımı burada toplamaktı. Lakin sonra blog çıktı uzun yazılarımı oraya koydum, ardından Twitter çıktı kısa yazılar da oraya gitti. Yalnız dikkat ettim de neden menşın sildiğimin cevabı olmadı bu, hakket la neden siliyorum anlamadım. Dur bağlıyorum, insanlar benim tivitlerimi alt alta daha rahat okusun diye yapıyorum bunu. Çünkü çoğu insan tüm gün burada takılmıyor, gün boyu ağır mesai yapıyor, iş hayatında anası ağlıyor, akşam eve dönünce eğlenmek stres atmak için Twitter'ı açıp takip ettiği insanların profil sayfalarına giriyor. E şimdi insanlar benim profilimde 2 tane şakalı tivit okuyacak diye 126 tane menşın okumak zorunda kalsın istemiyorum. Ha hiç menşın da yazmayabilirim aslında ama o da bana uymuyor, dayanamıyorum. Yazdığım menşını sayfamda 10-15 dakika tutuyorum, karşı tarafın okuduğundan emin olduktan sonra da siliyorum. Birgün Jack Dorsay, Twitter yasası çıkarır da "menşın sileni biz de sileriz, hatta silmekle kalmaz sildiği menşın başına 30 dolar da ceza veririz" derse silmem.
Evet ege bamyası burada güzel menşınlaştığım arkadaşlardan biri, arada muhabbetin nirvanasına çıkıyor muyuz bilemem ama @nirvanar var bi de, o da eğlenceli bi ablamız.
Sosyal paylaşım siteleri, Twitter, Facebook, İnstagr.am, Foursquare, Tumblr ve
sayamadığım diğerleri... Bildiğimiz kadarı ile bunların içinde şu an en aktif kullanılan Twitter.
Twitter’ın liderlik koltuğunu sallayacak, istikbali açık olan paylaşım platformu ya da
platformları nelerdir sence?
En yaygını Facebook sanırım, hatta gereğinden fazla yaygın, düşünün doğmamış çocuğuna facebook hesabı açan insanımız var. Doğmamış çocuğu geçtim bindiği arabasına facebook hesabı açan insanımız var. Mark Zuckerberg siteyi açarken bunları hesap etmiş miydi bilemiyorum ama çok enteresan yerlere doğru gidiyor olay. Ben genelde Twitter'a takılıyorum, arada Facebook'a da uğruyorum, akrabalarımla hasret gideriyorum. Çünkü Facebook'a hiç uğramasam akrabalarımın Twitter'a gelme durumu olur ki…dur ben bi daha uğrayayım Facebook'a.
Trend Topic listesinde gün aşırı; takip edeni takip ederim etiketleri, futbol etiketleri, Justin
Bieber hayranlarının açtığı etiketler ve trollerden izler oluyor. Türkiye gündemi bunlar mı olmalı? Bu konular hakkında ne düşünüyorsun?
Trending Topic'e ülke gündemi olarak bakmak yanlış olur bence. Aslında ben de öyle zannediyordum eskiden, ulan ne biçim bi ülkeyiz, bu ne biçim gündem lan diyordum ben de. Sonra ayarlarıma girip TT'yi Japonya yaptım, du bakalım bunlar ne konuşuyorlar dedim. Onların TT'sini google translate'e yapıştırıp baktım ve çok şaşırdım, siyaset bilim filan hak getire. Adamlar çok pis geyik yapıyor, Japonları da ne pis geyiği varmış arkadaş dedim, bütün TT'de böceklerle ilgili konular mevcut. O zaman anladım ki TT demek geyiğin anavatanı demek, TT demek geyiğin fabrikadan halka arzı demek.
Yazdığın tweetler; gözlemlerinden, başına geçenlerden ibarettir muhtemelen.
Bilgisayar başına geçip de ‘’Ya bi tweet atayım da aforizma olsun, eğlenelim gülelim” dediğin
oluyor mu? Bir de Behzat Ç. İle ilgili attığın bir tweet var, aşırı beğenildi ! “RTÜK müdahalesi
ile süresi kısaltılan dizinin Behzat Komiser’inden jet cevap ‘’Önemli olan boyu değil la işlevi!’’
Genelde aklıma komik şeyler gelince yazarım, yazmış olmak için yazmam. Lakin bazen aklıma bir bok gelmiyor ve o an çok yazmak istiyorum, işte çok enteresan dakikalar oluyor o anlar. Tiviti yazdıktan takribi bi 15 saniye sonra tivitten ben nefret ediyorum ve hemen silip uzay boşluğuna gönderiyorum. Yani çok da zorlamamak lazım, zaten aforizma hiç sevmem ama yaşadığım olaylarla ilgili tespitler yazmak hoşuma gider. Sevdiğim dizilerle ilgili tivit yazmayı da severim, yerli olarak Behzat Ç ve İşler Güçler, yabancı olarak da Game Of Thrones, Breaking Bad ve Modern Family izlerim ve arada onlarla ilgili yazarım. Game Of Thrones dedim de aklıma geldi şimdi, senin allah bin türlü belanı versin puşt Joffrey Baratheon!
Şimdi sen 2009 yılından beridir aktif bir Twitter kullanıcısı olmanın yanında ayrıca
fenomen ve yazarsın da. Yolda görüp “Aa İstiklal Akarsu, bir resim çekilebilir miyiz?” Ya da
“Yazdığın tweetlerine çok gülüyorum” deyip yolunu kesen bir hayran kitlen var mı?
Yok yav bizimkisi sanal bir meşhurluk, bırak yolda görenin tanımasını bazen anam babam zor tanıyor beni. Bir iki kez tanıyan oldu ama yalan olmasın, birkaç kez de seni filanca yerde gördük sen miydin la o diye menşın atan oldu, etti mi sana 4. Ayrıca eğer kendine yazar diyorsan tanınmak en son isteyeceğin şeydir. Tanınmış kişinin doğal malzeme toplama şansı kalmaz, çünkü bi meşhur görünce şirazeden çıkan bir toplumuz, kendimiz gibi olamıyoruz. En güzeli sıradan olmak, görünmemek, kafana göre takılmak.
Twitter olmasa idi yine de kitap yazmayı düşünür müydün? Twitter olmasa ne
yapardın aslında?
Kitap benim hayatımdaki en büyük iki hedeften biriydi(diğer hedefim de bir sinema filmi yazmaktı ama kitabın tadını alınca 2. hedefim 2. kitabı çıkarmak oldu, çaktırma). Üniversite yıllarımdan beri istiyordum bir kitabımın olmasını. Fakat yazdığım metinler bir kitap oluşturacak nitelikte değildi, günlük genel geçer şeyler yazıyordum. Bursa Hakimiyet gazetesinde bir köşem vardı misal, orada yazdıklarımı bir kitap haline getireyim dedim ama dediğim gibi genelde güncel konular hakkındaki yazılardı, kitap olmaya uygun değillerdi. Bir kitapta toplanabilecek hikayeler yazmaya blogta başladım, hayatımdan kesitler yazdım oraya, bunlar beğenildi çok güzel geri dönüşler oldu. Twitter sayesinde de binlerce kişiye ulaşma şansını yakalayınca kitap geldi. İyi ki de geldi, hoş geldi, çok güzel bir duygu. Twitter olmasaydı yazdıklarımı yine Facebook'ta paylaşır, 80 akrabam ve 20 ilkokul arkadaşımla gülmeye eğlenmeye devam ederdim herhalde.
Peki internetin, sosyal medyanın, seni değiştirdiğini düşünüyor musun? Neler
kazandırdı ya da kaybettirdi diye sorsam?
Çok da değiştirdiğini söyleyemem, sosyal medyadan önce nasıl yaşıyorsam şimdi de tamı tamına aynı hayatı yaşıyorum, ne bir eksik ne bir fazla. En büyük kazancı dediğim gibi kitap oldu. Bir de stres attığım, gülüp eğlendiğim bir mecra oldu burası, olmasaydı eksikliğini kesin hissederdim.
Televizyon için ya da farklı mecralardan teklifler geliyor mu? Ya da böyle bir teklif
gelse ne düşünürdün?
Yok hiç böyle bir teklif gelmedi, gelse de benim ne işim olur televizyonla, şovmen miyim ben, artist miyim ben amacın nedir kardeşim, ne demeye çalışıyorsun?! Ha Muhteşem Yüzyıl'dan teklif gelse, "gel atı oyna, eğitimli at eksiği var" deseler, "at mıyım ben, at ne alaka lan" derim, ama gel saraya adam alınacak deseler bir dakika durmam giderim, haremde onlarca hatun var, set arasında iyi ekmek çıkar oradan.
Açık yüreklilikle cevaplayacağından emin olduğum için soruyorum, bu kadar ilgi
görmek, binlerce insanın hayranlığını kazanmak egoda bir değişiklik yaptı mı? Mesela, kahve
sırasında “Ben, koskoca İstiklal Akarsu, sırada bekliyorum “ tarzı duygu fırtınalarına kapılıyor
musun?
Valla bu ilgiden önceki ego seviyem neyse şimdi de aynı seviyede, yani egom hiç yok demiyorum sadece seviyesi aynı diyebilirim. Ha böyle bir ilgi alaka karşısında insanın egosu şişmez mi diye soracak olursan bence de şişer, zaten şişenleri siz de görüyorsunuz. Bazı arkadaşların takipçi sayısı arttıkça ego seviyesi de yükseliyor, bu yazdıkları tivitlere de yansıyınca tüm samimiyetlerini kaybediyorlar, bir "twitter popçusu" haline geliyorlar. Kahve sırasına girmedim hiç ama kentakifıraydçıkın sırasına çok girdim. Geçenlerde de Tüyap'taki kitap fuarında imza sırasına girdim. Benim kitabın imza gününden bir hafta sonra yine gittim fuara, bu sefer okur olarak gezdim. Emrah Serbes'in imza günü vardı. Bir kitabını aldım ama öyle bir kuyruk var ki Beylikdüzü'nden ta Yozgat'a kadar. Tüyap içinde 14 tur attım, sonra baktım sıra azalmış, girdim kuyruğa, bana sıra gelene kadar da 2 tane hikayesini okudum, sonra imzalattım çıktım.
Son olarak yeni kitaptan haberlerle bitirelim diyorum, ne zaman gelecek bu yeni kitap? Ve hayran kitlene sitemiz aracılığıyla iletmek istediğin bir şey var mı?
Yeni kitabın hikayelerini 10 gün önce bitirdim. Şu an bir okur gibi hepsini tek tek okumaktayım, 2-3 gün içinde de yayınevine teslim edeceğim. Tahminen yine şubat gibi çıkar. Oğlum bi de hayran kitlesi ne tövbe estağfurullah, yani yalandan içi boş tevazu olsun diye demiyorum hayran kitlesi ne menem bir şeydir onu anlamaya çalışıyorum sadece. Ama beni okuyan arkadaşlara iletmek istediğin bir şey var mı dersen hepsine selam ederim, küçüklerimin gözlerinden, yaşıtlarımın yanaklarından büyüklerimin ellerinden öperim. Bir de amiyane tabirle "taş" arkadaşlara ayrıca selam ederim, bi ara görüşelim derim.
27 Ekim 2012 Cumartesi
Benim Nick'im Benim Kararım
Facebook'ta yeni açılan Acaba Gazetesi'nden Ece Mehmetoğlu sordu, ben de cevapladım efenim.
Şu adresten de gazete formatında okuyabilirsiniz. https://www.facebook.com/acabagazetesi
“Sosyal medya senin için var, benim için var, Ciguli için var. Cidden ya nerede bu Ciguli?”
1. Çoğu insan sizi “Twitter fenomeni” olarak tanıyor. Peki gerçek mesleğiniz nedir?
İktisat mezunu bir insanım ama mezun olduğum yıl cumhuriyet tarihimizin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşadığımız için bırakın işe girmeyi, iş başvurusu bile yapmaya gerek duymadım. Zaten benimle aynı fakülteden mezun olan arkadaşlarım 1-2 sene iş aradılar ve sonunda neredeyse asgari ücretle işe girebildiler. Ben maddi açıdan biraz daha şanslıydım. Çünkü Sakıp Sabancı'nın öz torunuydum. Dedem sağ olsun İstiklalSa diye bir marketler zinciri açtı, tut dedi zincirin ucundan; tuttum zengin oldum. Şaka bir yana şansım baba mesleğinden geliyor. Ailecek işlettiğimiz 30 senelik bir spor mağazamız var. O yüzden hiç işsiz kalmadım. Ticaret çok zevkli bir meslek herkese tavsiye ederim. Bu arada yazdığım bazı kısa hikayeleri dizilerin senaryo ekiplerine gönderdim. Kullandıkları hikayelerden telif aldım; bu da bana ek gelir sağladı. Şimdi ise tamamen kitap serüvenine odaklandım, artık hikayelerimi kitabım için yazıyorum.
2. Twitter’da çoğu kullanıcı nick kullanıyor, siz ise kendi isminizi kullanıyorsunuz. Bunun nedeni kendinize olan güveniniz mi?
Güvenle alakası yok. Dikkat ederseniz nick gibi bir adım var. Zannedersem benimle beraber en fazla 45-50 İstiklaliz koskoca ülkede. O yüzden başım belaya girerse nick, girmezse kendi adım. Nick kullanan arkadaşların da mantıklı bir açıklaması var. Sanırım nicki bir kalkan, bir sigorta olarak kullanıyor bu arkadaşlar. E içinde bulunduğumuz şartları göz önünde bulundurursak epey de haklılar.
3. Bir yazı yazıyorsunuz ve Enter’a bastığınız anda bunu binlerce insan okuyor. Bu nasıl bir sorumluluk?
Yok ben Tweetle kısmına basıyorum, Enter'a basınca bir alt satıra geçiyor imleç. Lütfen bunları iyice araştırıp hazırlayalım sorularımızı. Böyle hazırlıksız böyle altyapısız röportaj mı olur?! Neymiş efendim Enter'a basınca binlerce insan okuyormuş da bu nasıl sorumlulukmuş bak bak… Bi dakka ya hakikatten öyle bir durum var dimi? Başım ağrıyor yazsam 80 bin kişi okuyor evet, dur ya heyecanlandım, işin bu kısmı tamamen aklımdan çıkmıştı. Elim ayağım titriyor bak, şimdi Enter'a basınca bu röportajı kaç kişi okuyacak acep, rakam verin bana rakam!
4. Bazı Twitter yazarlarının yazacaklarını stoklayıp sonradan yazdığını biliyoruz. Peki siz de yazacaklarınızı stokluyor musunuz yoksa anlık mı yazıyorsunuz?
Ablacım patates mi bu stoklayalım? Aklımıza geldikçe yazıyoruz işte. Zaten gündemle ilgili şakalı tweet yazmayı seven bir insan olarak stoklu tweet yazmak çok mantıksız olur. Düşünsenize derbi maçla ilgili tweet yazacağım ama yayınlamayıp stokluyorum. 3 ay sonra birden "böyle penaltı mı olur yea, Burak kendini yere attı!" yazıyorum. Tefe koyarlar adamı, report for spam'da boğarlar adamı.
5. Kitap çıkarmaya nasıl karar verdiniz? Çocukluk hayaliniz miydi yoksa Twitter’da yazmaya başlayınca mı ortaya çıktı bu fikir?
Çocukken tek hayalim köfte, patates bir de çarpışan arabaydı. Zaten çocukken kitap yazmayı hayal edecek çocuğu getirin dünyanın başına koyun yönetsin, yok öyle vizyonlu bir çocuk. İlk gençlik hayalimdi diyelim. Üniversitedeyken hayal ederdim. Hatta bir ara kitabı kendim bastırayım da dedim. Bunun için siteler var. Ciddi ciddi düşündüm bir ara. Lakin sonra Twitter sayesinde kendiliğinden gelişti her şey. Allah razı olsun Twitter, ver elini öpeyim abi.
6. Sosyal medya insanları bir arada tutarken aslında biraz da yalnızlaştırmıyor mu ? Size göre sosyal medyanın iyi ve kötü yanları neler?
Çok sosyal bir insanı yalnızlaştırabilirken, ultra asosyal bir insanı da sosyalleştirebilir. Ben de çok sosyal bir insan değilimdir. Toplasan hepi topu 3-4 arkadaşım vardı. Twitter sayesinde bu rakam 7-8 oldu ki benim için rekor. Ver bir daha elini öpeyim Twitter, sen ne bereketli ne süper bir siteymişsin.
7. Peki sizce sosyal medya ne için var?
Sosyal medya insanların sesini daha çok duyurmak için var, bir bakıma geleneksel medyaya alternatif olmak için var. Senin için var, benim için var, Ciguli için var, cidden ya nerede bu Ciguli?
Şu adresten de gazete formatında okuyabilirsiniz. https://www.facebook.com/acabagazetesi
“Sosyal medya senin için var, benim için var, Ciguli için var. Cidden ya nerede bu Ciguli?”
1. Çoğu insan sizi “Twitter fenomeni” olarak tanıyor. Peki gerçek mesleğiniz nedir?
İktisat mezunu bir insanım ama mezun olduğum yıl cumhuriyet tarihimizin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşadığımız için bırakın işe girmeyi, iş başvurusu bile yapmaya gerek duymadım. Zaten benimle aynı fakülteden mezun olan arkadaşlarım 1-2 sene iş aradılar ve sonunda neredeyse asgari ücretle işe girebildiler. Ben maddi açıdan biraz daha şanslıydım. Çünkü Sakıp Sabancı'nın öz torunuydum. Dedem sağ olsun İstiklalSa diye bir marketler zinciri açtı, tut dedi zincirin ucundan; tuttum zengin oldum. Şaka bir yana şansım baba mesleğinden geliyor. Ailecek işlettiğimiz 30 senelik bir spor mağazamız var. O yüzden hiç işsiz kalmadım. Ticaret çok zevkli bir meslek herkese tavsiye ederim. Bu arada yazdığım bazı kısa hikayeleri dizilerin senaryo ekiplerine gönderdim. Kullandıkları hikayelerden telif aldım; bu da bana ek gelir sağladı. Şimdi ise tamamen kitap serüvenine odaklandım, artık hikayelerimi kitabım için yazıyorum.
2. Twitter’da çoğu kullanıcı nick kullanıyor, siz ise kendi isminizi kullanıyorsunuz. Bunun nedeni kendinize olan güveniniz mi?
Güvenle alakası yok. Dikkat ederseniz nick gibi bir adım var. Zannedersem benimle beraber en fazla 45-50 İstiklaliz koskoca ülkede. O yüzden başım belaya girerse nick, girmezse kendi adım. Nick kullanan arkadaşların da mantıklı bir açıklaması var. Sanırım nicki bir kalkan, bir sigorta olarak kullanıyor bu arkadaşlar. E içinde bulunduğumuz şartları göz önünde bulundurursak epey de haklılar.
3. Bir yazı yazıyorsunuz ve Enter’a bastığınız anda bunu binlerce insan okuyor. Bu nasıl bir sorumluluk?
Yok ben Tweetle kısmına basıyorum, Enter'a basınca bir alt satıra geçiyor imleç. Lütfen bunları iyice araştırıp hazırlayalım sorularımızı. Böyle hazırlıksız böyle altyapısız röportaj mı olur?! Neymiş efendim Enter'a basınca binlerce insan okuyormuş da bu nasıl sorumlulukmuş bak bak… Bi dakka ya hakikatten öyle bir durum var dimi? Başım ağrıyor yazsam 80 bin kişi okuyor evet, dur ya heyecanlandım, işin bu kısmı tamamen aklımdan çıkmıştı. Elim ayağım titriyor bak, şimdi Enter'a basınca bu röportajı kaç kişi okuyacak acep, rakam verin bana rakam!
4. Bazı Twitter yazarlarının yazacaklarını stoklayıp sonradan yazdığını biliyoruz. Peki siz de yazacaklarınızı stokluyor musunuz yoksa anlık mı yazıyorsunuz?
Ablacım patates mi bu stoklayalım? Aklımıza geldikçe yazıyoruz işte. Zaten gündemle ilgili şakalı tweet yazmayı seven bir insan olarak stoklu tweet yazmak çok mantıksız olur. Düşünsenize derbi maçla ilgili tweet yazacağım ama yayınlamayıp stokluyorum. 3 ay sonra birden "böyle penaltı mı olur yea, Burak kendini yere attı!" yazıyorum. Tefe koyarlar adamı, report for spam'da boğarlar adamı.
5. Kitap çıkarmaya nasıl karar verdiniz? Çocukluk hayaliniz miydi yoksa Twitter’da yazmaya başlayınca mı ortaya çıktı bu fikir?
Çocukken tek hayalim köfte, patates bir de çarpışan arabaydı. Zaten çocukken kitap yazmayı hayal edecek çocuğu getirin dünyanın başına koyun yönetsin, yok öyle vizyonlu bir çocuk. İlk gençlik hayalimdi diyelim. Üniversitedeyken hayal ederdim. Hatta bir ara kitabı kendim bastırayım da dedim. Bunun için siteler var. Ciddi ciddi düşündüm bir ara. Lakin sonra Twitter sayesinde kendiliğinden gelişti her şey. Allah razı olsun Twitter, ver elini öpeyim abi.
6. Sosyal medya insanları bir arada tutarken aslında biraz da yalnızlaştırmıyor mu ? Size göre sosyal medyanın iyi ve kötü yanları neler?
Çok sosyal bir insanı yalnızlaştırabilirken, ultra asosyal bir insanı da sosyalleştirebilir. Ben de çok sosyal bir insan değilimdir. Toplasan hepi topu 3-4 arkadaşım vardı. Twitter sayesinde bu rakam 7-8 oldu ki benim için rekor. Ver bir daha elini öpeyim Twitter, sen ne bereketli ne süper bir siteymişsin.
7. Peki sizce sosyal medya ne için var?
Sosyal medya insanların sesini daha çok duyurmak için var, bir bakıma geleneksel medyaya alternatif olmak için var. Senin için var, benim için var, Ciguli için var, cidden ya nerede bu Ciguli?
23 Ekim 2012 Salı
Röportaja Gel!
Röportajı yapan: Fırat Özdemir Neresi için yaptı: www.themagazinnews.com sitesi için. Niye yaptı:Valla bilmiyorum belki canı filan sıkılmıştır.
1)Merhabalar. Öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz?
Ben İstiklal Akarsu…evet..bu kadar.
2)Twitter’da fenomen olmanızı daha çok nerelere bağlıyorsunuz?
Fenomen olmamı Sosyal Medya adlı programa bağlıyorum, o program gitti çok takipçili bir tivitçiye Twitter Fenomeni dedi, deyiş o deyiş, fenomen aşağı, fenomen yukarı, naber fenomen, hayırdır fenomen, borç versene fenomen, saat kaç fenomen.
3)Sosyal Medya’da bu kadar popüler bir kişilik haline gelmeniz; kayıt olduğunuz zaman hiç aklınıza gelmiş miydi? Hedefleriniz var mıydı bu yönde?
Kayıt olurken bu kadar popüler olacağım hiç aklıma gelmedi, ama kayıt olduktan 3-4 dakika sonra hafif bi aklıma geldi. Böyle yaklaşık 5-10 dakika durdu bu aklımda, vay ben popüler mi olacağım, vay televizyonlara mı çıkacağım, vay popom mu kalkacak, vay anamı babamı arkadaşımı tanımayacak mıyım, hepsini geçtim artık bakkala veresiye yazdırmayacak mıyım diye bi 10 dakika filan düşündüm..sonra geçti. Kayıt olurken çok büyük hedeflerim vardı, ulan şu kayıt işlemi bitsin de gidip hemen üstümü başımı değiştireyim akşam halısaha maçım var demiştim.
4)Espiritüel bir kişiliğe sahip olduğunuzu biliyor bütün takipçileriniz. Bu kadar esprili olmayı neye veya nelere bağlıyorsunuz?
Çok iyi bir şey değil bu özellik, bak kaç soru oldu bi ciddi cevap veremedim, sıçarım ben böyle espritüel kişiliğe, bundan sonraki sorulara çok ciddi cevaplar vermek istiyorum. Yılların espritüel kişliğine elveda diyorum.
5)Eğer siz “Fenomenlik” kelimesini kendi cümleleriniz ile anlatmak isteseydiniz, nasıl anlatırdınız?
Çok takipçisi olan, şakalı, tespitli tivitler yazan, gündemle dalgasını geçen, arada sağa sola laf sokan, arada sağdan soldan laf yiyen, sonra sağa sola bi daha laf sokan, sonra sağdan soldan böyle taşlı sopalı geldiler abi, camı çerçeveyi indirdiler, yaktın beni fenomenlik, ben yazmadım kuzenim yazmış ulann!
6)“Bir Alex Değilim” kitabını yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
Kendimi bildim bileli bir kitap yazmak istiyordum. Tahminen kendimi lise 2'den itibaren bildiğimi farz edersek epey bir süredir bu istek vardı içimde. Lise 2'den öncesini hiç sormayın karanlık bir dönem o dönem, sivilciler, hormonlar, libidolar bir savaş veriyor bünyede. Lise 2'den itibaren böyle küçük küçük hikayeler yazmaya başladım. Önce arkadaş çevresinde, sonra Facebook'ta akraba çevresinde paylaştım bu hikayeleri. Olumlu tepkiler geldi. Sonra blog açtım oraya yazdım. Sonra Twitter geldi, buradaki binlerce arkadaşla yeni hikayelerimi paylaştım. Sağolsunlar beğendiler, çok güzel tepkiler aldım. Kitap olayı da buradaki popülerlik sayesinde gerçekleşti diyebilirim.
7)Kitabınızın satışlarının oldukça iyi olduğu ortada. Bu satışların iyi olması, 2. Kitabın geleceği anlamına gelir mi?
Satışlar fena değil gibi, 7 ayda 4. baskı çıktı. İnşallah böyle gider. Bu satışların iyi olması 2. kitabın çıkacağı anlamına gelmiyor maalesef, satışlar o kadar yüksek ki direkt 4. kitabı yazmamı istediler, ben de şaşkınım. Bir de kahve kafa yapar mı diye merak ettim bu röportajı cevaplarken, iki bardak kahve içtim kayış gevşedi gibi sanki benim, hayırlısı olsun deyip bi sonraki soruya geçeyim.
8)Kitabınızın içeriği hakkında ufak bir bilgi paylaşımında bulunur musunuz?
Yaşadığım komik hikayeler diyelim. Hayatımın değişik zaman dilimlerinden hikayeler var. Yani ilkokuldan da hikaye var, şimdiki zamandan da. Bazı olayları olduğu gibi yazdım, bazılarının sonunu olmasını istediğim gibi değiştirdim. Sonuçta çok samimi bir kitap oldu, hatta o kadar samimi ki şımardı kitap. Arada el hareketi filan çekiyor şerefsiz. İlk iki baskı böyle naif, ağırbaşlı da 3. baskı hafif şımarık ama bu son çıkan 4. baskı tam bir artist, tam bir puşt. Eli ayağı durmuyor gerzeğin.
9)Sizce Sosyal Medya’nın günümüzdeki önemi ve değeri nedir? Anlatır mısınız biraz?
Konvensiyonel medyada(bak bak laflara bak konvensiyonel medyaymış, anlamından dahi emin olamadım açtım bi de google'dan baktım, tam bir çakalım) sesini duyuramayan bir çok insana ilaç oldu sosyal medya. Biliyorsunuz gazeteler kapılmış, köşeler tutulmuş, buralara girmek artık yetenekten ziyade torpil ve şans istiyor. Ayrıca geleneksel medya tam anlamıyla bağımsız değil, hadi kıvırmayalım hiç bağımsız değil. Sosyal Medya ise -şimdilik- bağımsız ve güdümsüz. O yüzden benim için çok değerli bir mecra bu, herkes de değerini bilsin diyorum, aslansın kaplansın sosyal medya diyerek bitiriyorum.
10)Hobileriniz nelerdir ve bir günde neler yaparsınız genel olarak?
Belki çok klasik olacak ama boş zamanlarımda oturuyorum, hobi olarak da arada kalkıp sağa sola bakıyorum.
11)Son olarak; bu güzel röpörtajı bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz. The Magazin News okurlarına ne söylemek istersiniz?
Oğlum sen soruları bana toptan yolladın ben de sırasıyla cevaplıyorum, nereden biliyorsun güzel bir röportaj olduğunu, belki sıçtım sıvadım ben. Yok la iyi oldu, güzel oldu, geleneksel medyanın aksine rahat rahat yazdım buraya, al sana sosyal medyanın bir farkı daha.
1)Merhabalar. Öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz?
Ben İstiklal Akarsu…evet..bu kadar.
2)Twitter’da fenomen olmanızı daha çok nerelere bağlıyorsunuz?
Fenomen olmamı Sosyal Medya adlı programa bağlıyorum, o program gitti çok takipçili bir tivitçiye Twitter Fenomeni dedi, deyiş o deyiş, fenomen aşağı, fenomen yukarı, naber fenomen, hayırdır fenomen, borç versene fenomen, saat kaç fenomen.
3)Sosyal Medya’da bu kadar popüler bir kişilik haline gelmeniz; kayıt olduğunuz zaman hiç aklınıza gelmiş miydi? Hedefleriniz var mıydı bu yönde?
Kayıt olurken bu kadar popüler olacağım hiç aklıma gelmedi, ama kayıt olduktan 3-4 dakika sonra hafif bi aklıma geldi. Böyle yaklaşık 5-10 dakika durdu bu aklımda, vay ben popüler mi olacağım, vay televizyonlara mı çıkacağım, vay popom mu kalkacak, vay anamı babamı arkadaşımı tanımayacak mıyım, hepsini geçtim artık bakkala veresiye yazdırmayacak mıyım diye bi 10 dakika filan düşündüm..sonra geçti. Kayıt olurken çok büyük hedeflerim vardı, ulan şu kayıt işlemi bitsin de gidip hemen üstümü başımı değiştireyim akşam halısaha maçım var demiştim.
4)Espiritüel bir kişiliğe sahip olduğunuzu biliyor bütün takipçileriniz. Bu kadar esprili olmayı neye veya nelere bağlıyorsunuz?
Çok iyi bir şey değil bu özellik, bak kaç soru oldu bi ciddi cevap veremedim, sıçarım ben böyle espritüel kişiliğe, bundan sonraki sorulara çok ciddi cevaplar vermek istiyorum. Yılların espritüel kişliğine elveda diyorum.
5)Eğer siz “Fenomenlik” kelimesini kendi cümleleriniz ile anlatmak isteseydiniz, nasıl anlatırdınız?
Çok takipçisi olan, şakalı, tespitli tivitler yazan, gündemle dalgasını geçen, arada sağa sola laf sokan, arada sağdan soldan laf yiyen, sonra sağa sola bi daha laf sokan, sonra sağdan soldan böyle taşlı sopalı geldiler abi, camı çerçeveyi indirdiler, yaktın beni fenomenlik, ben yazmadım kuzenim yazmış ulann!
6)“Bir Alex Değilim” kitabını yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
Kendimi bildim bileli bir kitap yazmak istiyordum. Tahminen kendimi lise 2'den itibaren bildiğimi farz edersek epey bir süredir bu istek vardı içimde. Lise 2'den öncesini hiç sormayın karanlık bir dönem o dönem, sivilciler, hormonlar, libidolar bir savaş veriyor bünyede. Lise 2'den itibaren böyle küçük küçük hikayeler yazmaya başladım. Önce arkadaş çevresinde, sonra Facebook'ta akraba çevresinde paylaştım bu hikayeleri. Olumlu tepkiler geldi. Sonra blog açtım oraya yazdım. Sonra Twitter geldi, buradaki binlerce arkadaşla yeni hikayelerimi paylaştım. Sağolsunlar beğendiler, çok güzel tepkiler aldım. Kitap olayı da buradaki popülerlik sayesinde gerçekleşti diyebilirim.
7)Kitabınızın satışlarının oldukça iyi olduğu ortada. Bu satışların iyi olması, 2. Kitabın geleceği anlamına gelir mi?
Satışlar fena değil gibi, 7 ayda 4. baskı çıktı. İnşallah böyle gider. Bu satışların iyi olması 2. kitabın çıkacağı anlamına gelmiyor maalesef, satışlar o kadar yüksek ki direkt 4. kitabı yazmamı istediler, ben de şaşkınım. Bir de kahve kafa yapar mı diye merak ettim bu röportajı cevaplarken, iki bardak kahve içtim kayış gevşedi gibi sanki benim, hayırlısı olsun deyip bi sonraki soruya geçeyim.
8)Kitabınızın içeriği hakkında ufak bir bilgi paylaşımında bulunur musunuz?
Yaşadığım komik hikayeler diyelim. Hayatımın değişik zaman dilimlerinden hikayeler var. Yani ilkokuldan da hikaye var, şimdiki zamandan da. Bazı olayları olduğu gibi yazdım, bazılarının sonunu olmasını istediğim gibi değiştirdim. Sonuçta çok samimi bir kitap oldu, hatta o kadar samimi ki şımardı kitap. Arada el hareketi filan çekiyor şerefsiz. İlk iki baskı böyle naif, ağırbaşlı da 3. baskı hafif şımarık ama bu son çıkan 4. baskı tam bir artist, tam bir puşt. Eli ayağı durmuyor gerzeğin.
9)Sizce Sosyal Medya’nın günümüzdeki önemi ve değeri nedir? Anlatır mısınız biraz?
Konvensiyonel medyada(bak bak laflara bak konvensiyonel medyaymış, anlamından dahi emin olamadım açtım bi de google'dan baktım, tam bir çakalım) sesini duyuramayan bir çok insana ilaç oldu sosyal medya. Biliyorsunuz gazeteler kapılmış, köşeler tutulmuş, buralara girmek artık yetenekten ziyade torpil ve şans istiyor. Ayrıca geleneksel medya tam anlamıyla bağımsız değil, hadi kıvırmayalım hiç bağımsız değil. Sosyal Medya ise -şimdilik- bağımsız ve güdümsüz. O yüzden benim için çok değerli bir mecra bu, herkes de değerini bilsin diyorum, aslansın kaplansın sosyal medya diyerek bitiriyorum.
10)Hobileriniz nelerdir ve bir günde neler yaparsınız genel olarak?
Belki çok klasik olacak ama boş zamanlarımda oturuyorum, hobi olarak da arada kalkıp sağa sola bakıyorum.
11)Son olarak; bu güzel röpörtajı bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz. The Magazin News okurlarına ne söylemek istersiniz?
Oğlum sen soruları bana toptan yolladın ben de sırasıyla cevaplıyorum, nereden biliyorsun güzel bir röportaj olduğunu, belki sıçtım sıvadım ben. Yok la iyi oldu, güzel oldu, geleneksel medyanın aksine rahat rahat yazdım buraya, al sana sosyal medyanın bir farkı daha.
27 Temmuz 2012 Cuma
Bi Röportaj
Sevgili Zekeriya Ünal "nam-ı diğer camadam" Medya Galaksisi okurları için sordu ben de klimalı ortamda rahat rahat yaya yaya yanıtladım..buyroon efenim!
Sevgili abi, seni "gözleri kahve, göbeği bombe, baldırı flörtöz" bir "Twitter fenomeni" olarak biliyoruz, okuyoruz, sayıp-seviyoruz. Kendin hakkında az biraz daha ayrıntıya girebilir misin?
Gözlerimden göbeğime, o da yetmemiş baldırıma kadar ayrıntıya girmişim, size özelimi açmışım sen hala tutmuş "abi biraz daha ayrıntıya gir" diyorsun, daha ne kadar ayrıntıya gireyim, maksadın ne açık konuş. Dur la asabi başlangıç yaptık ropörtaja. Valla ben de kendi hakkımda bu kadarını biliyorum, yanaklarım da hafif elmadır, sonra gıdım var, başka..başka da bir şey yok.
Neredeyse her gün, evde, ofiste senin tweetlerini "anıra anıra" gülerek okuyoruz. "adam yazıyo yea!" diyoruz. Peki sen ne zaman ve nasıl yazmaya başladın?
Abartmayalım, mümkünse insan gibi gülelim, sen anır diye yazmıyorum ben tivitleri, eşek başı mı var karşında! Bi fırça bi normal açıklama derken manyağa döneceksin ama sen istedin bu ropörtajı. Görmemişin röportajı olmuş tutmuş içine sıçmış afedersin ama toparlayacam dur. Ben ilk olarak orta 2. sınıfta yazmaya başladım. O zaman Türkçe derslerimizde haftada 2 saati kompozisyona ayırıyorduk. Öğretmenimiz en beğendiği kompozisyonu sınıfa okuyordu. Bu da sınıfta bir rekabet doğurdu, Tolstoy'dan Dostoyevski'den araklayıp getirenler oldu o kadarını söyleyeyim. Ben kendi iç dünyamı yazıyordum, okuldaki durumları filan, ama bir boka benzemiyordu, hoca beğenmiyordu. Bir gün yazdığım kompozisyonun en altına "öğretmek istemeyen bir öğretmen ve öğrenmek istemeyen bir öğrenci yoktur" yazdım. Hayatımdaki ilk özlü sözüm oldu. Öğretmenimiz beğendi, kartona yazdırıp sınıfın duvarına astı, sınıfın fenomeni oldum, kıskanıp kartonu yırtanlar oldu, tekrar yazıp astım. Şimdi düşünüyorum da mal gibi bi sözmüş, hoca bizi susuz yemiş.
Her gün her gün bu esprileri nasıl bulabiliyorsun? Birdenbire mi geliyor yoksa üzerinde bir süre düşünüyor musun?
Ben öyle stoklu yazmıyorum, Twitter'a giriyorum, arkadaşların yazdıklarını okuyorum eğleniyorum. Sonra dur bi tane de ben yazayım diyorum, anlık aklıma geliyor, ön hazırlık yapmam. Zaten normal hayatta da anı yaşayan biriyim, biraz rahatım. Her şeyi en son ana bırakmayı severim. Arabanın benzin ışığı yandıktan 20 kilometre sonra benzin alırım, toplantılara buluşmalara hep geç kalırım, soran olursa da İstanbul trafiğine bok atarım. Her şeyi ertelerim, yumurta kapıya dayanınca harekete geçerim. Bu huyumu çok değiştirmeye çalıştım ama olmadı, yok la hiç değiştirmeye çalışmadım böyle iyi, böyle mis.
İnsanlar sana ve diğer beğeniyle takip edilen Twitter kullanıcılarına "Fenomen" diyorlar. Sence "Twitter Fenomeni" olmak nedir?
Valla bu bizim dışımızda gelişen bir olay. Trt'de yayınlanan "Sosyal Medya" programında bir Twitter kullanıcısına -belki onun da haberi olmadan- yazdıkları bir yakıştırma sonucu ortaya çıkan bir etiket bu. İçeriğinde biraz alay var, biraz bıyık altından gülme var biraz hınzırlık var. Belki de kıyısından köşesinden geçemeyeceğimiz bir etiketi üzerimize yapıştırıp sonra kıkır kıkır gülmek var, çünkü fenomenlik öyle ha deyince olunacak bir şey değil. Ben olsam olsam Twitter fanisi olurum dedim hep, çünkü Twitter da bir gün popülerliğini kaybedecek ve bitecek…Sezen ablanın da dediği gibi, işte biz o gün tükeneceğiz!..hüzünlendim dur.
Bir Alex Değilim, Okuyan Us Yayınları'nın Dizüstü Edebiyat serisinden çıkan ilk kitabın. Kitap yazma olayına nasıl karar verdin?
Önce Blog yazmaya karar verdim. Çünkü 140 karakterin dışında da anlatmak istediğim hikayelerim vardı. Mikro blog olan Twitter'da bunu gerçekleştirmek imkansız tabi. Bir Blog açtım ve burada kısa hikayelerimi paylaştım. Hikayeler epey beğenildi, çok güzel geri dönüşler oldu. Bu kadar güzel dönüşlerin olması beni gaza getirdi. 2 haftada bir hikaye paylaştım blog'ta. Sonra bunlardan bir kitap çıkarma fikri doğdu. Önce ben teklif ettim, Cem Mumcu ile bağlantı kurdum, o da sağolsun kitap dosyasını istedi gönerdim. Lakin aylar geçti bir haber çıkmadı. Sonra bana başka yayınevlerinden başka teklifler gelmeye başladı, onları değerlendirdim. Sonunda başka bir yayınevine gitmeden önce Cem Mumcu'yu son bir kez aradım. Hocam ne oldu bizim iş dedim. 15 dakika içinde döneceğim olumlu ya da olmsuz dedi. Blogu okumuş, aradı tamamdır bizdesin dedi. Blogtan 18 hikaye seçtim, 10 adet de yeni hikaye yazdım ve Okuyan Us Yayınevi'yle kitap macerama başladım.
Bir Alex Değilim'de okuyuculara ne anlatıyorsun?
Çoğu başımdan geçen hikayeler. Yaşadığım komik olayları yazdım. %70'i gerçek %30'u kurgu diyebilirim. Kitapta akrabalardan ilkokula, mahalleden halısahaya kadar uzanan olaylar silsilesi var. Ben yazarken çok eğlendim, umarım okuyanlar da eğlenir, şimdiye kadar bana kitapla ilgili dönüşler çok güzel. Bu arada 2. kitabı da yarıladım, o da çok eğlenceli oluyor du bakalım.
Facebook'ta akrabalara ve okul arkadaşlarına espri yazarken bir arkadaşının tavsiyesiyle Twitter'a başlamışsın. Facebook ve Twitter arasındaki en önemli fark sence nedir? Ve ikisinden birini seçmek zorunda kalsan hangisini seçerdin?
Kesinlikle Twitter'ı seçerdim. Akraba ve arkadaşlarla dolu bir ortam da güzel olabilir ama benim gibi şakalar yazan, hikayeler yazan bir insan için iyi bir ortam değil Facebook. Kitabımın karakterleri zaten orada, neyi kime yazıyorsun?
Sosyal Medya'nın bugün geldiği konum ve önemi hakkında ne düşünüyorsun? Sence gerçekten "Yeni Medya Düzeni" bu mudur?
Giderek daha da güçlenen bir medya haline geldi. Hatta ana akım olan gazete ve tv'yi bile zorlamakta şu an. Gazeteden daha hızlı, Tv'den daha atak ve cesur bir mecra burası. Yeni Medya Düzeni demek biraz iddialı olur burası için. Yeni sosyalleşme, haberleşme düzeni diyebiliriz ama.
Sosyal Medya ne için var? Salt eğlenip gülmek için mi? Deşarj olmak için mi? "Ben de varım! Buradayım!" deme ihtiyacını gidermek için mi?
Sen en mantıklı üç nedeni söylemişsin zaten, eğleniyorum+gülüyorum+deşarj oluyorum+ben de varım la diyorum+bulamadım şimdi başka bir neden
Bir sohbetimizde "30 yıldır dünya beni s*klemedi, şimdi intikam vakti" demiştin. Bu sözünü biraz açar mısın? Dünya sence nasıl bir yer?
Oğlum DM'den yaptığımız sohbeti buraya niye taşıyorsun, ne ayaksın la sen, amacın ne?! Son bir kez atar yapayım seni bir kendine getireyim dedim korkma. Evet dünya acımasız, dünya şerefsiz, dünya puşt, en ufak açığımızda ağzımıza sıçacak kadar da çakal. Ama boşlukları zaafları da var bu dünyanın, işte o anları iyi kollamak lazım, bi boşluğunu yakalayıp idareyi ele almak lazım. Beni yıllarca oyaladı bu dünya, kitap yazmak istiyorum dünya kardeş dedim, hasiktir oradan güldürme la beni diye dalgasını geçti benle. Twitter benim için dünyanın boş bulunduğu bir an oldu, hop daldım oradan. Yazdım şakayı, yazdım aforizmayı, verdim hikayeyi. Ve en büyük dileğim olan kitabımı yazmayı başardım. Ne oldu la dünya, sen dön bakalım daha etrafında öyle mal mal, tipe bak!
Hayatta en bayıldığın şeyler ve en kıl olduğun şeyler?
Konu nereden nereye geldi be abicim. Böyle bir soru sorduğuna göre röportajın yavaş yavaş sonlarıne geliyoruz demektir. Hayatta en bayıldığım şeye imam benden önce bayıldı. Evet patlıcan yemeklerine bayılırım, özellikle patlıcan kebabı çok severim, ama yemeğin içinden kıl çıkarsa da kıl olurum deyip aşağıdaki soruya geçeyim.
Türkiye'nin ücra köşelerinde, fenomen olmak için ha babam tweet kasan Anadolu çocuklarına tavsiyelerin neler olur?
Bir durun, bir nefes alın, bi gidin elinizi yüzünüzü yıkayın, sonra tivit yazmaya devam!
Son olarak: Medya Galaksisi okurlarına neler söylemek istersin?
Medya Galaksisi okurları naber la?
Sevgili abi, seni "gözleri kahve, göbeği bombe, baldırı flörtöz" bir "Twitter fenomeni" olarak biliyoruz, okuyoruz, sayıp-seviyoruz. Kendin hakkında az biraz daha ayrıntıya girebilir misin?
Gözlerimden göbeğime, o da yetmemiş baldırıma kadar ayrıntıya girmişim, size özelimi açmışım sen hala tutmuş "abi biraz daha ayrıntıya gir" diyorsun, daha ne kadar ayrıntıya gireyim, maksadın ne açık konuş. Dur la asabi başlangıç yaptık ropörtaja. Valla ben de kendi hakkımda bu kadarını biliyorum, yanaklarım da hafif elmadır, sonra gıdım var, başka..başka da bir şey yok.
Neredeyse her gün, evde, ofiste senin tweetlerini "anıra anıra" gülerek okuyoruz. "adam yazıyo yea!" diyoruz. Peki sen ne zaman ve nasıl yazmaya başladın?
Abartmayalım, mümkünse insan gibi gülelim, sen anır diye yazmıyorum ben tivitleri, eşek başı mı var karşında! Bi fırça bi normal açıklama derken manyağa döneceksin ama sen istedin bu ropörtajı. Görmemişin röportajı olmuş tutmuş içine sıçmış afedersin ama toparlayacam dur. Ben ilk olarak orta 2. sınıfta yazmaya başladım. O zaman Türkçe derslerimizde haftada 2 saati kompozisyona ayırıyorduk. Öğretmenimiz en beğendiği kompozisyonu sınıfa okuyordu. Bu da sınıfta bir rekabet doğurdu, Tolstoy'dan Dostoyevski'den araklayıp getirenler oldu o kadarını söyleyeyim. Ben kendi iç dünyamı yazıyordum, okuldaki durumları filan, ama bir boka benzemiyordu, hoca beğenmiyordu. Bir gün yazdığım kompozisyonun en altına "öğretmek istemeyen bir öğretmen ve öğrenmek istemeyen bir öğrenci yoktur" yazdım. Hayatımdaki ilk özlü sözüm oldu. Öğretmenimiz beğendi, kartona yazdırıp sınıfın duvarına astı, sınıfın fenomeni oldum, kıskanıp kartonu yırtanlar oldu, tekrar yazıp astım. Şimdi düşünüyorum da mal gibi bi sözmüş, hoca bizi susuz yemiş.
Her gün her gün bu esprileri nasıl bulabiliyorsun? Birdenbire mi geliyor yoksa üzerinde bir süre düşünüyor musun?
Ben öyle stoklu yazmıyorum, Twitter'a giriyorum, arkadaşların yazdıklarını okuyorum eğleniyorum. Sonra dur bi tane de ben yazayım diyorum, anlık aklıma geliyor, ön hazırlık yapmam. Zaten normal hayatta da anı yaşayan biriyim, biraz rahatım. Her şeyi en son ana bırakmayı severim. Arabanın benzin ışığı yandıktan 20 kilometre sonra benzin alırım, toplantılara buluşmalara hep geç kalırım, soran olursa da İstanbul trafiğine bok atarım. Her şeyi ertelerim, yumurta kapıya dayanınca harekete geçerim. Bu huyumu çok değiştirmeye çalıştım ama olmadı, yok la hiç değiştirmeye çalışmadım böyle iyi, böyle mis.
İnsanlar sana ve diğer beğeniyle takip edilen Twitter kullanıcılarına "Fenomen" diyorlar. Sence "Twitter Fenomeni" olmak nedir?
Valla bu bizim dışımızda gelişen bir olay. Trt'de yayınlanan "Sosyal Medya" programında bir Twitter kullanıcısına -belki onun da haberi olmadan- yazdıkları bir yakıştırma sonucu ortaya çıkan bir etiket bu. İçeriğinde biraz alay var, biraz bıyık altından gülme var biraz hınzırlık var. Belki de kıyısından köşesinden geçemeyeceğimiz bir etiketi üzerimize yapıştırıp sonra kıkır kıkır gülmek var, çünkü fenomenlik öyle ha deyince olunacak bir şey değil. Ben olsam olsam Twitter fanisi olurum dedim hep, çünkü Twitter da bir gün popülerliğini kaybedecek ve bitecek…Sezen ablanın da dediği gibi, işte biz o gün tükeneceğiz!..hüzünlendim dur.
Bir Alex Değilim, Okuyan Us Yayınları'nın Dizüstü Edebiyat serisinden çıkan ilk kitabın. Kitap yazma olayına nasıl karar verdin?
Önce Blog yazmaya karar verdim. Çünkü 140 karakterin dışında da anlatmak istediğim hikayelerim vardı. Mikro blog olan Twitter'da bunu gerçekleştirmek imkansız tabi. Bir Blog açtım ve burada kısa hikayelerimi paylaştım. Hikayeler epey beğenildi, çok güzel geri dönüşler oldu. Bu kadar güzel dönüşlerin olması beni gaza getirdi. 2 haftada bir hikaye paylaştım blog'ta. Sonra bunlardan bir kitap çıkarma fikri doğdu. Önce ben teklif ettim, Cem Mumcu ile bağlantı kurdum, o da sağolsun kitap dosyasını istedi gönerdim. Lakin aylar geçti bir haber çıkmadı. Sonra bana başka yayınevlerinden başka teklifler gelmeye başladı, onları değerlendirdim. Sonunda başka bir yayınevine gitmeden önce Cem Mumcu'yu son bir kez aradım. Hocam ne oldu bizim iş dedim. 15 dakika içinde döneceğim olumlu ya da olmsuz dedi. Blogu okumuş, aradı tamamdır bizdesin dedi. Blogtan 18 hikaye seçtim, 10 adet de yeni hikaye yazdım ve Okuyan Us Yayınevi'yle kitap macerama başladım.
Bir Alex Değilim'de okuyuculara ne anlatıyorsun?
Çoğu başımdan geçen hikayeler. Yaşadığım komik olayları yazdım. %70'i gerçek %30'u kurgu diyebilirim. Kitapta akrabalardan ilkokula, mahalleden halısahaya kadar uzanan olaylar silsilesi var. Ben yazarken çok eğlendim, umarım okuyanlar da eğlenir, şimdiye kadar bana kitapla ilgili dönüşler çok güzel. Bu arada 2. kitabı da yarıladım, o da çok eğlenceli oluyor du bakalım.
Facebook'ta akrabalara ve okul arkadaşlarına espri yazarken bir arkadaşının tavsiyesiyle Twitter'a başlamışsın. Facebook ve Twitter arasındaki en önemli fark sence nedir? Ve ikisinden birini seçmek zorunda kalsan hangisini seçerdin?
Kesinlikle Twitter'ı seçerdim. Akraba ve arkadaşlarla dolu bir ortam da güzel olabilir ama benim gibi şakalar yazan, hikayeler yazan bir insan için iyi bir ortam değil Facebook. Kitabımın karakterleri zaten orada, neyi kime yazıyorsun?
Sosyal Medya'nın bugün geldiği konum ve önemi hakkında ne düşünüyorsun? Sence gerçekten "Yeni Medya Düzeni" bu mudur?
Giderek daha da güçlenen bir medya haline geldi. Hatta ana akım olan gazete ve tv'yi bile zorlamakta şu an. Gazeteden daha hızlı, Tv'den daha atak ve cesur bir mecra burası. Yeni Medya Düzeni demek biraz iddialı olur burası için. Yeni sosyalleşme, haberleşme düzeni diyebiliriz ama.
Sosyal Medya ne için var? Salt eğlenip gülmek için mi? Deşarj olmak için mi? "Ben de varım! Buradayım!" deme ihtiyacını gidermek için mi?
Sen en mantıklı üç nedeni söylemişsin zaten, eğleniyorum+gülüyorum+deşarj oluyorum+ben de varım la diyorum+bulamadım şimdi başka bir neden
Bir sohbetimizde "30 yıldır dünya beni s*klemedi, şimdi intikam vakti" demiştin. Bu sözünü biraz açar mısın? Dünya sence nasıl bir yer?
Oğlum DM'den yaptığımız sohbeti buraya niye taşıyorsun, ne ayaksın la sen, amacın ne?! Son bir kez atar yapayım seni bir kendine getireyim dedim korkma. Evet dünya acımasız, dünya şerefsiz, dünya puşt, en ufak açığımızda ağzımıza sıçacak kadar da çakal. Ama boşlukları zaafları da var bu dünyanın, işte o anları iyi kollamak lazım, bi boşluğunu yakalayıp idareyi ele almak lazım. Beni yıllarca oyaladı bu dünya, kitap yazmak istiyorum dünya kardeş dedim, hasiktir oradan güldürme la beni diye dalgasını geçti benle. Twitter benim için dünyanın boş bulunduğu bir an oldu, hop daldım oradan. Yazdım şakayı, yazdım aforizmayı, verdim hikayeyi. Ve en büyük dileğim olan kitabımı yazmayı başardım. Ne oldu la dünya, sen dön bakalım daha etrafında öyle mal mal, tipe bak!
Hayatta en bayıldığın şeyler ve en kıl olduğun şeyler?
Konu nereden nereye geldi be abicim. Böyle bir soru sorduğuna göre röportajın yavaş yavaş sonlarıne geliyoruz demektir. Hayatta en bayıldığım şeye imam benden önce bayıldı. Evet patlıcan yemeklerine bayılırım, özellikle patlıcan kebabı çok severim, ama yemeğin içinden kıl çıkarsa da kıl olurum deyip aşağıdaki soruya geçeyim.
Türkiye'nin ücra köşelerinde, fenomen olmak için ha babam tweet kasan Anadolu çocuklarına tavsiyelerin neler olur?
Bir durun, bir nefes alın, bi gidin elinizi yüzünüzü yıkayın, sonra tivit yazmaya devam!
Son olarak: Medya Galaksisi okurlarına neler söylemek istersin?
Medya Galaksisi okurları naber la?
18 Kasım 2011 Cuma
Twitter’da Yüksek Takipçi Sayısına Ulaşmanın Yolları

-Öncelikle bu işe gönül vermelisiniz, aşkla yazmalısınız, hastası olmalısınız Twitter’ın. Misal bi mention aldığınızda yüreğiniz pır pır etmeli, dm geldiğinde soğuk terler dökmeli, rt edildiğinizde heyecandan olduğunuz yere yığılmalısınız.
-Twitter’ı hayatınızın merkezine koymalısınız. Onun dışında her şey size teferruat gibi gelmeli. Misal çok yakın bir arkadaşınızın nikahı var ama o gün ülke gündemi çok yoğun, çok güzel tatlı tatlı tivitler yazılıyor, retweet’te tulum çıkartılıyor. “Yemişim arkadaşı da nikahı da, zaten evlendiği kişiyi de hiç sevmem, tipe bak, tipsiz, bugünü mü buldunuz lan evlenecek, bi de işin yoksa git çeyrek tak, siktirsin gitsin bana mı sordu lan evlenirken” diye yalandan gider yapmalısınız. Tutan tivit her şeyden önemlidir. Bir arkadaş gider diğeri gelir.
-Ünlülere bol bol mention göndermelisiniz, ünlü günaydın mı diyor, “sana da karçiçeğim", “en aydın sana olsun mor menekşem” diye yalaka mesajlar göndermelisiniz. Olur da ünlüden bir mention gelirse yaşadınız, hemen RT etmelisiniz. Hele hele sizi övdü mü Allah Allah! Dünya alem duymalı bunu, screen shotlar alıp yayınlamalısınız, kağıda basıp odanızın duvarına asmalısınız, hatta mili eğitim bakanlığına başvurup müfredata aldırmalısınız bu övgüyü. Koskoca Demet Akalın “çhoK TatLisin yea” demiş boru değil, Twitter’ın Nobel ödülü gibi bir şeydir bu.
-Güzel tespit yazabiliyorsanız hiç durmayın hemen sıralayın ama “diş macununu ortadan sıkınca ne kadar kötü di mi yea” tarzında angut tespitler yazacaksınız hiç girmeyin tespit olayına, yüksek takipçiyi bırak, arkadaşın kankan bile bırakır takibi, sıfır takipçiyle yumurta gibi kalırsın ortalıkta.
-Yumurta demişken, avatar fotosu çok önemli. Tipin düzgünse, amiyane tabirle giderin varsa, fotoşop desteğini de arkana alarak avatarına kendi fotonu koyabilirsin. Yakışıklılık veya güzellik her daim prim yapar Twitter’da. Ha tipsizin önde gideniysen, nefes alsın yeter kıvamındaysan da üzülme, koy bi ünlünün fotosunu, algıda şaşırt takipçiyi. O zaman yazdığın tivitler mal gibi olsa bile sırf o güzelliğin yakışıklılığın yüzü suyu hürmetine seni takip edeceklerdir.
-Baktınız güzel tivitler yazamıyorsunuz, şaka sizde hiç yok, yaptığınız en büyük şaka, -adın ne? –murat –koyiim de tur at ehehehehe! İse üzülmeyin. İyi şaka yapmak her şey demek değildir, şaka lan her şey tabi, nah takipçi gelir size, git ağla hadi git!
-Ağlama lan gel buraya, yuh sümüğe bak. Derseniz ki bende mizah yok ama tesadüfe bakın ki karakter de yok, yaşadınız. Karaktersizseniz size her yol mubah. Tutmuş her tiviti copy-paste yapın yayınlayın. Bir çok kişi farkında olmayacak hırsız olduğunuzun, ha arada niye çalıyorsun lan RT etsene diyenlere kulak asmayın, onlar karakterli olanlardır, sayıları azdır.
-Yav ben karaktersizim ama sanki biraz da zeki gibiyim, ne yapayım derseniz, tutan her tivitin, misal 100+ rt alan her tivitin varyasyonunu yazabilirsin. Bu sayede fenomen bile olman işten değil.
-“Yüzlerce şakalı tivit yazacağıma bi soyunurum, binlerce takipçiyi cebime korum”, dediğinizi duyar gibiyim, o zaman siz de bunu duyun, nah koyarsınız!! Bi kere o göbekle, o gıdıyla nereye soyunuyorsun, hem sadece soyunmak yetmiyor, bi de az ünlü ya da çaptan düşmüş eski ünlü olman lazım. Soyunmak bu işin finali, son raddesi, unut o işi, sadece sevdiceğin için soyun, bi de banyoda soyun, bi duş al rahatla.
-Yav İstiklalcim bizim asıl amacımız kız bulmak, hatun düşürmek, karşı cinsi etkilemek, memeye dokunmak, bacağı ellemek. Yoksa yemişim yüksek takipçi sayısını, tivit çalmayı, şakalı tivit yazmayı,soyunmayı. Bak senin binlerce takipçin var, çıkıyor mu ekmek sen onu söyle derseniz. Normal ekmeği geçtim, kepekli ekmeği unuttum, lavaş ekmek bile görmedim arkadaşlar. Binlerce takipçiyle abi kardeş olduk, gülüyoruz eğleniyoruz akşam olduğunda bildiğin sap gibi, aynı bi mal gibi yatağımızda uyuyoruz. Onun için Facebook yalan, Twitter dolan, tek gerçek sokaklar, çık dışarı hemen, memeye dokun, baldıra yaslan.
8 Eylül 2011 Perşembe
İlk Röportaj (Ankara Life Dergisi)

1. Twitter’da kendi isminizle yer alıyorsunuz, peki İstiklal Akarsu kimdir?
Evet kendi ismim ama sıkıştığımda “İstiklal diye isim mi olur kardeşim, nick la bu!” diyeceğim minvalde bir isim İstiklal. Bana bu manevra alanını sağladığı için babama sonsuz teşekkürlerimi sunarım, çünkü isim babam kendi babam.
İstiklal Akarsu kimdir deyince bi panik oldum, öyle sorunca sanki bir başkası gibiymiş gibi geldi. Ben kendi kendimi anlatmayı sevmem, insanı en iyi bir başkası tanımlar deyip sözü anneanneme bırakıyorum. İstiklal Akarsu kimdir anneanne?
-tornum benim
-anneanne biraz aç istersen, yani nasıl bir insan İstiklal Akarsu?
-aynı ben.
-yani?
-çatlak!
-yaktın beni anneanne.
-bas git!
2. Sosyal medya hayatınızın ne kadarını kapsıyor, anlatır mısınız?
-Twitter %25, Facebook %14, Google+ % 3.
Verilerden de anlaşılacağı üzere hayatımın hatırı sayılır bir bölümünü kapsıyor sosyal medya. Lakin yine verilerden hareket edecek olursak daha %58’lik boş yer de var hayatımda. O kısmı da arkadaşlarla halısaha maçıyla, dostlarla brunchta, kızlarla havuzda(bu kısım temenni), komşularla apartman toplantısında doldurmaya çalışıyorum.
3. Ünlülerden daha çok takipçiniz oluyor, peki bu ilgi, bu merak bir gün yok olur diye korkuyor musunuz?
-Evet siz sorunca baktım, Ankaralı Namık’tan bile fazla takipçim var, gerçi kendisi henüz Twitter’a girmemiş ama olsun, enteresan şeyler bunlar. Bu ilgi bir gün yok olur diye korkmuyorum, çünkü bu ilgi bir gün yoktu zaten. Twitter’dan önce de vardı ilgi, yazdıklarımı facebook’ta paylaşıyordum. Orada da teyzem beğeniyor, kuzenim dürtüyor, eniştem ise “bu ne la” diye yorum yazıyordu, ilgi alaka lokal ve az da olsa hep vardı yani.
4. Artık eylemciler bile internet üzerinden ayaklanıp, ülkenin kaderini değiştirebiliyor.
Hayatımızda bu denli etkisi olan sosyal medyanın sizdeki değeri nedir?
Biz de 10 ilkokul arkadaşı olarak Facebook üzerinden ayaklanıp ilkokul öğretmenimizi ziyarete gittik, ülkenin değil ama öğretmenimizin kaderini değiştirdik. Hayatında yapmadığı kadar börek, çörek, kek, sarma, kısır, çay, kahve yapmak zorunda kaldı hocamız. Hay ben bu facebook’u bulanın yedi sülalesini diye içinden geçirmiştir mutlaka.
5. Yazdıklarınız çoğumuzun, “Bunu ben söylemeliydim” dediği yazılar yani bir bakıma herkesin aklından geçen ama söylemeye cesaret edemediği şeyleri dile getiriyorsunuz, bu cesaret nereden geliyor?
Bu sorunun muhatabı ben değilim sanırım, sanki başkasına sormuşsunuz da o cevaplamayınca “soru boşa gitmesin yazık, İstiklal’e sorayım da mundar olmasın bari” demiş gibisiniz. Çünkü benim tivitlerim “bunu ben söylemeliydim” tarzında değil pek, insanların söylemeye cesaret edemediği bir tarzım ise hiç yok. Misal şöyle bir tivit yazmışım “National Geographic Tv'de 2 saat belgeselini izlediğim kuşu Yaban Tv'de 20 saniyede vurdular”. Şimdi bu aklınıza geldi diyelim, kendinizde cesaret bulamaz mısınız yazmaya, vurulan kuş gagalamaya mı gelecek sizi? Bi de bir şey söylemek istiyorum, bu benim ilk röportajım çok heyecanlandım şu an, ama geçti şimdi de, evet diğer soruyu alayım(hatta bırak heyecanı hafif şımardım gibi, diğer soruyu alayım ne lan?!)
6. Kimlikleri belli olmadan yazan ve binlerce takipçisi olan insanlar da var. Siz neden gizlenmeyi tercih etmediniz, onların bu tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Başta da dediğim gibi ismim her an “bu ben değilim takma isim la o” denilecek cinsten, o yüzden rahatım ama o arkadaşlara da saygı duyuyorum. Sonuçta sosyal mecrada her türlü insan var, burada yazdıklarından dolayı başları belaya girmesin diye böyle bir yol izlemiş olabilirler. Belki takma isimlerle daha rahat yazıyordur bu arkadaşlar. Ama ben kendi ismimle yazmayı seçtim. Hem nick alsam eminim gider “çikolatalıpastayısevenadam” gibi saçma sapan bir nick alır dünya aleme rezil olurdum.
7. Yazdıklarınızda gerçeklik hep ikinci planda mıdır, yani sanal dünyada herşey işin esprisi midir?
Gerçek dünya zaten yeterince sıkıcı ve kasvetli, bari sanal dünya eğlenceli olsun diye buraya komik taraflarını taşıyorum. Yoksa bugün dişim ağrıyor, yarın damağım şişti, öbür gün ayak küçük parmağımı karyolaya vurdum yazsam millet dertten tasadan helak olur. O yüzden hem ben eğleneyim, hem okuyanlar eğlensin diye gerçek hayatın esprili bölümlerini sanal dünyaya taşımaya çalışıyorum. Tabi farklı tarzda yazan arkadaşlar da oluyor, kimileri gerçek hayatın romantik taraflarını yazarken, kimi de gerçek hayatın memelerini sanal dünyaya taşıyor, dediğim gibi tercih meselesi bu.
8. Peki, yazdıklarınızı derlemeyi ya da kitap çıkarmayı hiç düşündünüz mü?
Twitter mikro blog sitesi olduğu için yazdıklarımız mikrobik etki yaratıyor, yani kişiden kişiye bulaşıyor, beğenildikçe paylaşılıyor, yayılıyor, lakin burada yazılanlarla bir kitap çıkarmak pek mümkün değil gibi. Çünkü 140 karakterle sınırlı küçük fikir silsileleri hepsi, kendi aralarında bir bütünlük dahi teşkil etmiyorlar, küçük çerez gibiler. Lakin ana yemeğimi blog’umda pişiriyorum, oradaki hikayelerimden kitap çıkarmayı düşünüyorum. Bir yayınevi ile görüştüm, inşallah yakın gelecekte bu proje gerçekleşir. Blogtaki en beğenilen 15 hikayemin yanında, yeni yazdığım 20-25 hikayemin de içinde bulunduğu bir mizah kitabı düşünüyorum. Belki bazı tivitlerim de çerez niyetine bu kitaba girebilir. Kitap olursa çok güzel olur, en büyük hayallerimden biri gerçekleşir. Ha olmadı sağlık olsun, ama inşallah olur ya kitap çok güzel, ama olmazsa illa olsun diye de bir şey yok, ama olursa çokzel olur, baktım olmadı hayata küsmem, ama bir olursa. “Ulan kitap çıkaracağına bir psikologa git, senin kafan çatlamış, kitap yazmak senin neyine” diyenlere de bir çift sözüm olacak, ama du bi dakika telefonum çalıyor
-alo?
-istiklal kaç kere söyleyecez, tamam dedik ya, kitap çıkacak işte, açılayabilirsin artık.
-aa Cem Mumcu bey, çıkar mı diyorsun kitap şimdi hocam, doğru söyleyin bak.
-olum manyak mısın sen, tamam anlaştık dedik ya?
-hakket mi la?
-bi yürü git delimanyak!
-ölümü öp bak!
-yok lan sana kitap mitap, git kumda oyna sen!
9. Sosyal medyanın sizce iyi ya da kötü yanları neler?
Sosyal medya sosyalleşmenin yollarından sadece bir tanesidir bence, topyekün kendisi değildir, kendimizi çok kaptırmamak gerekir. Çünkü dışarıda devam eden canlı bir hayat var, onu da ıskalamamak lazım. Ben sosyal medyanın iyi yanında ikamet ediyorum, yerim çok güzel, deniz kenarı, püfür püfür esiyor, her şey benim için olumlu. Çünkü gerçek hayatta öyle süper sosyal bir insan değilim, arkadaş sayım 2-3’ü geçmez, lakin sosyal mecralar sayesinde 6-7 arkadaş sayısına ulaştım ki bu benim için rekordur. Ama normalde çok sosyal olan, onlarca hatta yüzlerce arkadaşı olanlar için sosyal medyanın negatif etkisi olabilir. Normalde çok sosyal olan insan asosyal hale gelebilir. Her şeyde olduğu gibi burada da denge unsuru çok önemli. Sosyal mecrayı hayatımızın bir yerine koymalıyız evet ama asla merkezi olmamalı bu yer, güzel bir kenar köşe bulup oraya yerleştirmeliyiz, arada ziyaret edip halini hatırını sormalıyız.
10. Twitter’da takip edilen kişi olmak yani yazdıklarınızın sürekli izleniyor ve yorumlanıyor olması sizi rahatsız etmiyor mu, neden?
Neden rahatsız etsin ki, bilakis mutlu oluyorum, yazdıklarımın paylaşılması hoşuma gidiyor, kendim eğlenirken başkalarının da eğlenmesi çok güzel bir şey. Çok güzel geri dönüşler de oluyor hem, gelen mesajlarla ben de eğleniyorum. Tabi takipçi sayısının artması insanda bir baskı yaratıyor bunu kabul etmek lazım. Twitter’a girdiğim ilk 3 ayın sonunda beni 140 kişi takip ediyordu misal, o zaman daha rahat ve pervasız yazabiliyordum. Lakin ben bu baskıyı kendimce hafifletiyorum, sonuçta twitter’da yazdıklarım çok ağdalı, çok suyla sabunla ilişkili şeyler değil. Gündelik hayatla ilgili, herkesin yaşadığı, başlarına gelen komik olaylarla ilgili paylaşımlar. Hal böyle olunca baskı da az oluyor, mutlu mesut yazıyorsun. Tabi arada toplumsal olaylara da kayıtsız kalamıyorsun, yeri gelince veriyorsun eleştirel tiviti, veriyorsun kendince ayarı, o ara karşıt fikirde olanlar bir geliyor, sonra sessizce dağılıyorlar, sen de yoluna devam ediyorsun. Twitter’ın değişmez ritüeli oldu bu, herkes alıştı bu duruma.
11. Bir gün Twitter yok olsa... ?
Nası yok olsa?!! Hadi canım…bi duyum mu aldın bacım, bak bir şey biliyorsan hemen söyle, evhamlı insanım ben, nası ya, yazıyorduk güzel güzel, dur daha kitap çıkacak hem, haydaa röportaj da güme gider bak, abla şaka de bak ne olur. Sevil hanım bi ses verin, sordun soruyu gittin ya. Alla alla, dur ben bunu bir araştırayım, boşuna mı yazdık o kadar, 5000 küsur tivit bu ablacım, ulan bilseydik hesabı devir filan ederdim. Şimdiye duymuştur millet, Allahtan google+ hesabı da açtım. Lakin orası da süslü facebook gibi, hiç hazzetmedim. Şimdi onca takipçiyi bırakıp facebook’a akrabaların yanına mı dönücem, ilkokul arkadaşlarımla ilkokul öğretmenimi tekrar ziyaret mi edicem, yooo yoo olamaz bu. Twitter yok olsa ha, ulan sırf buna içilir dur.
12. Son olarak sosyal medya tutkunlarına neler söylemek istersiniz?
Araştırdım kapanmıyormuş Twitter, önceki soruya paniklemekten bu soruya konsantre olamadım. Sosyal medya tutkunlarına neler mi söylemek isterim.. Çok tutmayın, aşırı tutkunluk iyi bir şey değil, fazla ciddiye almayın, sonuçta sanal alem bu, gerçek hayatı yaşayın, çıkın dışarı top filan oynayın, gezin tozun, komşuya gidin, altın gününe gidin. Altın günü deyip geçmeyin ha, bi çeyrek olmuş 185 lira, iyi para var o işte, hem yediğiniz börekler kısırlar da yanınıza kar kalıyor. Son bir cümle kurmak istiyorum: “Herkese hayırlı işler!”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

